Navigation

Gezegeni Kim Yiyip Bitiriyor?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Kuraklık, buzulların erimesi, nesli tükenen canlılar, yoğun hava kirliliği! Dünyamız bir yok oluşa doğru sürükleniyor. Sorun ortada, burjuva bilim insanları da bunu inkâr etmiyor. Ama sorunun asıl müsebbibi teşhir edilip ona karşı mücadele edilmedikçe bu felâketten kaçılamayacağı da ortada.

Burjuva gazetelerde gezegenin yok oluşa sürüklenmesi ile ilgili yazılıp çiziliyor. Suçlu, muğlâk bir tanımlamayla “insanlık” olarak gösteriliyor. Elbette suçlu olanın insanlar olduğu su götürmez bir gerçek. Ama hangi insanlar? Suçlu olan tüm insanlık mı, insanların bir bölümü mü? Nasıl bir düzende yaşıyoruz ki “insan” dünyaya zarar veriyor? Dünyamız bu hale nasıl geliyor? Gezegenin gidişatı ile ilgili ortaya koyulan sorunlar doğru. Problem, asıl suçlunun gizlenmesidir. O gazetelerin asıl suçlunun kapitalist sınıf olduğunu gizlemesidir. Gerçek suçluya karşı oluşabilecek tepkilerin önünü tıkamasıdır. Zaten istedikleri tam da budur: Kapitalist düzene halel gelmesin de insanlık bütün suçu kendinde zannetsin yeter! İşte o gazetelerden bazı ifadeler:

· “Dünyanın sadece yüzde 0,01’ini oluşturan insanoğlu, canlıların yüzde 83’ünü yok etti.”

· İnsanlık, gezegendeki vahşi hayvanların yüzde 83’ünün, bitkilerin ise yarısının yok olmasına yol açtı.” 

· “Yaklaşık 4,5 milyar yıllık yaşam tarihinde dünyamızın bio-sistemi, şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı işgalci bir canlı türünün faaliyetleri sonucu son 30 yılda hızla yok olma sürecine girdi. Bu hesap bilmez canlı türü insandır!” 

· “Her şeyi öyle bir kirlettik ki artık mezarlardaki cesetlerimiz bile çürümüyor! Çünkü canlıları öldüklerinde moleküllerine kadar parçalayıp bio-sisteme geri dönmelerini sağlayacak toprakları, onlarca çeşit toksik kimyasal atıklarımızla hızla kirlettik.”

· İnsanlık dünyayı son 200 yılda yedi bitirdi.”

· İnsanlar 500 yılda 322 hayvan türünü yok etti.”

· “Yeryüzünde yaşamın devam edebilmesi için gereken doğal kaynakların üçte ikisi insanlar tarafından hızla tüketilmektedir.”

· “Atmosfer çevresini de uydu çöplüğüne çevirmeye başladık.”

· “Ne yazık ki gezegenimiz 6. Kitlesel Yok Oluş Sürecine girmiş oldu. Bu sefer sahnede insan faktörü var.”

· “Dünya nüfusu 1830’da 1 milyarken, 2002’de 7 milyarı geçti. İnsan nüfusu 182 yılda 7 kat arttı.  Son ekolojik göstergeler 7 milyarlık insan popülasyonunun 4 milyarının artık fazlalık olduğuna işaret etmekte.”

İşte bu ifadeler toplumun gerçek suçluyu anlayıp ona karşı mücadele etmesinin önüne koyulmuş zihinsel bariyerlerdir. Çünkü sorunu yaratan tüm insanlıksa, bu durumda insanlık insanlığa karşı mı mücadele edecek? Suçlu belli değilse kime karşı, neye karşı mücadele edeceğiniz de belli değildir. Böylece sorunun asıl mağduru olan işçi-emekçi kesimlerin kafası karıştırılıyor. Zaten burjuva gazeteciler, yazarlar, bilimciler aynı mavalları okuyup durmuyorlar mı? Peki, sonuç nedir?  Sonuç maalesef yok oluşa doğru bir adım daha yaklaşmak!

Tüm veriler gösteriyor ki, gezegenimize kapitalist kâr düzeni kadar zarar veren bir toplumsal düzen hiç olmadı. Sanayi devrimiyle birlikte kapitalist sistem yaklaşık 250 yıl içinde dünyayı büyük oranda tahrip etti. Burjuvazi küresel ısınmanın sorumlusu olarak aşırı nüfusu ve bu nüfusun enerji israfını gösteriyor. Oysa bireylerin yol açtığı enerji israfı toplam enerji israfının ancak yüzde 10’unu oluşturuyor. Geri kalan yüzde 90’ının müsebbibi ise insanın yanı sıra doğanın da acımasızca sömürülmesine ve yağmalanmasına dayanan kapitalist üretim biçimidir. Zararlı gazlar çoğunlukla ağır sanayi üretimi, termik santraller, petrol ve kimyasal maddelerin üretimi sırasında açığa çıkarlar. Ayrıca ormanlık alanları yok eden bu vahşi kapitalist düzen, ortaya çıkan zararlı atıkların atmosfere etkisini daha da arttırmaktadır. Milyarlarca işçi ve emekçinin kurulan fabrikalar, termik santraller, yok edilen ormanlar vb. üzerinde hiçbir söz hakkı yokken, gerçek suçlu işçi ve emekçiler olabilir mi? Nüfus meselesine bakarsak, yapılan üretimin milyarlarca emekçinin yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gerçekleştirilmediği açık değil midir?  Ayrıca nüfusun bu denli artmasının müsebbibi de ucuz işçi ordusu isteyen kapitalizmdir. “1-2 çocuk yetmez 3-5 tane lazım” diye ültimatomlar verenler kimlerdir? Kimi küçük-burjuva çevreciler de ekolojik sorunları teknolojinin gelişmesine ve sanayileşmeye bağlamakta ve teknolojiyi ret noktasına çıkmaktadırlar. Oysa sorun, teknoloji ve sanayinin kapitalist kâr düzeninin yasalarına tâbi olmasıdır ve ortadan kaldırılması gereken de teknoloji ve sanayi değil kapitalizmdir.

Sorunun gerçek kaynağının görülmesini engellemeye çalışan egemenler, dünyayı kirleten kendi sistemleri değilmiş gibi, meseleyi, çevreyi temiz tutmaya, yere tükürmemeye, ozon tabakasını delmemek için aşırı parfüm tüketmemeye vb. indirgiyorlar.  Tekellerin elindeki nükleer, biyolojik, kimyasal silahlar gezegeni yok edecek gücü çoktan aşmış durumdayken, kapitalistler ve onların bilimcileri iklim anlaşmaları ve çevre günleri ilan ederek, toplumun gözünde suçlarını hafifletmeye çalışıyorlar. Kimi burjuvalar da iklim zirvelerinde gezegenin gidişatıyla ilgili önlem alınması için timsah gözyaşları döküyorlar. Sonra bu önlemlerin kâr oranlarını düşürdüğüne ve rekabet gücünü zayıflattığına kanaat getirip, bir zamanlar imza attıkları anlaşmalardan bir bir geri çekiliveriyorlar. Zaten sermayenin doğayı yağmalamaktan ve tahrip etmekten vazgeçmesini beklemek, emeği sömürmekten vazgeçmesini beklemek kadar abestir. Çünkü kapitalizm işçi sınıfını sömürmeden ve doğayı katletmeden yaşamını sürdüremez.

Bu nedenle, gerçek düşman olan kapitalist düzen hedef tahtasına koyulmadıkça ve işçi sınıfı bu sömürü düzenine karşı ayağa kalkmadıkça dünyamız yok oluş sürecinde ilerlemeye mahkûmdur. Ya kitlesel yok oluş ya da tüm zamanların en iyi kurtuluşu olacak olan toplumsal devrim!