Navigation

21. Yüzyılda Köle Ticareti ve İnsan Kaçakçılığı

Avustralya merkezli İnsan Hakları Kuruluşu Walk Free tarafından yayımlanan “Küresel Kölelik Endeksi” raporuna göre Türkiye 185 bin 500 köle ile 162 ülke içinde 105. sırada yer alıyor. Çağdaş köleliğin dünya ortalamasını yüzde 20 olarak açıklayan Walk Free raporunda, Türkiye başta çocuk yaşta evlilikler olmak üzere, insan istismarında Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada bulunarak şampiyonluğu kimseye kaptırmıyor.Rapor, zorla ya da borçlandırılarak çalıştırılanları, insan kaçakçılığına kurban gidenleri, seks işçiliği yapanları ve zorla evlendirilen insanları kölelik kapsamına alıyor. Dünya genelindeki 162 ülkede 30 milyon insanın köle olarak çalıştırıldığı söyleniyor. Yaklaşık 14 milyon köleyi barındıran Hindistan, listenin başında yer alırken, Çin, Pakistan, Özbekistan, Rusya ve Nijerya ise hemen onun ardından geliyor. Avrupa ülkeleri son sıralarda yer alıyor olsa da, köle oranlarının bu ülkelerde geçmişe nazaran 6 ilâ 10 kat arttığı raporda dile getiriliyor.

ABD’de kapitalistlerin, Afrika kıtasındaki siyahları “Tumberio”  (ölü taşıyıcı) adlı köle gemileriyle Amerika’ya getirerek, en ağır şartlarda çalıştırmaları üç yüzyılı aşkın bir süre boyunca devam etmişti. Bu gemilerde erkekler güverte altında üst üste yığılıyor, ayaklanıp gemideki tüm beyazları öldürürler korkusuyla da zincirlerle bağlanıyorlardı. Bazı tarihçilerin yorumuna göre 12 milyon civarında Afrikalı, bu şekilde Tumberioların yolcusu olmuşlar. Başka kaynaklara göre ise bu rakam 25, hatta 40 milyona kadar çıkmaktadır. Bernardin de Pierre, kitabında bu vahşi tabloyu şu şekilde değerlendiriyor:  “Avrupalıların mutluluğu için şekerin ve kahvenin gerekli olup olmadığını bilmiyorum. Fakat bu iki ürünün dünyanın iki kıtasında mutsuzluğa yol açtığını biliyorum.”

İnsanlık onurunu ayaklar altına alan kölelik, 19. yüzyılın başlarından itibaren yasaklanmış olsa da, biçim değiştirmiş olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. İnsanlık tarihinin kara bir lekesi olarak tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor.

Kara kıtadaki mutsuzluk ve vahşet, Avrupalı tacirlere öylesine devasa bir zenginlik kazandırmıştır ki, günümüz dünyasının en büyük banka ve sigorta şirketlerinin bazıları sermaye birikimlerini köle emeğine borçludurlar. İngiltere’de 25 Mart 1807’de, ABD’de ise Amerikan İç Savaşının (1861-65) hemen ardından yasaklanan kölelik, çeşitli kılıflar altında yıllarca sürdürülmüştür. 1963’te ABD’de, siyahlarla beyazlar aynı otobüslerde, aynı okullarda bir araya gelemiyor, hatta ve hatta aynı lokantada yemek dahi yiyemiyorlardı.

21. yüzyılda da durum pek farklı değil. Köle ticaretinin yaklaşık 200 yıldır yasak olduğu İngiltere’de, yurtdışından getirilen kadınların havalimanlarında açık arttırmayla satıldıklarını biliyoruz. “Uygar” Avrupa’nın tam ortasında, gencecik bedenler birer meta gibi 8000 sterline varan fiyatlarla alınıp satılarak, yeni sahipleri tarafından sık sık tecavüze uğruyor ve seks kölesi olarak efendilerine günde 800 sterline kadar para kazandırıyorlar. Yine son dönemlere kadar İngiltere’de göçmen hizmetçi olarak evlerde çalışan kadınların, çalıştıkları aileyi ve işlerini değiştirme hakları yasalarla sınırlandırılıyordu. Başka işe girme haklarını, ancak belirli durumlarda; asgari ücretin altında ücret verildiği, dövüldükleri veya cinsel istismara maruz kaldıkları ispatlanabilirse kullanabiliyorlardı.

İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesinin haberine göre, göçmen işçilerin 50 dereceye varan sıcaklık altında, günde 17 saate varan sürelerle çalıştırıldıkları, susuz bırakılıp pasaportlarına el konularak, kaçmamaları için aylarca ücretlerinin ödenmediği ifade ediliyor. “Modern dünya”nın hali böyleyken burjuvazi günah çıkartma ayinleri gerçekleştirmekten, medyaya ve emekçilere şirin gözükmeye çalışmaktan, yıllarca işkence ettiği Afrikalılardan özür dilermiş gibi yapmaktan da geri durmuyor. Her yılın Ekim ayında “Siyahların Tarihini Hatırlatma Ayı” olarak anma törenleri gerçekleştiriyor!

Dünyada her yıl yüzde 80’i kadın olmak üzere 600 bin ilâ 800 bin kişi insan kaçakçılığının kurbanı oluyor. Sadece Avrupa Birliği ülkelerine yasadışı yollarla getirilen kadın ve çocukların sayısı yüz binlerle ifade ediliyor. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) raporuna göre ise dünya genelinde 246 milyon çocuk sömürülüyor. Avrupa’ya her yıl doğu Asya ülkelerinden getirilen 18 yaşın altındaki 400 bin kız çocuğu para karşılığında alınıp satılıyor.

ILO’nun araştırmasına göre, zorla çalıştırılan işçiler sayesinde dünya çapında 150 milyar dolar (yaklaşık 315 milyar TL) yasadışı kâr elde ediliyor. Dünya çapında yaklaşık 21 milyon kişi zorla çalıştırılıyor ve yasadışı kârın 99 milyar doları ticari cinsel istismardan, 34 milyar doları inşaat, imalat, maden ile su, elektrik ve ulaşım hizmetlerinden, 9 milyar doları tarım, ormancılık ve balıkçılıktan, 8 milyar doları ise ev içi işçilikten elde ediliyor. ILO Genel Direktörü Guy Ryder, modern köleliğin yeni bir evreye girdiğini dile getiriyor ve bu kara tablo karşısında şaşkınlaştığından söz ediyor. Sorunu budalaca bir şaşkınlıkla karşılayan burjuva ideologlar, bilinçli bir şekilde hedef saptırma gayreti içindedirler. Kapitalist sistemin, kölelik koşullarının bizatihi yaratıcısı olduğunu ve bu sömürü sistemi var olduğu müddetçe de çok daha sancılı ve can yakıcı sorunlara gebe olacağını dile getirmeyen burjuva ideologlar, sistemi aklamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Gerçekler kapitalizmin ne kadar çürümüş ve yozlaşmış bir sistem olduğunu yeterince ortaya koyuyor. Kapitalizm miadını doldurmuştur. Tarihin çöp tenekesine fırlatılacağı günü beklemektedir. Modern köleleri yaratan bu sistem Spartaküslerini de yaratıyor. Bir gün gelecek isyan ateşi tüm dünyayı kasıp kavuracak ve kapitalizm denen modern kölelik sistemi bir daha sömürünün hiçbir türüne meydan verilmeyecek şekilde tarihe gömülecek.