Navigation

Bu Dünyaya Marx Geldi!

Elif Çağlı

Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.

Kerem Dağlı

Hegemonya Krizi, Almanya ve “Hasta Adam” Türkiye

Erdoğan iktidarının, üstelik kapitalizmin tarihsel krizine eşlik eden hegemonya krizine ve III. Dünya Savaşına rağmen, ülkedeki krizin çöküşe dönüşmesini daha ne kadar erteleyebileceği bir muammadır. Böylesi bir ekonomik çöküşün Erdoğan’ın içerideki siyasi prestijini ciddi biçimde sarsacağı da bellidir.

Devrimci Mücadele Kaçkınlarının Safsataları

BBC’nin web sitesinde yer alan bir makalede, dünya çapında düzenlenen çeşitli protesto gösterileri üzerinden, kitle hareketlerinin, bir anlamda toplumsal mücadelelerin işe yarayıp yaramadığı sorgulanıyor. Makale her ne kadar tarafsız gibi görünmeye çalışsa da ve güya her türlü görüşe yer verse de, sonuç olarak kitlelerin mücadelesinin aslında pek de bir işe yaramadığı düşüncesini inceden inceye işlemiş oluyor.

21. Yüzyılı Doğru Kavramak

SSCB’nin çöküşünden sonra dünyadaki siyasi dengelerin kökten değiştiğini, kapitalizmin tarihsel bir sistem krizi içine girmiş bulunduğunu, buna hegemonya krizinin, 3. Dünya Savaşının ve siyasi gericileşmenin eşlik ettiğini, sonuç olarak dünyanın olağanüstü bir dönemden geçtiğini, önemli altüst oluşların yaşandığını ve daha da yaşanacağını ne zamandır söylüyoruz. Dünyadaki ve Türkiye’deki tüm gelişmeleri de bu çerçeve ve bütünlük içinde değerlendirmek gerektiğini, yoksa hiçbir şeyin anlaşılamayacağını ve açıklanamayacağını belirtiyoruz.

Burjuva Siyasetindeki Çürüme

Tarihsel bir krize yuvarlanan ve daha fazla çürüyen kapitalizm her alanda bozucu, yozlaştırıcı ve gericileştirici etkisini gösteriyor. Bunlardan biri de burjuva siyaset alanıdır. Burjuva iktidarlar her yerde derin bir yozlaşma içindedir. Siyasetteki çürüme kendine uygun siyasetçi tipini de yaratmakta, öne çıkarmaktadır. Her şeyin çıkar ilişkilerine göre belirlenmesi, adam kayırmacılık, köşe dönmecilik, rüşvet, yolsuzluk vb. kapitalizmin hiçbir döneminde olmadığı kadar sıradanlaşmış ve genelleşmiş, kurumsallaşmıştır.

1943 FIAT Grevi: İtalyan Faşizminin Ölüm Çanı

75 yıl önce, 5 Mart 1943’te, İtalya’nın kuzeyindeki bir sanayi kenti olan Torino’da, FIAT’ın Mirafiori otomobil fabrikasında çakılan kıvılcımla ateşlenen grev dalgası, Mussolini ve İtalyan faşizmi için sonun başlangıcı olmuştu. İşçiler başlangıçta ücret artışı gibi ekonomik taleplerle mücadeleye atılmış olsalar da, kısa süre sonra, eylemlerin kitleselleşmesiyle birlikte, talepler daha siyasi ve anti-faşist, savaş karşıtı bir nitelik aldı.

Amerikan Gençliği “Yaşam Hakkı” İçin Ayakta

Amerikan işçi sınıfı bugün öğrencisiyle, genciyle ve öğretmeniyle ayağa dikilmek üzere silkinmeye başlamaktadır. Bunu işçi sınıfının diğer kesimleri de takip edebilir. Giderek daha fazla sayıda işçi ve genç, Demokratıyla Cumhuriyetçisiyle burjuva politikacıların düzeni korumak ve sürdürmek dışında bir gayeleri olmadığının farkına varacaktır. Gençler durumlarının kendilerinden önceki kuşaklardan daha kötü olduğunun ve gelecekte hiçbir düzelme olmayacağının farkındalar. Kapitalizmin kendilerine savaştan, krizden ve katliamlardan başka bir şey sunmadığını hissedebiliyorlar.

İran Halkı Değişim İstiyor

Gösteriler şimdilik sönümlense de, altta yatan nesnellik değişmediği için tekrarlanması kaçınılmazdır. Protestolar birçok şehre yayılsa ve toplamda yüz binlere ulaşsa da katılım İran nüfusuna göre sınırlı düzeyde kalmış ve hareket sönümlenme sürecine girmiş görünmektedir. Ancak bu görünüm yanıltıcı olmamalıdır. Hareketin şimdilik sönümlenmesi ne değerini azaltmakta ne de tamamen geri çekildiği anlamına gelmektedir. Aksine, harekete temel oluşturan nedenler ortadan kalkmak bir yana her geçen gün daha da arttığı için, aslında kitlelerde daha çok öfke birikmekte ve tepki de artmaktadır.

AKP Demokrasisi: Reis Getirir, Reis Götürür!

Bizzat cumhurbaşkanının seçilmiş belediye başkanlarını istifaya zorlaması, istifa etmek istemeyenleri üstü kapalı biçimde de olsa tehdit etmesi ve hatta “istifa etmezlerse bedeli ağır olur” demesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve rejimin karakterini ortaya koyması bakımından önemli ve açık bir göstergedir. Son belediye başkanlığı seçiminde ancak şaibeli bir sonuçla o koltuğa oturabilmeyi başaran Melih Gökçek gibileri demokrasi adına savunmanın demokratların işi olmadığı açıktır, ancak tüm bu olanların “tek adam” rejiminin geldiği noktayı göstermesi bakımından ibretlik bir durum arz ettiği de ortadadır.

Vize Krizi Ne Anlatıyor?

ABD’nin, Türkiye’ye yönelik vize hizmetlerini askıya aldığını ilan etmesiyle patlak veren kriz, aslında Türkiye ile ABD ilişkilerinin ne durumda olduğunu gösteren gelişmelerin sonuncusuydu. Bu krizin ortaya çıkış biçimi dahi sorunun ciddi bir arka planının bulunduğunun ve meselenin burada kalmayacağının kanıtıdır. Çok açıktır ki bu adım, ABD tarafından yapılan bir uyarıdır ve bir anlamda “ayağını denk al” hamlesidir. Belki bir süre sonra karşılıklı diplomatik adımlarla vize krizi hallolacaktır, ama ABD ile Türkiye ilişkilerinde kötüye doğru gidişe neden olan dinamikler yerinde durmaktadır. Bu anlamda da vize krizini başka krizlerin izleyeceğini öngörmek gerekir.

İspanya İşçi Komisyonları: Faşizm Koşullarında Sınıf Mücadelesi

Türkiye totaliter bir rejimin kurumsallaşması sürecini yaşıyor. Sosyalistler açısından, böylesi olağanüstü dönemler ve siyasi koşullar altında mücadeleyi sürdürmek hem çok zor hem de çok önemlidir. Bu istibdat döneminin ömrü billâh sürmeyeceği herkesin malûmudur, ama nasıl ve ne zaman sona ereceği iç ve dış gelişmelerin yanı sıra işçi sınıfının örgütlü kesimlerinin vereceği mücadeleye bağlıdır. Bu noktada da geçmişin mücadele deneyimleri özel bir anlam kazanmaktadır. Türkiye’de yaşanmış örneklerin yanı sıra farklı ülkelerde faşizm altında mücadele deneyimlerinden alınacak derslerin de irdelenmesi ve özümsenmesi gerekiyor. Bu açıdan, İspanya’da 1936-39 yılları arasında yaşanan iç savaşın ardından gelen ve 36 yıl süren faşist Franco diktatörlüğü döneminde, işçi sınıfının öncü kesimlerinin İşçi Komisyonları (CCOO, Comisiones Obreras) adı altında verdikleri mücadeleler de incelenmeyi fazlasıyla hak etmektedir.

Avrupa Birliği Nereye Gidiyor?

Lordlar Kamarasının da onay vermesinin ardından İngiltere’nin 44 yıllık AB üyeliğini sonlandıracak olan Brexit sürecini resmen açması, 9 ay önce başlamış olan “AB dağılıyor mu” tartışmasını yeniden alevlendirdi. Burjuva siyaset arenasında cereyan eden bu tartışmalara ve gelişmelere bir göz atmak, Hollanda seçimleri ve benzeri gelişmeleri bu kapsamda değerlendirmek ve AB meselesine Marksistlerin nasıl bakması gerektiğine dair hatırlatmalar yapmak; tarihsel bir sistem krizi içindeki kapitalizmin barındırdığı çelişkilerin kavranması ve AB’nin dağılması gibi küresel dengeleri altüst edecek önemde bir gelişmenin ne ölçüde olası olduğunun ve sonuçlarının neler olabileceğinin yorumlanabilmesi bakımından işlevli olacaktır.

Kapitalizmde “Temiz Enerji” Olmaz

Dünya Enerji Konseyinin raporuna göre, sürekli artan küresel enerji talebi 2030 yılında tavan yapacak ve ardından da düşmeye başlayacak. Küresel düzeydeki düşük büyüme hızlarından dolayı halihazırda enerjiye olan talebin artış hızının da giderek yavaşladığını belirten rapor, şu anda enerji üretiminin %4’ünü oluşturan güneş ve rüzgâr enerjilerinin 2060’a kadar büyük gelişme kaydedip enerji üretiminin %20 ve %39’luk kısmını oluşturacağını söylüyor. Yani o kadar da üzülmemize gerek yok diyor rapor, karbon emisyonunu arttıran ve küresel ısınmaya sebep olan fosil yakıtların kullanımı giderek azalacak!

Bir “Kandırılma” Hikâyesi: Fethullahçılar ve AKP

İnsanları Gülencilere yönelik “tasfiye” operasyonunu savunma ya da ona karşı olma ikilemine sürükleyecek yaklaşımlar sorunludur. Esasen iktidarın “ya bizdensin ya onlardan” tutumu bu ikilemi doğurmaktadır. Oysa işçi-emekçi sınıflar açısından bakıldığında, iktidar kavgası içindeki burjuva kesimlerden birini diğerine karşı desteklemek bir seçenek değildir. Aksine işçi-emekçi sınıflar bu kavgada taraf olmamalı, kendi taraflarını yaratmalıdırlar. Öte yandan, OHAL’le birlikte iyice artan ve devleti yeniden yapılandırma çalışmasına vesile olan bu tasfiyelerden, Cemaat’le ilişkisi olmayan solcu, Kürt veya sıradan insanlar da nasibini almışlardır. Hatta önümüzdeki süreçte bu kategoriye girenlerin çok daha fazla hedef alınacağı açıktır. İktidar, “darbecileri temizleme” adı altında, kendine muhalif unsurları devlet içinden temizleme harekâtına girişmiş durumdadır. İş cadı avına dönüşmüştür. Bu, kendine en azından demokrat diyen herkesin kuşkusuz karşı çıkması gereken bir durumdur.

Kan Safsatası, Irkçılık ve Faşizm

Başta Erdoğan olmak üzere, bir kısım AKP’lilerin açıkça ırkçılık kokan açıklamalarını hatırlayalım. Bilimsel olarak bu ifadelerin bir anlamı olmadığı halde neden bu burjuva politikacılar bu ifadeleri zikretmektedirler? Açıktır ki, onların derdi bilim değil siyasi çıkarlardır. Mesele kişi olarak Erdoğan’ın ya da diğer AKP’lilerin bu türden ırkçı milliyetçi fikirlere inanıp inanmamaları da değildir. Onlar bu ırkçı milliyetçi (kısaca Türkçü diyelim) fikirler aracılığıyla toplumu kendi siyasi hedefleri arkasında toplamaya çalışıyorlar.

Despotlar ve Devşirmeleri

Erdoğan’ın izlediği tasfiye ve devşirmeleştirme süreci “geçici” veya “tesadüfî” yahut Erdoğan’a has bir olgu değildir. Politik tasfiyeler devam edecek ve öncekilerin yerini alan devşirmeler de tasfiye edilerek yerlerini başkalarına bırakacaktır. Bu sürecin bir işlevi de parti ve devlet aygıtının bütünleşmesidir ki aslında şimdilerde yaşanan da budur. “Partili cumhurbaşkanı” meselesini de bu temelde kavramak gerekir. Hem devletin hem de iktidar partisinin başı olarak Erdoğan, bu sayede, parti-devlet bütünleşmesini nihayetine erdirmeyi hedeflemektedir. Yavaş yavaş ortaya tek parti ve tek adam rejimlerindeki manzaralar çıkmaktadır. Dokunulmazlıkların kaldırılması vesilesiyle parlamentonun fiilen feshi süreci zaten başlamıştır. Türk tipi başkanlığa geçildiğinde de parlamento ya ortadan kalkmış ya da tamamen işlevsizleşmiş veya sadece AKP’li vekillerden oluşan bir aygıta dönüşmüş olacaktır.

3. Dünya Savaşı Yeni Biçimler Altında Yürüyor

İnsanlık yeni bir emperyalist paylaşım savaşının içinden geçiyor. Elif Çağlı, Marksist Tutum sayfalarında, parçalı ve pek de alışılagelmedik biçimler altında yürüyen bu savaşın aslında 3. Dünya Savaşı olduğu tespitini yapalı yaklaşık on yıl oluyor. Bu tespit ilk yapıldığında pek çokları idrak etmekte zorlanmıştı, bugünse burjuva ideologlarından ünlü politikacılara, sosyalistlerden papaya kadar pek çokları “3. Dünya Savaşı” tabirini kullanıyorlar.

Yerli ve Milli Olmak…

Faşizmin ne olduğunu ve emekçi kitlelere neye malolduğunu tarih defalarca ve çok acı örneklerle ortaya koymuş olduğundan, halkı bu denli insanlık dışı bir rejime ikna etmek için, Erdoğan’ın bu tür demagojik söylemlere ihtiyacı vardır. Ve işte bu gerçekliği teşhir edecek ve yoluna taş koyacak herkes ve her şey, Erdoğan’a göre gayri millidir ve yersizdir, hizaya sokulması yahut yok edilmesi gerekmektedir. Meselenin özü budur.

Beş Yılın Ardından “Arap Baharı” ya da Devrimini Arayan Ortadoğu

Burjuva ideologların “Arap Baharı” adını taktıkları halk ayaklanmalarının üzerinden beş yıl geçti. Tunus’la başlayıp Mısır’la devam eden bu dalga Arap dünyasının neredeyse tamamını etkiledi. İşsizlikten, yoksulluktan, sefaletten, baskıcı rejimlerden, diktatörlerden bıkmış olan Arap halkları beş yıl önce ayağa kalkarak sadece Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da değil tüm dünyada umut rüzgârları estirmişlerdi. Fakat bu rüzgârların etkisi maalesef fazla sürmedi. Devrimci alternatiflerin yokluğu ve genel örgütsüzlük koşullarında, Arap halklarının bu mücadelesi hızlı bir biçimde burjuva güçlerin iktidar kavgasına ve emperyalist kapışmaya angaje edildi. Ayrıca aradan geçen beş sene zarfında, emekçilerin uğruna sokaklara döküldükleri temel sorunların hiçbiri çözülmedi.

Güney Kore İşçi Sınıfı Direniyor

Güney Kore’de bugün yaşananlar, gerek iktidarın uyguladığı saldırı programları ve gerekse de işçi sınıfının bu saldırılara karşı verdiği mücadele bakımından önemli bir örnek oluşturmaktadır. Park Geun-hye yönetiminin izlediği politikalar, kapitalizmin sistem krizi ve emperyalist savaş koşulları altında hemen her ülkede burjuvazinin izlediği veya izleyeceği politikalardır. Dolayısıyla sadece Kore işçi sınıfı açısından değil, tüm dünya işçileri açısından benzer saldırı programları ve tehlikeler mevcuttur. Yani bu saldırı paketini, küresel sermayenin işçi sınıfına yönelik küresel saldırı paketinin bir parçası olarak nitelemek yerinde olacaktır. Dolayısıyla hem dersler çıkarmak hem de işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin dinamiklerini değerlendirebilmek açısından Kore işçi sınıfının deneyimlerine bir göz atmak faydalı olacaktır.

Erdoğan’a Hakaret Davaları ve Basın Özgürlüğü

Olağanüstü rejimlere veya polis devletine has uygulamaların, otoriterleşme eğilimlerinin, baskıların, anti-demokratik politikaların dünyanın her yerinde arttığı bu dönemde, Türkiye gibi ülkelerde ise, “basın özgürlüğü”ne ait son kırıntılar da giderek geri alınmaktadır. Söz konusu ülke Türkiye olunca, tarihinin hiçbir döneminde, Batılı ülkelerdekine benzer bir “basın özgürlüğü”nden söz etmek mümkün değildir. Ancak özellikle son birkaç yıllık süreçte ciddi bir daralma olduğu da açıktır. Köşeye sıkışan Erdoğan-AKP iktidarının, özellikle de kriz-savaş konjonktüründe, muhalif ve düzen karşıtı güçlerin üzerine daha fazla gideceği de açıktır. Bonapartlaşan Erdoğan’ın yeni Türkiye’sindeki gidişat, bu saldırılara karşı direnmeyi ve gerçekleri teşhir etmeyi her geçen gün daha fazla zorunlu kılmaktadır.

Sayfalar

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.