Navigation

“Ayaklar” Kim, “Babayiğitler” Kim Ola?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

“Ayaklar baş olmaz” buyurmuş paşa

Belli ki bilmiyor ayak ne baş kim?

Kim pişirmiş baksa yediği aşa

Sırtını verdiği duvar kim taş kim?

Hatırlanacağı üzere emekçilere “haddinizi bilin AYAKLAR baş olmaz” buyurmuştu bir sermaye temsilcisi. Patronlara ise “BABAYİĞİTLER” kelimesini uygun görüyor kendisi. “Mademki bu babayiğit arkadaşlarımız çıkıp ellerini taşın altına soktular” diyor Cumhurbaşkanı Erdoğan, “bize de onlara gereken her yerde omuz vermek, destek vermek düşer. Şimdiden ilan ediyorum, piyasaya süreceğiniz ilk otomobilin bedelini ödemek şartıyla taliplisi de benim”.

Evet kardeşler, yukarıdaki “ayaklar” kimin ayakları bilinmez ama “babayiğitler”in kimin babayiğitleri olduğu belli. Türkiye Cumhuriyetinde yaşar bu babayiğitler. Uluslararası alanda hareket etme kabiliyetleri ve olanakları vardır. Bugün Türkiye sınırları içinde fabrika açar “Türkiye sever” olurlar, sonra diyelim Çin’de fabrika açar “Çin sever” olurlar. Ama yanılmamak lazım, onlar aslında bütün dünyayı severler. Kârları arttığı, cüzdanları şiştiği ve iktidarları devam ettiği sürece her yer onların vatanıdır. Erkek işçi arkadaşlarımız ilgileri itibarıyla daha iyi bilirler; Şu süper ligde oynayan futbolcular var ya hani, hangi takıma transfer olurlarsa çocukluğunda bile o takımı tuttuğunu söyleyen futbolcular, işte onun gibidir bu babayiğitler. Aslında vatanları yoktur. İşçilere yapıldığı gibi, vizelerle, doğdukları topraklarda ölmeye mahkûm endemik bitkiler gibi değillerdir. Canları nereye isterse oraya gider, orada açar, orada kokar, oralı olurlar. Erdoğan da bu durduğu yerde duramayan yani işçiler gibi doğduğu topraklarda ölmeye mahkûm olmayanları yani kapitalist efendileri çok seviyor. Özal da “ben zenginleri severim” demişti ya. Yeter ki ara,  üzerine basacağın bir ayak izi bulursun mutlaka.

Biz işçiler bu memleketin insanı değilmişiz gibi “üvey” muamelesi görüyoruz her zaman. Ücretimiz asgari. 1451 lira yani. Doymuyoruz. Çoluğu çocuğu okutamıyoruz. Kiramızı ödeyemiyoruz. Et denen şeyi yılda bir bayramdan bayrama ya görüyoruz, ya görmüyoruz.  Devletin verdiği  %3-5 zam. Bize kalan tek yol örgütlenip GREV YAPMAK. Ama önümüzde o kadar büyük bir engel var ki: Devlet. Devleti yönetenler “BABAYİĞİTLERİ” sevdiği için hemen onlardan yana olup bizim grevleri yasaklıyor. “Ayaklarla” “babayiğitler” karşı karşıya gelince babayiğitlerden taraf oluyor. Bizim geçinmek, çoluk çocuğumuzun rızkını kazanabilmek için yaptığımız grevler onlara SUİİSTİMAL ARACI olarak görünüyor. Bizi vicdansızca uzun saatler düşük ücretlerle çalıştırıp zengin olanlar ise BABAYİĞİT oluyor. Bakın Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor: “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Hükümetimiz yatırım yapmak isteyenler için ciddi teşvikler sağlıyor.”

Ve o hükümet, “babayiğitleri” zarar görmesin, daha çok kâr etsin diye sopasını alıp hemen karşımıza dikiliyor. OHAL’i sopa gibi başımıza vurup duruyor. Geldiği günden beri bize olan sevgisini sempatisini aşağıdaki fiilleriyle çoktan ispatladı. Anlarsak!

· AKP hükümetinin yasakladığı ilk grev 1 Temmuz 2003’te Petrol-İş’in örgütlü olduğu Petlas Lastik Sanayi ve Ticaret AŞ’deki grev oldu.

· Hükümet 8 Aralık 2003’te, Kristal-İş üyesi 5 bin Paşabahçe işçisinin grevini daha başlamadan yasakladı.

· Camda yasağın kalkmasının ardından, Paşabahçe işçileri 30 Ocak 2004 günü greve yeniden başladı. Ancak AKP, grevi ikinci kez yasakladı. “Milli güvenliği bozucu” gerekçesine “genel sağlığı bozucu”luk gerekçesi de eklendi.

· 21 Mart 2004’te Lastik-İş’in toplu iş sözleşmesi görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlanınca 20 ayrı fabrikada 5 binin üzerinde işçinin aldığı grev kararı Bakanlar Kurulu tarafından yasaklandı.

· 1 Eylül 2005’te, Türkiye Maden-İş’in örgütlü olduğu Erdemir Madencilikteki grev yasaklandı.

· 27 Haziran 2014’te 5 bin 800 işçinin Şişecam’a bağlı 10 cam fabrikasında 8 gündür sürdürdüğü grev, genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle yasaklandı.

· 21 Temmuz 2014’te Bakanlar Kurulu, Çöllolar Kömür Sahası işyeri ile Çayırhan Kömür İşletmesinde, Türkiye Maden İşçileri Sendikası tarafından alınan grev kararını, genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle yasakladı.

· 30 Ocak 2015’te Bakanlar Kurulu, Birleşik Metal-İş’in 22 fabrikada uyguladığı grevi yasakladı.

· Hükümetin OHAL’i fırsat bilerek yasakladığı ilk grev Asil Çelik oldu. Toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşmaya varılamaması üzerine Asil Çelik’te 18 Ocak 2017’de başlayacak grevi yasakladı.

· Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu EMİS’e bağlı işyerlerinde 20 Ocak 2017’de başlayan grev, Erdoğan’ın da imzasının bulunduğu bir kararla milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçe gösterilerek yasaklandı.

· 20 Mart 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, Akbank grevi ekonomik ve finansal istikrarı bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle başlamadan yasaklandı.

· 22 Mayıs 2017 tarihli Resmi Gazete’de yer alan kararla Şişecam işçilerinin 24 Mayıs 2017’de başlatacağı grev milli güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle başlamadan yasaklandı.

· Mefar İlaç Fabrikasında toplu sözleşme görüşmelerinden sonuç alınamaması üzerine alınan grev kararı Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. 5 Haziran 2017 tarihinde alınan kararda, “genel sağlığı bozucu nitelikte görüldüğünden” ifadeleri yer aldı.

· Ve son olarak 26 Ocakta, 130 bin metal işçisinin 2 Şubatta başlayacak olan grevi “milli gevenliği tehdit” gerekçesiyle yasaklandı.

Evet sevgili sınıf kardeşlerim! Bazıları zengin sever zenginin safında durur, “babayiğit” sever patronların safında durur. Siz kimi seversiniz? Kimin safında durursunuz?