Navigation

İşçi Sınıfının Kadınları Mücadeleyle Özgürleşir

Sınıfımızın devrimci kadınları bugünün devrimci işçi kadınlarına yol göstermeye devam ediyor. Bizler bir taraftan mücadelemizi sürdürürken, diğer taraftan da zafere ulaşmak için işçi sınıfının kadın devrimci önderlerinden ve onların mücadele dolu hayatlarından öğrenmeye devam edeceğiz. Başta Ekim Devriminin kahramanı olan devrimci kadınlar olmak üzere işçi sınıfının mücadelesinin devrimci kadınlarını gururla hatırlayacağız.

Her gün işte, sokakta şiddete uğrayan, her yerde görmezden gelinen kadınların sorunları saymakla bitmez. Bizler bu ve benzeri sorunların bilincinde olan kadınlar olarak bir araya gelip “evet bizler kadınlar olarak bu sorunları yaşıyoruz, peki bunun çözümü nedir?” diye kafa yormaya başladık ve işçi sınıfının mücadele tarihindeki kadın devrimcilerin mücadelelerinden öğrenmeye karar verdik.

Bizler kadına yönelik her türlü şiddetin biz mücadele edersek son bulacağına inanıyoruz. Bunun yolu da geçmişte işçilerin ve kadınların mücadelesine büyük katkıları olan kadın devrimcilerin deneyimlerini ve mücadele azimlerini örnek almaktan geçiyor. Hayatlarını işçi sınıfının mücadelesine adamış bu kadın devrimci önderler her daim bugünün ve geleceğin kadın işçilerine muazzam bir deneyim miras bıraktılar. “Kadın ne anlar siyasetten” diyen erkek egemen zihniyete pirim vermeyen bu kadın devrimciler bu anlayışı boşa çıkararak kadınların isterse dünyayı değiştirebileceğini kanıtlıyor.

8 saatlik işgünü için mücadele eden ve bir dokuma fabrikasında yanarak can veren kadın işçilerin katledilişlerinin anısına 8 Mart’ı dünya emekçi kadınlarının mücadele günü olarak bize miras bırakanlar Clara Zetkin gibi devrimci kadınlardı.

Kadınların mücadeleyle özgürleşebileceğine inanan diğer bir kadın devrimci de Rosa Luxemburg’du. Rosa, Almanya’da sosyal demokratların savaş kredilerine onay vermesine şiddetle karşı çıkan ve bu uğurda mücadele veren bir kadın devrimcidir. Marksist fikirleri benimseyen, işçi sınıfı içinde örgütlü bir mücadele yürüten Rosa işçilerin örgütlü gücü olmaksızın bir devrimin gerçekleşemeyeceğine inanıyordu.

Burjuva bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Kollontay da hayatını devrimci mücadeleye adayan diğer bir devrimci kadındır. Eşinin işi vesilesiyle yaşadığı şehrin dışında 12 bin kişinin çalıştığı dokuma fabrikasına ziyarete gittiğinde işçilerin zorlu hayat mücadelesiyle tanışır. Kollontay işçilerin böylesine köleleştirildiği ve sömürüldüğü koşullarda kendisinin de artık bunlara gözlerini kapatarak mutlu ve huzurlu yaşayamayacağına karar verdi ve hayatı boyunca devrimci mücadelenin bir parçası oldu.

Kadın devrimcilerin hayatlarını ve deneyimlerini birkaç satırla anlatmakla bitiremeyiz. Bugün dünyanın her yerinde emekçi kadınların kapitalizme karşı mücadelesi devam ediyor. İzlanda’da erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen %30 daha düşük ücret alan kadın işçiler bu haksızlığa boyun eğmeyerek alanlara çıktılar. Polonya’da kadınlar kürtaj yasağına karşı mücadeleye ediyorlar. Arjantin’de binlerce kadın 16 yaşında küçük bir kıza tecavüz edilmesinin ardından sokaklarda tepkilerini haykırdılar. Türkiye’de de kadın işçiler dünyanın diğer ülkelerindeki sınıf kardeşleri gibi kapitalist sömürü düzeninin sebep olduğu sorunlarla boğuşuyorlar.

Sınıfımızın devrimci kadınları bugünün devrimci işçi kadınlarına yol göstermeye devam ediyor. Bizler bir taraftan mücadelemizi sürdürürken, diğer taraftan da zafere ulaşmak için işçi sınıfının kadın devrimci önderlerinden ve onların mücadele dolu hayatlarından öğrenmeye devam edeceğiz. Başta Ekim Devriminin kahramanı olan devrimci kadınlar olmak üzere işçi sınıfının mücadelesinin devrimci kadınlarını gururla hatırlayacağız.