Navigation

Ezgi Şanlı

Hegemonya Savaşı ve İran’a Yönelik Yaptırımlar

ABD, saldırgan politikalarla İran’ı dize getirmek istemektedir. Onu çepeçevre kuşatmayı, İsrail karşısında güçsüz bırakmayı, Sünni Arabistan öncülüğünde Şii İran’a karşı bir savaş başlatmayı hedeflemektedir. Yaptırımlarla İran’ı zayıflatmayı, bölgedeki etkisini kırmayı ve daha uzun vadede rejimi yıkarak ABD’nin çıkarları temelinde şekillenmiş bir Ortadoğu’nun parçası haline getirmeyi arzulamaktadır.

Küresel Kapitalizm, Küresel Felâket

Durum alabildiğine ciddiyken kapitalistler istiflerini bozmuyorlar bile. Küre ısınacak, milyarlarca insan cehennemi yaşayacak, insanlığın geleceği olmayacak, onlar için ne gam! Kapitalistler büyüme, rekabeti sürdürebilme, enerjide dışa bağımlılığı azaltma bahanesiyle petrol sondaj kuyularının, kömür santrallerinin, madenlerin, fabrikaların sayısını arttırmayı, ormanları, nehirleri yok etmeyi, toprağı, denizleri kirletmeyi, doğayı talan etmeyi pervasızca sürdürüyorlar.

Şarbon ve Ötesi…

Mevcut iktidar halkın ucuz et yemesini sağlamak bahanesiyle canlı hayvan ithalatında ısrar ediyor ve bu ithalatı olabildiğince hızlı ve kârlı kılmaya odaklanıyor. Bunun için tüm denetimleri ortadan kaldırıyor. Fakat fiyat etiketlerine bakıldığında ithalatın etin ucuzlamasına ve yoksul evlerine girmesine pek yaramadığı ortada. Egemenler kazandıkları paraların, büyüyen sermayelerinin tadını çıkarırken halkın sağlığını hiçe saymaya devam ediyorlar.

“Nâzım’ın Çilesi”

Fiş, Nâzım’la dost olduğu yıllar boyunca onunla her konuda uzun uzun sohbet etme, onunla yolculuklara çıkma, anılarını dinleme, düşüncelerini, duygularını öğrenme fırsatı bulmuştur. Bu nedenle romanda sık sık iç monologlara başvurur, büyük şairin duygularını, düşüncelerini onu konuşturarak, şiirlerinden, kitaplarından alıntılar yaparak kendi ağzından aktarır. Nâzım’ın dizelerinden önce o dizeleri ortaya çıkaran mekân ve anları tasavvur etmeye çalışır. Kısacası Nâzım’ın Çilesi, komünist bir şairi, o şairi var eden dönemi anlama çabasıdır.

İşçiler Mücadele İçinde Değişir

İşçilerin siyasi ve toplumsal gelişmeleri kendi sınıf çıkarları açısından değerlendirebilmesi, bu çıkarlara uygun hareket edebilmesi, sınıf bilinci ve kimliği edinebilmesi tabiri caizse ha deyince olmuyor. Dönüşüm her alanda zor ve sancılı bir süreçtir. Söz konusu olan işçilerin dönüşümü olduğunda bu daha da zorlu bir süreçtir ve işçi süreklilik kazanan örgütlü mücadelenin bir parçası olmadan bu dönüşümü yaşama şansına sahip değildir.

İşçi Sınıfının Penceresinden AKP’li Yıllar

AKP iktidarı, dolaylı vergilerin arttırılması, ulaşım, sağlık ve eğitimin daha da pahalı hale getirilmesi, niteliksizleşmesi, artan hayat pahalılığı, işyerlerinde baskı ve mobingin artması, özel istihdam bürolarının yaygınlaştırılması, kentsel dönüşüm adı altında yaşam alanlarının yok edilmesi, kaotik bir şehircilik anlayışı ile insanların canından bezdirilmesi gibi icraatların da sahibidir. Açıktır ki AKP iktidarının ve tek adam rejiminin işçiler için anlamı kölelik ve yıkımdır. Bu nedenle işçiler hem bu iktidara hem tek adam rejimine hem de kapitalizme karşı mücadelede yerini almalıdır.

8 Mart ve Emekçi Kadınlar

Tüm dünyada otoriterleşme yükselişte. Bu rejimler militarizmi, ırkçılığı, milliyetçiliği, göçmen düşmanlığını körükleyerek savaş düzenine geçiyor. Antidemokratik uygulamalar, baskılar alabildiğine artıyor. Topluma boğucu bir hava egemen oluyor. Milyarlarca insanın gündelik yaşamının akışı bu olguların etkisiyle şekilleniyor. Ağır saldırılar altında bunalan, burjuva ideolojik aygıtlar tarafından esir alınan, örgütsüz, yoksul işçi ve emekçiler sıkışmışlık ve çıkışsızlık içinde bulunuyor. Elbette kapitalizm altında çifte ezilmişlik cenderesine sıkıştırılmış emekçi kadının yaşamı da aynı ölçüde zorlaşıyor.

Karanlıkları Yırtan Fırtına: Ekim Devrimi

Dünya işçi sınıfının en büyük tarihsel eyleminin, şanlı Ekim Devriminin üzerinden 100 yıl geçti. 1917’de dünyayı sarsan bu kızıl fırtına, tarih nehrinin yatağını değiştirdi. Dünyanın tüm ezilenleri bu fırtınanın yarattığı umudun etkisi altına girdiler. O güne kadar gördükleri en büyük kıyım olan dünya savaşının biteceğine, sömürünün son bulacağına, yepyeni bir dünya kurulacağına, gerçek mutluluğa ve özgürlüğe ulaşılacağına inandılar. O dünyayı elleriyle kurmak için işe giriştiler.

Amerika’da Mücadele Filizleniyor

ABD’de 120 yılı aşkın bir süredir Eylül ayının ilk Pazartesi günü Emek Günü olarak kutlanıyor. Ancak Emek Günü, ortaya çıktığı koşullara ve ismine rağmen, milyonlarca Amerikalı işçinin bilincinde bir mücadele günü olarak yer almıyor. Çok uzun yıllardır yazın en son tatili, küçük seyahatler için fırsat, Amerikan futbol sezonunun başladığı gün, indirim ve tüketim günü, barbekü partilerinin, festivallerin günü olarak algılanıyor. Elbette Emek Gününde çeşitli işçi eylemleri de olageldi. Bu yıl ise, 4 Eylüle denk gelen Emek Günü gösterilerinde bambaşka bir manzara yaşandı. Emek Günü geçmişe kıyasla farklı bir içerik ve yoğunlukta kutlandı.

İktidarın Kadın Düşmanlığı

İktidara geldiği günden bu yana AKP, cinsiyetçi politikalar gütmekten, erkek egemen zihniyeti körüklemekten çekinmedi. İktidar ve iktidar yalakaları kadın düşmanı görüşlerini topluma benimsetmeye çalışmaktan vazgeçmediler. Onlar, kadınlara 25 yaşına gelmeden evlenmeyi, “annelik kariyerine” gönül verip çok sayıda çocuk doğurmayı, hamileyken dışarı çıkmamayı, kahkaha atmamayı, şiddet karşısında sessiz kalmayı, biat etmeyi salık verdiler. Hak arayan, eylemlere katılan kadınları aşağıladılar. “Benim başörtülü bacılarım” söylemi eşliğinde emekçi kadınlar arasında, toplumda yapay ayrımları körüklediler. Kadının giyimi ve bedeni üzerinden kendi politikalarına meşruiyet sağlamaya çalıştılar.

Suriyeli Mülteciler: Savaşın, Irkçılığın, Caniliğin Kurbanları

Emani’nin ve evlatlarının kaderine üzülen emekçilerin, işçilerin görmesi gereken gerçek çekilen acıların sorumlusunun açgözlüce emperyalist politikalar güden ve her düzeyde ayrımcılığı besleyen kapitalist egemenler olduğudur. Ortadoğu coğrafyası emperyalistlerin pençesinde olduğu müddetçe Ortadoğu halklarının kaderi değişmeyecek.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları /4

Direngen bir komünist ve büyük bir şair olan Nâzım Hikmet, Osmanlı’nın son yıllarına ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk 40 yılına şahitlik etmiştir ve şiirlerinde o yılların kadınlarını betimlemiştir: Korkunç ve mübarek elleri olan kadınlar sanki hiç yaşamamış gibi ölürler, ekinde, tütünde, odunda ve pazarda onlar vardır. Ama sofradaki yerleri öküzden sonra gelir. Karasabana koşulurlar, dağlara kaçırılırlar. Onlar anadır, avrattır, yârdır, ötesi değil.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları /3

Bolşevik Partinin saflarında yer alan kadınların yoğun çalışmaları ve partinin önderi Lenin’in teşvik edici rolü sayesinde kadınların partideki etkinliği arttı. Devrimin gerçekleştiği günlerde, Rusya gibi geri bir ülkede olunmasına rağmen partinin üye sayısının %10’u kadındı ve kadınlar her düzeyde önemli görevler üstleniyorlardı.

Yeni Sözleşme Dönemine “Metal Fırtına”nın Dersleriyle Girilmeli

Baskı ne denli kuvvetli olursa olsun, derinleşen sorunlar işçilerin öfkesinin yeniden ve daha güçlü bir biçimde açığa çıkmasını sağlayacaktır. Yeni metal fırtınalar sökün edecektir. 2017 başında gündeme gelen BMİS grevinin bir kez daha yasaklanmasına duyulan öfke, elde edilen kazanımın greve bağlanması ve bunun yarattığı moral, yeni mücadelelerin geleceğinin kanıtıdır. İşçilerin yoğun olarak yaşadığı sanayi merkezlerinin büyük çoğunluğunda referandum sandıklarından “Hayır” çıkması büyük bir öfkenin mayalandığının işaretidir. İçinden geçtiğimiz karanlık döneme rağmen bu örnekler işçi sınıfının saflarında yanan mücadele ateşinin sonsuza dek söndürülemeyeceğini ortaya koyuyor.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları /2

Adları Ekim Devriminin önder kadroları arasında sayılan Bolşevik kadınlar, çok küçük yaşlardan itibaren değişim isteğiyle doluydular ve dünyayı insanların tümü için adil ve güzel yapacak gerçeği aradılar. Onlar mücadeleyi içtenlikle sevdiler. Gerçeği kararlılıkla savunmayı öğrendiler. Ve inançları da başardıkları da bu nedenle çok büyük oldu.

Kadınların Mücadelesi, Mücadelenin Kadınları

Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.

Dünü Bugüne, Bugünü Yarına Bağlamak

Egemenlerin propagandalarına kapılanlar, ezilenlerin başkaldırılarının her zaman aynı nihayete, yenilgiye vardığını düşünüp hayıflanabilirler. Mücadelelerin hep yenilgiye uğrayacağını düşünüp yan çizebilirler. Ama Nâzım’ın işaret ettiği gerçek bambaşkadır. Ezilenlerin bin yıllardır kanla bastırılmış umutlarının verdiği acı derindir ama önemli olan dünü bugüne, bugünü yarına bağlamaktır.

“Post-Gerçeklik” mi, Çürüyen Kapitalizm mi?

2016 Haziranında Britanya’da Avrupa Birliği’nden ayrılma referandumu yapıldı. O dönemin Muhafazakâr Parti lideri David Cameron referandumu seçim vaadi olarak gündeme getirmişti. Ama esas niyet AB’den ayrılmak değildi. Britanya burjuvazisi, referandumu, AB yönetimiyle pazarlıkta bir şantaj unsuru olarak kullanmak ve Britanya lehine AB’den tavizler koparmak için istiyordu. Ancak beklenenin tersine oyların %52’si Brexit’ten yani ayrılmaktan yana kullanıldı. Bu sonuç tüm dünyada, hatta Britanya’da bile “şaşkınlığa” neden oldu. Britanya burjuvazisi attığı bu adımın ardından kara kara düşünmeye başladı. Bunun üzerine Brexit’in aslında Britanya halkının yararına olmadığı, sosyal medya üzerinden yayılan AB karşıtı propagandaların yalanlarla, mesnetsiz iddialarla dolu olduğu, toplumun AB’den ayrılma yönündeki propagandalardan etkilenerek tepkiyle hareket ettiği konuşulur oldu. İşte bu olay 25 sene evvel ortaya atılmış bir kavramın yeniden gündeme gelmesine, yepyeni bir içerik kazanmasına, medya konusundaki tartışmaların odağına oturmasına neden oldu: Post-truth yani post-gerçeklik ya da gerçeklik-ötesi.

Cinsel İstismar Tasarısı Geri Çekildi, İstismar Tam Gaz!

Onlar, iktidarlarına yönelik hiçbir muhalefetin olmadığı, tamamen biat içinde, sorgulamadan kanaat eden, muhafazakâr bir toplum hayal ediyorlar. Onlara göre, bu toplumda kadınlar, kendilerine çizilen sınırların içinde kalmalı. Daha çocukken yaşamının ipleri elinden alınmalı. Erkek baskısına ve çifte ezilmişliğe isyan edecek gücü, cesareti ve imkânı bulamamalı. Tecavüze uğramak gibi bir dehşet yaşadığında bile erkeğin gölgesinde hapsolmaktan kurtulamamalı. Düşünmenin, başka bir yaşam hayal etmenin, korkmadan yaşamanın ne demek olduğunu bile bilmemeli. Çok çocuk doğurarak evine ve erkeğine mahkûm kalmalı. Yetiştirdiği çocuklara kendisine benzer yaşamların dışında yaşamlar olduğunu anlatamamalı. Korkak, sinik, itaatkâr ve kindar bir nesil yetişmesine hizmet etmeli. İktidardakiler işte bu nedenle kız çocuklarının 12-13 yaşında evlendirilmesine, tecavüze uğradıktan sonra tecavüzcüsünün kollarına teslim edilmesine onay veriyorlar.

Kapitalistlerin Vatanı, İşçi Sınıfının “Vatanı”

İşçi ve emekçi kitleler için “vatan”, doğup büyüdüğü, aşina olduğu, kültürel olarak yabancı hissetmediği topraklardır. Ama egemen sınıf ve iktidar sahipleri için “vatan” bambaşka bir şeydir. Onlar için çıkarlarının ta kendisidir vatan. Sermayelerini büyütmek için onlara sunulan ortamdır. Yatırım ve pazar alanıdır. Dışa açılmak için kullanılan bir manivelâdır. Diğer uluslardan kapitalistlerle rekabet edebilmek için sırtlarını dayadıkları devlettir. Bu devlet onlar adına düzeni sağlar, hizmetlerine sunmak için vergi toplar, fonlar oluşturur.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.