Navigation

Anormali Normalleştiren Sermaye Medyası

Sıradan bir gün, sıradan televizyon haberleri. Bir haber bülteninde “ilginç görüntüler” adı altında geçen haberlerden bir tanesi: “Annesinin elini bırakıp koşmaya başlayan çocuğa hızla gelen araba çarpıyor ve çocuk metrelerce öteye savruluyor.” Bir diğeri: “Boğaziçi köprüsünden kendini boşluğa bırakan genç, birkaç dakika önce polisler tarafından selfie fotoğrafının karesine alındı.” Başka bir örnek ise şu: “Mahallede el ele yürüyen çifte, burada böyle yürüyemezsiniz dedi ve erkeğe gücü yetmeyince yanındaki kadına vurmaya başladı.”

Televizyon spikeri bu görüntüleri sunarken, “ilginç görüntüler” başlığı altında ve komut almış robot misali, duygusuz ve sıradan bir durum gibi sunuyor. Böyle sarsıcı haberlerin arasına ise “ne alâkası var” diyeceğin garip, tutarsız haberler yerleştiriyorlar. Ara ara kahkaha efektleri vererek aynı zamanda komik görüntüler ve daha birçok gariplik. İzleyiciye bütün bunlar normal, günlük yaşantımızın sıradan birer parçasıymış gibi gösteriliyor. Fakat insan olarak düşünüldüğünde, bu görüntüler ilginçlikten ziyade tam anlamıyla vahşet görüntüleri değil midir?

Bunlar ve bunlara benzer vahşet görüntüleri sıkça karşımıza çıkıyor. Her biri hayatımızın normal bir parçası olarak kanıksatılmak isteniyor. Çünkü kapitalist egemenlerin elinde bulunan medyanın amacı insanları “bilgilendirmek”, “gündemden haberdar etmek” değil. Tam tersine “herkes kendi başınadır, kendini kurtar” zihniyetini benimsetmek, gerçekliği ters yüz edip sahibinin sesi olmak, sahibinin çıkarları doğrultusunda yayın yapmaktır. Medya burjuvazinin kullandığı en etkin silahlardan biridir ve bu silahı başta işçi sınıf ve örgütsüz kitleleri yönlendirmek için kullanır. Körleşen, topluma karşı sorumluluk duygusunu yitiren, vicdanını kaybeden, bencilleşen, sorgulamayan, birbirine güvenmeyen, dayanışma, paylaşma ve insani duyguları unutturulan bireyler yaratmak yalnızca egemenlerin çıkarınadır. Çünkü bu sayede kimse kapitalist sömürü düzeniyle uğraşmaz, çünkü birbirine düşmüş insanlar bataklıkla değil sineklerle uğraşırlar.

Sürekli damlayan suyun kayayı aşındırması gibi sermaye medyası eliyle her geçen gün insanların olumlu duyarlılıkları aşındırılıyor. Bir kadının on beş yerinden bıçaklanarak öldürülmesine tepki duymak yerine, “kim bilir ne yapmıştır”, “hak etmiştir”, “kadınlar da artık söz dinlemez oldu, hep oluyor bunlar” denebiliyor. Ya da bir genç kızın tecavüze uğrayarak katledilmesine “tek başına dışarı çıkmasaydı”, “o saatte dışarıda ne işi var”, “kısa etek giymeseydi” gibi yanıtlar verilebiliyor.

Film ve dizilere baktığımızda, bunların şatafat, lüks, yalan, aldatma, silah, mafya, hızlı tüketilen duygular, tatminsizlik, zengin olma hayalleri, kıskançlık, bencillik, rekabet temaları üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Kadınlara “sen daha iyilerine layıksın, daha fazlasını iste”, erkeklere “sen daha güçlüsün, daha da güçlü olabilirsin, daha zengin olabilirsin” duyguları aşılanıyor. Dürüst davranan, yalan söylemeyen, eşini dostunu aldatmayan, bu düzene karşı öfke duyan insanlar “anormal” gösterilirken, namussuzlar “normal” gösteriliyor.

Bu düzenin sahipleri, egemenleri, işçi sınıfının elinde bulundurduğu gücün pekâlâ farkında. Bu yüzden kapitalizmin hükmünü devam ettirebilmesi için işçi sınıfının paramparça edilmesinin, daha da karanlığa saplanmasının yollarını arıyorlar. Fakat korkunun ecele faydası yok, kapitalizm kendisiyle birlikte yarattı mezar kazıcılarını. Büyük yangınların bile bir kıvılcımla başladığını unutmadan yolumuza devam ediyoruz.