Navigation

Marksist Tutum

HDP Parti Meclisinden 9 Maddelik Sonuç Bildirgesi

AKP-MHP kirli ittifakına karşı “Durmayalım, Dur Diyelim! Faşizmi Durduralım, Birlikte Değiştirelim!” kampanyası çerçevesinde demokrasi güçleriyle ortaklaşarak sürdürülecek mücadelenin kesintisiz devam edeceği ifade edildi. Eylül ayından itibaren gerçekleştirilecek mitingler, halk toplantıları ve şölenlerle sokakların ve meydanların mücadele alanlarına dönüştürüleceği, faşizmi kurumsallaştırmayı hedefleyenlere “Dur” deneceği vurgulandı.

Gölcük Depreminden 18 Yıl Sonra

Yaşananların sorumlusu, “kömür çok” deyip termik santrallere abanarak küresel ısınmayı körükleyen; Ayder’i mahvettik deyip ardından oraya TOKİ’yi sokmayı planlayan; Cerattepe’yi, Kazdağları’nı maden uğruna katleden; köprüler, yollar uğruna ormanları yok eden; bir yandan “ben dikey mimariden değil yatay mimariden yanayım” derken öte yandan yandaş inşaat şirketleri ve belediyeler eliyle kentlerin ırzına geçen yağmacı zihniyet ve onu üreten kapitalizmdir. Eğer işçiler, emekçiler bu sistemi yok etmezlerse, doğa kendisine yapılanların intikamını büyük yıkımlarla alacaktır. Bu yıkımın altında kalmamak için, kapitalizmi yıkıp başımızdaki yağmacı sürüsünü def edelim!

Emek Örgütleri: Nuriye ve Semih Acilen Tahliye Edilmeliler!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB de, açlık grevi direnişinin 156. gününde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için acil tahliye talebiyle İstanbul Tabip Odasında bir basın toplantısı düzenledi. Direnişçilerin taleplerinin derhal karşılanmasını isteyen dört emek örgütü adına basın açıklamasını Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Raşit Tükel okudu.

HDP’nin “Vicdan ve Adalet Nöbeti” İstanbul’da Devam Ediyor

HDP’nin “Durmayalım, Dur Diyelim, Faşizmi Durduralım” sloganıyla Diyarbakır’da başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti” 1 Ağustosta İstanbul’a taşındı.

2017 Küresel Haklar Endeksi ve Türkiye

Sermayenin sınır tanımaz büyüme arzusu, dünyanın her yerinde işçileri daha kötü çalışma ve yaşam koşullarına sürüklüyor. Ancak bu durumun sonsuza dek sürüp gitmeyeceği açıktır. Tüm dünyada işçiler arasında hoşnutsuzluk ve öfke büyümektedir. Her ne kadar şimdilik bu öfke yeterli bir ifadeye ve örgütlülüğe kavuşmamışsa da, büyük sınıf mücadelelerinin dünyayı ısıtacağı günler uzak değildir.

Nuriye ve Semih’e Dil Uzatanlar

Saray’ın OHAL’den istifade ederek tasfiye ettiği, işsiz bıraktığı 100 binden fazla kamu emekçisi arasında artık herkesin duyduğu iki isim var: Akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça… Bu iki eğitim emekçisi, İnsan Hakları Anıtı önündeki oturma eylemi ile işleri ve onurları için direnişe başladılar, direnişlerini açlık greviyle sürdürdüler. Niteliği malûm rejimin iftira ve karalama kampanyaları eşliğinde açlık grevlerinin 76. gününde tutuklanan Nuriye ve Semih cezaevinde de direnmeyi sürdürüyorlar.

Demokrasi İçin Birlik: OHAL Kaldırılsın, KHK’lar İptal Edilsin

Bir yıllık süreçte yaşanan hak ihlalleri üzerine bir rapor hazırlayan Demokrasi İçin Birlik, 20 Temmuzda  “OHAL’in Birinci Yılında Demokrasi Enkaz Altında” başlıklı bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Taksim Hill Otel’de gerçekleşen toplantıya eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, KHK ile ihraç edilen Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu, HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Ahmet Yıldırım, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, KESK ve DİSK adına yöneticiler ile çeşitli demokratik kitle örgütleri katıldılar.

Suruç Katliamının İkinci Yılı: Unutmadık, Unutturmayacağız!

Suruç katliamının üzerinden iki yıl geçti. Kobanêli çocuklar için topladıkları oyuncaklarla yola çıkan 33 sosyalist genç, 20 Temmuz 2015’te, Suruç’ta bir bombalı saldırıyla katledildi. IŞİD tarafından yakılıp yıkılan Kobanê’ye dayanışma eli uzatmak isteyen, yıkıma uğrayan kenti yeniden ayağa kaldırmak için yollara düşen çoğu SGDF’li yaklaşık 300 genç, Suriye’ye geçmeden önce Amara Kültür Merkezi önünde bir basın açıklaması yapmak istemişti. Ellerinde pankartları, dillerinde umut dolu şarkıları ve sloganlarıyla 33 genç, basın açıklamasının hemen başında, IŞİD’li bir saldırganın patlattığı bomba ile can verdiler. Saldırganın devletin istihbarat birimleri tarafından adım adım takip edilmesine rağmen katliamın engellenmemesi ve faillerden hâlâ hesap sorulmamış olması, katliamcı geleneğini sürdüren devletin tıynetini bir kez daha ortaya koydu.

Sivas Katliamında Yitirilen Canlar Eylemlerle Anıldı

Katliamın 24. yılında katledilenleri anmak ve katledenleri lanetlemek için Sivas, İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli gibi çeşitli kentlerde miting, basın açıklaması ve yürüyüşler düzenlendi. Anma etkinliklerinde devletin katliamcı geleneği lanetlendi. Sivas, Maraş, Çorum, Ankara katliamlarının gerçek sorumlularının yargılanmadığı dile getirildi ve tepki gösterildi.

Adalet Yürüyüşü ve İktidarın Tahammülsüzlüğü

15 Haziranda başlatılan yürüyüş, aydınların, sanatçıların, demokratik kitle örgütlerinin, adaletsizliğe uğrayan işçilerin, emekçilerin ve çeşitli sosyalist örgütlerin desteğiyle ilgi odağı haline geldi. Çeşitli kentlerde yapılan “adalet” eylemleriyle de desteklenen bu yürüyüşün gerek içeride gerekse dışarıda gündem haline gelmesinden rahatsız olan Erdoğan ve avanesi ise son derece pasif olmasına rağmen bir hayli ürktükleri bu eylemi karalayarak itibarsızlaştırmaya çalışıyor.

Gülmen ve Özakça Derhal Serbest Bırakılsın ve Görevlerine İade Edilsin!

Açlık grevlerinin 75. gününde tutuklanan Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumları kötüleşmesine rağmen hükümet hiçbir adım atmamakta ısrar ediyor ve iki genç eğitimciyi göz göre göre ölüme gönderiyor. Avukatı, birkaç gün önce gerçekleştirdiği son görüşmeyi, Gülmen’in sağlık sorunları nedeniyle çok kısa kesmek zorunda kaldığını duyurdu. 22 Haziranda Ankara Barosu heyetinin yaptığı ziyarete ise Gülmen yataktan kalkamadığı için gidemedi ve heyet sadece Özakça ile görüşebildi.

Kapitalizmde Yoksullar Hep Trajedilerle Ölür

İşçi ve yoksul milyonlar, kapitalist sistemden kaynaklanan felâketlerde can vermeye devam ediyor. Bu sistem devam ettikçe maalesef emekçilerin yaşamları kapitalizmin insafsızlığına kalacak! Sınıf savaşımının yangınıyla sermaye sınıfının elinden bu dünyayı çekip almadıkça bu düzende işçilere, emekçilere rahat yok!

Kapitalist Açgözlülük Kışlalarda da Can Alıyor

Hastanelerde savunmasız durumdaki hastaların, okullarda emekçi halkın evlatlarının bu gözünü kâr hırsı bürümüş kapitalistlerin insafına terk edildiği yetmezmiş gibi, kutsal vatan görevi denilip, en dinamik çağlarında kışlalara kapatılan işçi-emekçi gençler de bu açgözlülüğün insafsızlığına terk ediliyor. Gerçek çırılçıplak ortadadır; emekçi halkın devlete “emanet ettiği” gencecik insanlar, masraflar kısılsın, kapitalistler de üç kuruş daha fazla kâr etsin diye, en berbat yemeklere talim etmekle ve hatta zehirlenmekle karşı karşıya bırakılıyor. Kapitalizmin mantığı budur ve bu mantık görüldüğü gibi orduda da aynen geçerlidir.

İngiltere: Theresa May Kazdığı Kuyuya Düştü

Faşist hareketler sosyalist önderliklerin hatalarının sonucunda güçlenirler! Önerdiği programla ve pratiğiyle onda güven yaratan, umut oluşturan bir sol önderlik görürse, işçi sınıfı umutsuzluğun siyasi ifadesi olan faşizme değil umuda ve bu umut uğruna mücadeleye yönelecektir. Corbyn’li İşçi Partisinin yaptığı çıkış da (tüm yetersizliklerine ve sol-reformizmi aşamamasına rağmen) bunun kanıtıdır. Şimdi, liderliği fena halde zedelenen ve arkasında İngiliz halkının büyük desteği olduğuna dair poz da kesemeyecek olan May’in önünde, daha da zorlu geçeceği anlaşılan Brexit görüşmeleri duruyor. Brexit bahanesiyle başlatılacak yeni saldırı dalgasının işçi ve emekçi sınıflarda iyice büyüteceği hoşnutsuzluk ve tepkinin iktidar partisinin işini zorlaştıracağı açıktır. Bu durum, önümüzdeki süreçte İngiltere’de sınıf mücadelesi sahnesinin hareketleneceğine işaret ediyor.

1000 Aydından Açıklama: “Yan Yanayız, Bir Aradayız”

Ülke içinde ve Ortadoğu’da haksız savaşın kızıştırıldığı, OHAL düzeninin kalıcılaştırılarak totaliter bir rejimin her geçen gün pekiştirildiği bir süreçte yapılan bu çağrıda, yapay ayrımlarla toplumun bölünüp ayrıştırılmasına ve birbirine düşmanlaştırılmasına karşı olunduğu vurgulandı. Nefret dilinin ve toplumsal duyarsızlığın endişe verici boyutlara tırmandığı dile getirildi.

Açlık Grevine Bile Tahammül Yok!

Akademisyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın evleri, 22 Mayısta, açlık grevlerinin 75’inci gününde polis tarafından basıldı. Günün ilk saatlerinde, gece 01.00 sularında siyasi şube polislerinin düzenlediği baskında evlerinin kapıları kırılan Gülmen ve Özakça gözaltına alındı. Baskını daha ilk dakikada sosyal medya hesaplarından duyuran Gülmen ve Özakça’ya destek verenler ve aileleri de gözaltına alındı. İnsan Hakları Anıtının çevresi polis bariyerleri ile çevrildi. İstanbul ve Ankara’da Gülmen ve Özakça’nın gözaltına alınmasını protesto edenlere polis saldırdı, gözaltına aldı.

Açlık Grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın Çığlığı Dayanışmayla Büyüyor

OHAL’e dayanarak keyfi biçimde ilan edilen kanun hükmünde kararnamelerle atıldıkları işlerine geri dönmek için 9 Marttan bu yana açlık grevinde olan araştırma görevlisi Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, eylemlerini Ankara Yüksel Caddesinde devam ettiriyorlar. Aydınların, sanatçıların hükümete çağrıda bulunarak seslerine kulak vermelerini istedikleri Gülmen ve Özakça’yı, sosyalistler, demokratik kitle örgütleri ve sendikaları Eğitim-Sen ve KESK yalnız bırakmıyor.

2017 1 Mayıs’ı: İşçi Sınıfı Geleneğine Sahip Çıkıyor!

1 Mayıs’ın gündemini oluşturan mücadele başlıkları, sınıfın mücadelesi bakımından hiç kuşkusuz önümüzdeki günlerin de bazı önemli mücadele güzergâhlarına işaret ediyor. Yeni saldırılar ve krizin daha da derinleşmesiyle birlikte hızla artacak olan işsizlik gibi sorunlar, yanısıra Ortadoğu’da girişilen yayılmacı savaş politikalarının gitgide artacak toplumsal faturası, işçi sınıfına mücadeleden başka seçenek bırakmıyor. İstikrar adına getirilen yeni rejim, tam aksine türlü türlü istikrarsızlık getirecek ve sınıf mücadelesi için yeni yükseliş noktaları oluşturacaktır. Sınıfın öncülerine düşen görev, hoşnutsuzluğu artan ve kendi sancılı deneyimlerini yaşayan işçilere, gidişatın karakterini sabırla açıklamak ve 1 Mayısları hadım etmeye çalışan sendika bürokrasilerinden kurtulmayı da içeren bir hat üzerinde örgütlü mücadeleyi büyütmektir.

Hayır Oylarının Gaspına Karşı Tepkiler Büyüyor

Büyük baskılar ve son derece eşitsiz koşullarda yapılan 16 Nisan referandumuna bir de açık kanun ihlallerinin, oy çalmaların, iptal edilen hayır oyları ve blok bir şekilde verilen evet oyları gibi sahtekârlıkların eklenmesi toplumun çoğunluğunda öfkeye yol açtı. Bu öfke 16 Nisan akşamından bu yana kendini sokaklarda da gösteriyor.

Referandum Sonucu Gayrimeşrudur! Mücadeleye Devam!

Muhalif tüm kesimlerin ağır bir baskı altında tutulduğu, parti liderlerinin ve kadrolarının hapse atıldığı, Kürt illerinde açık devlet terörünün uygulandığı, yüz binlerce insanın yerinden edildiği, muhalif medyanın kısıtlı bir alana hapsedildiği, devlet olanaklarının inanılmaz bir savurganlık ve hoyratlıkla evet oyu lehine kullanıldığı şartlarda ortaya çıkan bu sonuç kesinlikle şaibeli bir sonuçtur, meşruiyeti yoktur.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.