Navigation

Bu Dünyaya Marx Geldi!

Elif Çağlı

Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.

Selim Fuat

Brezilya’da Faşist Tırmanış Süreci

Brezilya’da çok sayıda çelişkiyi bünyesinde barındıran faşist tırmanış süreci gelişim halindedir. Bu sürecin hangi noktaya evrileceği, işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesine bağlı olarak ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, Brezilyalı sosyalistlerin faşist tırmanışa karşı güçlü bir mücadeleyi örgütlemeleri ve yükseltmeleri görevi yakıcılaşmıştır.

Savaşın Adını Doğru Koymak

2000’li yılların başından bu yana silsile halinde yaşanan Afganistan ve Irak işgalleri, Libya operasyonları gibi akla ilk gelen savaşlar bir yana, Ortadoğu’da doludizgin ilerleyen Suriye savaşının ulaştığı boyutlar ortadayken, kimi çevreler hâlâ “3. dünya savaşı mı başlıyor” sorusu etrafında tartışmalar yürütüyorlar. Bu tartışmalar içinde yapılan açıklamalar ve yorumlar, olup bitenlerin gerçek boyutlarıyla görülmediğini de açık biçimde ortaya koyuyor.

Emperyalist Savaş Suriye’de Doludizgin İlerliyor

Üçüncü Dünya Savaşının yoğunlaştığı Ortadoğu’nun en kanlı cephesi olan Suriye’de, savaş yedinci yılını doldurdu. Emperyalist ve bölgesel kapitalist güçlerin başlarda yönlendirdikleri örgütler ile sahada oldukları, sonrasında kendilerine bağlı askeri yapıları da bunlara ekleyerek doğrudan bulundukları Suriye’de, savaş, bitmeye yaklaşması bir yana daha karmaşık bir hal alarak doludizgin ilerliyor. Etki alanlarını genişletmek için birbirlerine karşı çok yönlü hamlelerde bulunan emperyalist güçlerin her müdahalesi, savaşın yeni boyutlar kazanmasına yol açıyor.

Mısır Seçimlerinin Anlattıkları

Siyasal muhalefeti bastırıp, etkili muhalifleri tutuklamak, medya araçlarını bütünüyle denetim altına alıp toplumun her konuda tepeden ve sürekli olarak maniple edilmesini sağlamak olağanüstü rejimlerin alâmeti farikalarıdır. Rejime muhalefet edenlerin kriminalize edilerek bastırılması, gerçekliği olmayan endişelerin topluma sürekli olarak zerk edilmesiyle oluşturulan korku atmosferinde emekçilerin paralize edilmesi bu türden yönetimlerin güçlerini arttırır.

Burjuva Düzenin Hizmetindeki Faşizm ve Naziler

İkinci Dünya Savaşının sona ermesinin ardından, Nazilerin pek çok önemli kadrosu yargılanamadı bile. Devlet kurumlarının en tepe yöneticilerinden en basit memuriyet görevinde olanlara kadar bütün görevlileri Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin üyesiydi. Buna rağmen savaş sonrası yargılanan Nazilerin sayısı 6500’de kaldı. Nazilerden hesap soruluyor izlenimi yaratmak için büyük bir şova dönüştürülerek görülen mahkemelerde ise göz önündeki bazı liderlere verilen idam cezaları dışında kayda değer bir şey çıkmadı. Arandığı ilan edilen binlerce Nazinin önemli bir kısmı elini kolunu sallayarak Latin Amerika’ya kaçarken, birçoğu da “birikimlerinden faydalanılmak üzere” Müttefik devletlerin başta örtülü örgütleri olmak üzere çeşitli kurumlarında görevlendirildiler. Yeni Alman devleti de yine bunların etkin pozisyonlarda yer alacakları biçimde yapılandırıldı.

“Kıskandıran” Büyüme Ne Pahasına?

Dünya kapitalizminin içinde bulunduğu derin krizin belirlediği koşullarda ve bunlara eşlik eden kendine özgü sorunlarla Türkiye ekonomisi, krizin yıkıcı etkilerinin daha da fazla görüleceği bir döneme adım adım yaklaşmaktadır. Bu eğilim karşısında hükümetin yapacağı hamleler, mukadder sonu geciktirme dışında bir işe yaramayacaktır. Hükümetin, uluslararası koşulların yarattığı karambollerden yararlanarak geçiştirdiği ekonomik sorunlar büyüyen boyutlarıyla tekrar tekrar karşısına çıkmaktadır. Ancak AKP’nin ekonomideki manevra alanı daralmıştır.

NATO Liderler Toplantısının Ardından

Emperyalist paylaşım savaşı, kapitalizmin tarihsel krizinin belirlediği koşullar altında daha da genişlemekte ve derinleşmektedir. Son NATO toplantısında ortaya çıkan tablo da bu durumun sonucudur. Savaşın derinleşmesinin sonucunda da diplomasi alanındaki gerilimler kaçınılmaz olarak yükselmektedir. Bu yüzden NATO liderler toplantısı sırasında gözle görülür biçimde hissedilen gerilim geçici değildir ve savaş sahalarını daha da kızıştıracaktır.

Burjuvazi İçin Paralel Hazine: Varlık Fonu

Kamu gelirleriyle kurulan, maddi olarak güçlü, imtiyazlı, herhangi bir denetime tâbi olmayan Varlık Fonu, görülüyor ki, burjuvaziyi kriz koşullarında ayakta tutmak için faaliyet gösterecek. Elbette bunu Türkiyeli emekçilerden çaldıklarını burjuvaziye hediye olarak vererek yapmaya çalışacak. Ne var ki kapitalizmin geldiği noktada yüz yüze kaldığı tarihsel kriz, burjuvazinin geçmişte kullanarak ayağa yeniden kalkabildiği yöntemleri büyük bir hoyratlıkla geçersiz kıldığını her fırsatta gösterdiği gibi sermayeye sorunları için herhangi bir çözüm umudu da vaat etmiyor.

Kalıcı Barış Ancak Kapitalizme Karşı Savaşan İşçilerle Gelir

Gün geçtikçe daha fazla sayıda insanın yaşamını altüst edecek biçimde derinleşen bir emperyalist paylaşım savaşının içindeyiz. Bu gerçek, tüm dünyada barış sorununu acil bir gündem olarak toplumların önüne koyuyor. Türkiye’de ise, devletin Kürt halkına yönelik olarak yükselttiği saldırılar emperyalist paylaşım savaşı süreci ile birleşerek barış sorununu daha yakıcı bir biçimde öne çıkarıyor. Cerablus operasyonu ile birlikte hem emperyalist paylaşım savaşı hem de Kürt halkına karşı savaş bağlamında kritik bir adım atan Türkiye egemen sınıfının, bugüne kadar yaşananları misliyle katlayacak bir yıkımı Türkiyeli emekçilere ve Kürt halkına dayatması bu yakıcılığı açık biçimde gösteriyor.

Suriye Savaşında Yeni Sayfa

Üçüncü Dünya Savaşının Suriye cephesinde son aylarda önemli gelişmeler yaşanıyor. Savaşın içindeki taraflarca mevcut güç dengelerini değiştirmeye yönelik hamleler ve bunlara karşı hamleler yapılıyor. Azez-Mare, Halep-İdlib, Rakka ve Menbic gibi stratejik bölgelerde, gelişmelerin seyrini belirleyecek önemde mücadeleler yürüyor. ABD, AB, Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin desteği ve yönlendirmesi altında hareket eden çeşitli güçler, son zamanlarda bu bölgelerde kritik muharebeler yaptılar. Bu çatışmalar sonucu oluşacak kırılmalar da Suriye’de yürüyen emperyalist savaşın gidişatına önemli etkilerde bulunacak gibi görünüyor.

Erdoğan’ın Ulusalcı Müttefikleri

Ulusalcılar uğursuz tarihsel rollerini yine oynamaktadırlar. Sol görünümlü de olsalar, hatta kimileri sosyalistliği kimselere bırakmayan pozlar da kesseler, devletçilik ve milliyetçilikle malûl politikaları, yükselen faşizmin sağlam dayanakları olmuştur. Bunların sol siyasetle hiçbir ilişkisinin olmadığı da bu tutumları ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Hele, 70’li yıllarda devrimci gençlik hareketinin bir bölümünü etkileyen, sonra da yıllarca “İşçi Partisi”nin lideri olarak siyaset sahnesinde arzı endam eden Perinçek, İtalya’da Sosyalist Parti’nin yayın organı Avanti’nin başyazarlığına kadar yükselmiş ama faşist rejimin de kurucusu olmuş Mussolini’den aşağı kalmayan bir politik şahsiyet olduğunu her dönemde olduğu gibi şimdi de ortaya koymaktadır. Hangi soslara bulanmış olurlarsa olsunlar, milliyetçi ve devletçi politik çizgiler her zaman burjuvaziye hizmet ederler. Sonuçları ortaya çıkmış pek çok tarihsel örnek de, bugün Türkiye’de yaşanan gelişmeler sırasında gördüklerimiz de bunu doğrulamaktadır.

Suriyeli Mülteciler ve AB ile TC’nin Tıyneti

AKP hükümetinin hesaplı bir göz yumma, hatta türlü yollarla teşvik etme politikasına yönelmesi ile birlikte, Suriyeli mülteciler, geçtiğimiz yıl boyunca giderek artan sayılarda, ama yüzlerce hayatın kaybedilmesi pahasına, Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçtiler. Bu göç dalgası ağır kış koşullarına rağmen devam ediyor ve neredeyse her gün onlarca insan ölüyor. Yaşanan büyük acılar pek çok sembol olayla milyonlarca insanın hafızalarına kazınırken, trajedilerle dolu bu durum karşısında Avrupa Birliği devletlerinin ve AKP hükümetinin karşılıklı olarak sergiledikleri utanmazca yaklaşımlar da burjuva ikiyüzlülüğünün ibret vesikaları olarak tarihe geçiyor.

Ankara Katliamının Ardından AKP’nin Manipülasyonları

AKP savaş politikalarını sürdürmek, Kürt halkının haklı taleplerini boğmak ve emekçileri sindirmek için saldırılarına devam edecektir. Bunu yaparken de etkili propaganda mekanizmasını kullanarak emekçilerin zihinlerini yalan bombardımanı altında tutacak, geniş emekçi kitleleri yanına çekebilmek için onları aldatmayı sürdürecektir. Yapılması gereken, burjuvazinin örgütlü yalanlarının karşısına örgütlülüğümüzü güçlendirerek çıkmak ve işçi sınıfının bağımsız sesini yükseltmektir.

Britanya’da Corbyn’in Zaferi Neyi Anlatıyor?

Corbyn’in İşçi Partisi liderliğine seçilmesi, dünyadaki anti-kapitalist hissiyatlı çeşitli hareketlerin Britanya’daki politik yansımasını ifade ediyor. Ancak bu gelişme diğerlerine göre çok daha etkili ilerleme dinamiklerini kendi içinde barındırıyor. Çünkü Britanya dünya kapitalist sisteminde tuttuğu yer itibarıyla kuşkusuz diğerlerinden daha önemli bir ülke ve İşçi Partisi diğer ülkelerdeki örneklere benzemez biçimde işçi sınıfı ile organik, kuvvetli, aynı zamanda tarihsel bağları olan bir örgüt. Bu yüzden Corbyn’ın seçilmesi hem sosyalistlerin hem de burjuva siyasetçilerin cephesinde ciddi etkiler yarattı ve bu etkiler uzun dönemde de varlığını güçlü biçimlerde koruyacak gibi görünüyor.

12 Eylül’ün Hesabı Kapanmadı

12 Eylül’ün cellâtlarının hiçbiri bugün hayatta olmayabilir. Ancak onları görevlendiren, destekleyen ve koruyan burjuva düzen halen hayattadır. Ve 12 Eylül’ün yarattığı yıkımların belki de daha büyüklerini alttan alta hazırlamaya devam etmektedir. 12 Eylül’ün tüm kurumlarını, anayasasını hedefine koyan ama esas olarak onun hayat bulmasının asıl sorumlusu olan burjuva düzenin sorgulanmasını ve yok edilmesini amaçlayan kitlesel bir mücadeleyi örgütlemek önümüzde bir görev olarak durmaktadır. Ancak bunun yapılabilmesi için de işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin ilerletilmesi olmazsa olmaz bir koşuldur. İşçi sınıfı devrimcileri, 12 Eylül faşizmi ile hesaplaşmanın yalnızca tarihsel bir sorumluluk değil aynı zamanda güncel bir mücadele konusu olduğu anlayışıyla işçi sınıfı içindeki çalışmalarını güçlendirmelidirler. İşçi sınıfı 12 Eylül ve burjuvazinin tüm saldırılarının hesabını sermayeye karşı mücadelesini başarıya ulaştırarak soracaktır.

Çalışma ve Sendika Yasaları Mücadele ile Aşılmayı Bekliyor

Bu tablonun olduğu gibi devam etmesine işçi sınıfının artık tahammülü kalmamıştır. Burjuva yorumcuların kullanmayı sevdikleri terminoloji ile söyleyecek olursak, durum işçi sınıfı açısından “sürdürülebilir” değildir. Son dönemdeki grev yasaklamalarına karşı oluşan tepkiler ve metal işçilerinin yapılan toplu sözleşme ve onlara dayatılan sendikal anlayışa karşı yükselttikleri mücadele, bu sürdürülemezliğin önemli göstergeleridir.

Çanakkale Muharebelerine Dair Yalanlar ve Gerçekler

Türkiye’de 2003 yılından bu yana, 18 Mart, “şehitler günü” olarak anılıyor. Bu yüzden Mart ayı geldiği zaman Milli Eğitim başta olmak üzere burjuva ideolojisini üfüren tüm borazanlar benzer hamaset seslerini yüksek perdeden çıkarmaya başlıyorlar. “Şehitler” üzerinden ahlâksızca pompalanan kahramanlık edebiyatı ile emekçileri kapitalistlerin çıkarları uğruna savaşıp canını vermeye hazırlıyor, esasen burjuvaların egemenliğini sürdürmek dışında bir şeye hizmet etmeyen “vatan”, “millet”, “bayrak” gibi kavramları yüceltiyorlar.

AKP’nin “Yardım” Kılıfındaki Emperyalist Politikaları

Kapitalistler, onların devletleri ve hükümetleri “insani” yardım organizasyonlarıyla, eğitimi ve kültürel etkileşimi geliştirme kisvesiyle yürüttükleri faaliyetleriyle toplumlara bakın ne iyi işler yapıyoruz diyorlar ama, “iyi niyetle” yürütülüyor gösterilen bu çalışmalar, burjuvazinin çok yönlü çıkarları doğrultusunda yapılıyor. Burjuvazi emperyalist politikalarını kitlelerin gözünde meşrulaştırırken, bu politikaların arkasına takılan kitlelerin sömürü ilişkisini görmesinin önüne geçmeye de çalışılıyor.

Mısır’da Ayaklanmanın Yıldönümünde Devlet Terörü

Tüm önlemlere rağmen hem Tahrir ve çevresinde hem de Mısır’ın diğer büyük kentlerinde gösteriler düzenlenmeye çalışıldı. Küçük çaplı da olsa yapılabilen gösterilerde Sisi yönetimine karşı sloganlar atıldı. “Haydi, yeniden devrime” çağrıları yapıldı. Darbecilerse on binlerce polis ve askeri görevlendirerek sindirmeye çalıştıkları Mısır halkına bir kez daha gözdağı vermeye çalıştılar. Yoğun bir devlet terörünün uygulanması sonucu en az 14 kişi öldü.

Mücadele Deneyimleri Metal İşçilerine Işık Tutuyor

Türk-Metal ve Çelik-İş sendikalarına bağlı işçiler imzalanan toplusözleşme yüzünden sendika yönetimlerine tepki içinde. Birleşik Metal-İş sendikasına bağlı işçilerde ise MESS’in dayatmalarına karşı bu kez daha kararlı bir hava söz konusu. Daha önceki yıllarda yaşanan durumun aksine grev kararı alan işyeri temsilcileri fabrikalarına dönüp işçilere danıştıklarında, bu kez işçilerin de grev kararına destek verdiğini genel merkezlerine iletiyorlar. Bu eğilim güçlendirilmeli ve işçiler örgütlü bir biçimde grev hazırlıklarını yürütmeliler.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.