Navigation

Levent Toprak

Krizde Sermayenin Yönelimleri

İktidar, krizi kendisi açısından hasarsız atlatma ve hatta bazı bakımlardan fırsata çevirme uğraşı içinde çeşitli tedbirleri gündeme getirirken, çeşitli patron örgütleri, uluslararası kuruluşlar, esnaf örgütleri de kriz vesilesiyle talepler ve çözümler ileri sürüyorlar. Bu çevrelerin hemen hepsi devletten krize karşı kendilerini koruyacak önlem ve düzenlemeler talep ederken; DİSK ve KESK bir yana, büyük işçi sendika konfederasyonlarının pek sesi soluğu çıkmıyor.

Hegemonya Krizi G7’de

Dünya uzunca bir süredir dikkat çektiğimiz üzere bir kriz, savaş ve toplumsal isyanlar dönemine girmiştir. Birleşmiş Milletlerinden, Dünya Ticaret Örgütüne, NATO’ya, hatta AB’ye varıncaya kadar bu eğilimler kendisini göstermektedir. G7 zirvesinde yaşananlar bunun sadece son bir örneğidir.

24 Haziran’a Giderken

Toplumdaki hoşnutsuzluk artmış, nüfusun en az yarısını oluşturan muhalif kitlelerde seçim süreciyle birlikte bir siyasal hareketlenme ve moral motivasyon başlamıştır. Özetle hava değişmiştir. Toplumda bu gidişatın değiştirilebileceğine dair iyimser ve hatta coşkulu bir hava oluşum halindedir. Bu durumda tek adam rejimine karşı, seçimleri dışlamayan ama ona endekslenmeyen bir mücadele hattı izlemek en doğru yoldur. Seçime endekslenmeyen böyle bir hat, aynı zamanda bu olumlu havanın hayal kırıklığına dönüşmesini engellemek için de elzemdir.

İtalya’da Sol: Reformizmin Kıskacında Bir Çöküşün Hikâyesi

Mart ayı başında İtalya’da yapılan seçimlerin sonuçları ortaya çarpıcı bir tablo koymuştur. Bir yanda gelişmiş kapitalist ülkelerde son dönemde giderek güçlenen aşırı sağ ve faşist eğilimlerin bir örneği daha yaşanırken, diğer yanda İtalya gibi sol geleneğin hayli güçlü olduğu bir ülkede solun adeta sandıktan silindiği görüldü. Bazı yönlerden ilk bakışta “şaşırtıcı” görünen soldaki dibe vuruşun ise dolaysız seçim bağlamının ötesinde ele alınması gereken yönleri bulunuyor.

“Bu Toprakların Gerçek Sahipleri”

Tüm varyasyonlarıyla “bu toprakların asıl sahipleri” söylemi kategorik olarak mahkûm edilmesi gereken bir söylemdir. Devrimci işçi sınıfının bakışında şu ya da bu topraklar hiç kimsenin malı olmayıp, barındırdığı tüm zenginliklerle gezegenin tamamı, üzerinde yaşayan milyarca işçi-emekçinin ortak malıdır. Diğer taraftan mesele “bu topraklara” ait olmak değildir. Mesele tarihin ve toplumsal hayatın asıl derin belirleyeni olan sınıf meselesidir, hangi sınıftan olduğundur, hangi sınıfın yanında durduğundur.

Vergilendirmenin Ekonomi Politiği

AKP hükümetinin hazırladığı bir torba kanun tasarısı içinde getirilmesi öngörülen bazı yeni vergi artışlarıyla esas olarak belirli işçi sınıfı katmanlarına ve küçük-burjuvaziye bindirilen yeni külfet, halkın vergiler altında ezilmesine dair eski sözü hatırlatır nitelikte olmuştur. Hele hele önümüzdeki dönemde yeni bazı artışların daha gündeme geleceği de göründüğünden bu sözler daha da yerini bulmaktadır.

Tarihsel İyimserlik, Gençlik ve Alâmetler

2000’lerden bu yana, dünya genelinde belli bir tarihsel süreklilik içinde kendini gösteren kapitalizm karşıtı hareketlenme, farklı kollardan dalga dalga ilerleyişi içinde bugünkü uğrağa gelmiştir. Sosyalizmi olumlu gördüklerini söyleyen gençlerin ondan tam olarak ne anladıkları konusunda da hayal görmüyoruz. Ama onların kapitalizm denen şeyden hoşnut olmadıklarını, ona alternatif bir şey olması gerektiği bilincine doğru ilerlediklerini ve tarihsel hareketin şimdilik bu uğraklardan geçmekte olduğunu görüyoruz. Bu uğrak işçi sınıfının da gençliğin de ölmediğini gösterdiği gibi, tarihsel iyimserlik dediğimiz şeyin kıymetini ve derinliğini de gösteriyor.

Charlottesville Ne Anlatıyor?

Trump’ın başkanlığa gelmesiyle birlikte genelde ırkçılığın, özelde de faşist it sürüsünün cesaret kazandığı ve daha taşkın davranmaya başladığı kimsenin gözünden kaçmıyor. Nitekim popüler medyada bile bu noktaya dikkat çekiliyor. Ancak mesele, “Trump geldi, bunlara cesaret verdi” denerek sınırlandırılabilecek bir mesele değildir. Charlottesville hadisesi, Trump gibi birinin ABD’ye başkan seçilmiş olmasını da içeren, günümüz dünyasında işlemekte olan derin süreçlerin çok çarpıcı bir uç verişidir.

İngiltere’de Seçim ve Kapitalist Çürüme

Kapitalist gelişmenin geldiği noktada ve kapitalizmin tarihsel çıkışsızlığının küresel olarak daha önce görülmemiş boyutlarda kendini duyurduğu bir tarihsel kesitte, burjuva siyasetindeki çürüme kimi temel görünümleri itibariyle gitgide daha fazla ortaklaşmakta. Bu çürümenin burjuva siyasetinde en belirgin ifadelerinden birkaçını, egemen politik güçlerin emekçi kitlelere güzel bir gelecek, pozitif bir perspektif ve umut veremiyor olmaları, politik rakiplerin umacılaştırılması, korku siyaseti, “güçlü liderlik” ve “istikrar” talebi olarak sıralamak mümkün. İngiltere ve Türkiye gibi son derece farklı tarihsel gelişme eğrilerine ve geleneklere sahip iki ülkede sadece son dönemlerde beliren siyaset manzaraları kapitalist dünya sisteminin geneli bakımından alttaki derin süreçlerin niteliğini daha net anlamak için bir veri sunuyor.

Faşizm ve İtalyan İşçi Hareketinin Deneyimi

İtalyan işçi sınıfının devrimci mücadelesi hem önceki devrimci gelenekleri daha da ilerleterek güçlendirmiştir, hem de, devrim fırsatı her ne kadar yitirilmiş olsa da, işçi sınıfı bu mücadeleden kazanımlarla ve moralli olarak çıkmıştır. Emperyalist ittifak ve İtalyan burjuvazisi işçi sınıfına diğer ülkelerdekinden çok daha fazlasını vermek zorunda kalmıştır. İtalyan işçi sınıfı bu geleneklerinin yaşadığını 20 yıl kadar sonra, 1968 dalgası sırasında yine fabrikaları işgal ederek bir kez daha göstermiştir. Hiç kuşkusuz bu gelenek kapitalizmin günümüzdeki krizi derinleştiği ölçüde yeniden coşkulu atılımların temeli olacaktır.

“Büyük Resim”

Egemenler tam da işçiler-emekçiler kendilerine ait büyük resimlere meylettiklerinde onlara büyük işlerle uğraşmamalarını, sıradan gündelik hayatlarının hayhuyu ile yetinmelerini telkin ederler. Sadece kendi “ekmekleri” ile ilgilenmelerini dayatırlar. Ekmek önemlidir, ama ne hayat ekmekten ibarettir, ne de birçok durumda büyük meselelerle ilgilenmeden ekmeği korumak ve büyütmek mümkündür. Lenin tam da bu yüzden işçilerin sadece ekmek sorunuyla ilgilenmeleri anlamına gelecek siyasi eğilimlere (ekonomizm) karşı amansız mücadele vermiş ve işçilerin doğru yaklaşıldığı takdirde büyük siyasi sorunlara ilgi göstereceklerini ve bunları anlayacaklarını söylemiştir.

Karanlık Dönemlerde İşçi Sınıfının Mücadelesine Dair

Genel olarak bakıldığında dünya işçi sınıfı hareketi ikinci emperyalist dünya savaşı sonrasındaki süreçte 60’lı ve 70’li yıllarda ulaştığı zirve noktasından sonra 80’li yıllarla birlikte önemli kayıplar yaşamış ve esasen gerilemiştir. 2000’li yıllarla birlikte tarihsel anlamda yeni ve uzun bir sınıf mücadeleleri dönemini haber veren bir hareketlenme ve mücadele eğilimi yeniden ortaya çıkmakla beraber, bu eğilim henüz 80’li ve 90’lı yılların kaybettirdiklerini geri kazandıracak noktaya gelmiş değildir. En önemlisi de hiç kuşkusuz sınıf bilinci ve örgütlülüğünün yaşadığı ağır kayıplardır. Yeni kuşaklar ile eski kuşaklar arasındaki bağlar ciddi bir yara almış, mücadele yoluna koyulan yeni kuşaklar eskinin paha biçilmez deneyimlerinden ciddi ölçüde mahrum biçimde el yordamıyla ilerlemek durumunda kalmışlardır. Dünya kapitalizminin ağır bir kriz içinde olduğu mevcut şartlarda bu hareketlerin yeni yükselişleri mutlaka olacaktır. Yeni yükselişler geldiğinde geçmişin yanılgılarından ne denli uzak durulabilirse hareketin başarıları o denli büyük olacaktır.

Türk Burjuvazisinin Demokrasiyle İmtihanı

İşçi sınıfının ve genelde emekçi kitlelerin demokratik özlemleri halen karşılanmış olmaktan uzak olduğu gibi, arada elde edilen bazı kazanımlar da bugünkü otoriterleşme sürecinin ökçesi altında unufak olmuştur. AKP hükümeti Kürt sorununun çözümü doğrultusunda adım atmak ne kelime bu taleplere savaş politikalarıyla yanıt vermektedir. Siyasi iktidarın “yeni anayasa”yla kastettiği şey tüm yetkiyi tek kişinin elinde toplayan, anti-demokratik özünü olduğu gibi koruyan bir anayasadır. Terörle mücadele yasası ağırlaştırılmış maddeleriyle olduğu yerde durmaktadır. İfade ve basın özgürlüğü katledilmiş durumdadır. İşçi sınıfının sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme özgürlüğü gasp edilmektedir. En ufak bir hak talebi gaddarca muamelelerle yanıtlanmakta, en temel demokratik haklar için yükseltilen mücadeleler ağır cezalarla karşılaşmaktadır. Tüm bunların gösterdiği gerçek şudur ki, Türkiye’de burjuva kapsama giren demokratik hak ve özgürlükler için bile çok güçlü, kitlesel bir işçi sınıfı mücadelesi gerekmektedir.

Dış Politikada Tornistanlar, 15 Temmuz ve Sonrası

Erdoğan’ın ve AKP iktidarının izlediği politikalar ve büyüttüğü gerilimler Türkiye’de çalkantılı gelişmeleri tetiklemiştir. Birkaç ay önce Atatürk Havalimanında gerçekleşen IŞİD katliamı da, kanlı 15 Temmuz darbe girişimi de bunun örnekleridir. Gelinen nokta Türkiye’nin emperyalist sistem içindeki köklü konumunun sorgulanır hale geldiği bir noktadır. Önümüzdeki dönemin Türkiye için bir istikrar dönemi olmayacağı açıktır. Çelişkiler sona ermiş değildir. Bir yandan Erdoğan’ın başını çektiği otoriterleşme sürecinin daha da ilerletilmesinin doğuracağı gerilimler ülkeyi beklerken, bir yandan da artan dış çelişkilerin daha zorlayıcı etkileri ufuktadır.

Bizans Zaptedilirken…

15. yüzyılda dünya tarihinde ne olduğunu doğru biçimde anlamak, tüm tarihe doğru biçimde bakmanın anahtarı olarak görülebilecek önemdedir. Bu, kapitalizmin kendisinden önceki tüm diğer sınıflı toplum biçimlerinden çok farklı, özgün niteliğini, tarihin gerçek akışının ne yöne işaret ettiğini ve giderek insanlığın gerçek kurtuluşunun maddi zeminini neyin döşediğini anlama fırsatı sunar.

Faşist Tırmanış Sürecindeki Çelişkiler

Erdoğan zulümle abâd olacağını sananların ne ilkidir ne sonuncusu. Tarihin tekerleği diğerlerini nasıl altına alıp yuvarladıysa onu da istisna etmeyecektir. Tarihe Marksist diyalektik gözle bakanlar iyimserliklerini ve umutlarını yitirmezler. Güncel süreçlerin karanlığına teslim olmak, yılgınlık, tarihe, toplumsal ve siyasal olaylara diyalektik bir gözle bakamayanların fıtratı olabilir ancak. Önemli olan kavgayı sürdürmek ve er ya da geç gelecek devrimci kaynamanın işçi sınıfının iktidarıyla sonuçlanmasını sağlayacak bir perspektifle hazırlanmaktır.

Göç, Mülteciler ve Kapitalizm

Kapitalizmin tarihi boyunca yaşanan göçlerde yer alan insanların hemen hemen tamamı zorunluluklar nedeniyle bu yollara sürüklenmişlerdi. İnsanların yaşamında ne büyük travmalar ve zilletler anlamına geldiği göz önüne getirildiğinde, göçün, çoğu durumda arzu edilir ya da tercih edilir bir şey olmadığı açıktır. Yeni bir hayat için uzak ülkelerin yoluna düşen yüz milyonlarca insanın hayatını travmatik biçimde değiştiren; sadece onların değil, geride bırakılan yurtların ve insanların ve gidilen diyarlardaki insanların hayatlarını derinden etkileyen göç sorununun nihai çözümü elbette salt kapıların açılması değildir. Bugün gelinen nokta itibariyle kapitalizm altında bu sorunun gerçek bir çözümü olamaz.

Ne Yapmalı?

Faşist tırmanış süreci hız kesmeden ilerliyor. Gün geçmiyor ki, bu tırmanışı somutlayan, onun basamaklarını oluşturan yeni bir gelişme olmasın. Gazetelere el koyma, Sur’a ve Silopi’de bazı mahallelere toptan ve acilen devlet kamulaştırması adı altında el konulması, yasaklanan Newroz kutlamaları, akademisyen ve aydınlara yönelik baskıların artarak devam etmesi, basına ve gazetecilere yönelik baskıların düzenli olarak ve çok yönlü artması, devlet memuru statüsündeki çalışanlara yönelik yeni baskı düzenlemelerinin hazırlanması, yasalardaki terör tanımının genişletilmesi hazırlıkları, kıdem tazminatı ve kiralık işçi büroları saldırıları vb. gitgide uzayan bir liste oluşturuyor. Kürt illerinde artık açıktan yürütülen sömürge savaşı, ülkenin dört bir yanında patlayan bombalar adeta normal addedilmeye başlanmış durumda. Faşist tırmanış süreci bu savaş ve bombalarla mahmuzlanarak yol alıyor.

Sivil Anayasa Diye Diye…

Yeni ve sivil bir anayasa sorunu, artık bir demokratikleşme sorunu olmaktan çıkmış, bir olağanüstü rejimin tesis edilmesi sorunu haline gelmiştir. İşçi sınıfı için yeni cehennemin taşlarının döşenmesi anlamına gelen böylesi bir anayasa sürecine sonuna kadar direnilmelidir. Meclis’te şu ana kadar yürütülen komisyon çalışması Erdoğan’ın kurduğu bir oyun masasından başka bir şey değildir. Bu oyuna katılmak, niyet ne olursa olsun, sadece Erdoğan’ın yürüyüşüne payanda olmakla sonuçlanır. Hitler mutlak iktidara yürüyüşünde, kendi hesapları olan çeşitli burjuva parti ve liderleri oyalamayı ve kendi kurduğu oyunun figüranı yapmayı başarmıştı. Hitler’i kontrol altına alabileceklerini ve kendi hesaplarını yürütebileceklerini düşünen Weimar Cumhuriyeti’nin çeşitli burjuva siyasetçileri, günün sonunda kendilerinin kündeye geldiğini gördüler. Gelinen noktada “başkanlık sistemi de tartışılabilir” gibi argümanların hiçbir hükmü yoktur. Bunlar sadece Erdoğan’ın otoriter değirmenine su taşımaktadır. Bu bakımdan tarihin acı derslerini hatırlatmak enternasyonalist komünistlerin boynunun borcudur.

Emperyalist Dış Politikanın Çöküşü ve Tehlikeler

Örgütsüzlük koşulları içindeki emekçi kitlelerin genel olarak bu emperyalist politikanın içyüzünü ve tehlikelerini görmeleri engellenmektedir. Hükümetin işlettiği dev propaganda makinesi dört bir koldan emekçi kitlelerin zihinlerini bulandırmak, onları aldatmak üzere tam mesai halinde çalışıyor. AKP’li egemenlerin kitleleri kandırmada kullandıkları en etkili imaj “büyük Türkiye” imajıdır. “Büyük Türkiye” bölgesindeki ülkelere canının istediği gibi müdahale eden, sağa sola istediği gibi kabadayılık yapıp racon kesen, tuttuğunu koparıp alan, kolay kolay pes etmeyen, “dik” duran, karşı duranlara haddini bildiren ve çevresindeki zenginliklerden de payını almasını bilen bir Türkiye olarak resmedilmektedir. Aynı 20’li ve 30’lu yıllarda faşizmin yükseliş dönemindeki Almanya’daki gibi, bir yandan ezik kitlelerin ulusal gururunu okşayan, bir yandan da onlara yağmadan nemalanma hayalleri aşılayan bir propagandadır bu. Bu propaganda, aynı zamanda, gitgide daha fazla faşizan çizgilere bürünen otoriterleşme sürecini yansıtmaktadır ki, emekçi kitleler için zaten en büyük tehlike budur.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.