Navigation

2016 1 Mayıs’ına Dair

Türkiye işçi sınıfı 2016 1 Mayıs’ını olağanüstü baskı koşulları altında karşıladı. Ülkenin dört bir yanında patlatılan bombalarla yaratılmak istenen korku atmosferine rağmen on binlerce işçi-emekçi, sosyalistler, devrimciler korkunun egemenliğine boyun eğmediler ve Çorlu’dan Trabzon’a, Gebze’den İzmir’e, İstanbul’dan Diyarbakır’a onlarca kentte alanlara aktılar. Egemenler işçi-emekçilerin sesini boğmak için ellerinden gelen tüm çabayı gösterseler de 1 Mayıs’ın sesi boğulamadı. 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin haberler gündemin üst sıralarından kovulamadı. Türkiye’de işçi sınıfının kanıyla canıyla kazanılmış olan 1 Mayıs geleneği canlılığını bir kez daha kanıtladı. Türkiye’de 2016 1 Mayıs’ını değerlendirirken öncelikle vurgulanması gereken nokta burasıdır.

Ancak 2016 1 Mayıs’ı her ne kadar Türkiye’de 1 Mayıs geleneğinin yok edilemediği anlamına geliyorsa da, şunu belirtmek gerekiyor ki, mevcut örgütsüzlük koşullarında baskı ve sindirme politikaları ne etkisiz oldular ne de geri püskürtülebildiler. Bu politikalar ve somut sonuçları işçi-emekçi kitlelerin 1 Mayıs eylemlerine katılımlarını önemli ölçüde sınırladı. Alanlara akan on binler, gerçekte akması gereken ve akabilecek milyonların ancak küçük bir kesrini oluşturuyordu.

7 Haziran seçimlerinden bu yana kitle eylemlerini, mitingleri hedef alan bombalı saldırılar kitlelere korku salma bakımından özel bir rol üstlendiler. Bu saldırıların özel katkısıyla oluşturulan genel korku atmosferi hâkimken Bursa’da birkaç gün önce patlayan bomba 1 Mayıs’a ayrıca bir darbe indirdi. Bu da yetmedi 1 Mayıs günü çeşitli kentlerde yine bombalı saldırılar gerçekleştirildi ve önceden planlanmış mitinglerin iptal edilmesi sağlandı. Bu bombaların yanı sıra İstanbul’da Taksim’e çıkmaya çalışanlar yine devlet terörüne maruz kaldılar ve bir emekçi TOMA tarafından ezilerek hayatını kaybetti. Bakırköy’deki 1 Mayıs mitingi öncesinde de polis HDP kortejine saldırmaktan geri durmadı.

Bu fiziki saldırı ve baskıların yanı sıra, işçi sınıfının önüne başka engeller de çıkarıldı. Sermayenin ve onun devletinin işçi sınıfı içindeki ajanlığı rolünü iyiden iyiye oynamaya soyunmuş olan Hak-İş ve Türk-İş merkezleri de 1 Mayıs’ı baltalamak için ellerinden geleni yaptılar. Bu konfederasyonların, sanayi merkezlerinin uzağında yer alan ve işçi kenti niteliği taşımayan Çanakkale ve Sakarya gibi kentlerde organize ettikleri merkezi kutlamalar, daha baştan geniş işçi yığınlarını 1 Mayıs’ın uzağında tutmak anlamına geliyordu. Dahası bu seçilen kentlerin siyasi anlamı işçi sınıfı mücadelesinin geleneklerinin de tümüyle dışına düşüyordu. Her iki kent de bilinçli biçimde milliyetçi mesajlar vermek ve işçilerin kafalarını daha da karıştırmak için seçilmişlerdi. Az sayıda işçinin zorla götürüldüğü bu kentlerde, Hak-İş yönetimi mitingi dualarla açıp, mehter marşlı yürüyüşler organize ederken, Türk-İş yönetimi ise “vatan hainliği”, “şehitler”, “Çanakkale zaferi” ve “ecdad” demagojileriyle bezeli ucuz hamaset eşliğinde görevini ifa etti.

Ancak bu noktada da Türk-İş bünyesindeki çeşitli sendikalar ve şubeler konfederasyonun merkezi kutlama adı altındaki aldatmacasına uymayarak ya kendi bulundukları kentlerdeki mitinglere katıldılar ya da bizzat bu mitinglerin örgütleyicisi oldular. Başta İzmir, Ankara gibi büyük kentlerin yanı sıra Gebze gibi önemli bir işçi havzasında gerçekleştirilen ortak mitingler bu açıdan anlamlı ve önemlidir. Böylece bir hükümet organı gibi çalışan Türk-İş merkezinin manevrası önemli ölçüde boşa çıkarılmıştır.

Bu yıl İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamaları ise son dört yıldır olduğu gibi yine sermaye devletinin yasakçı/baskıcı tutumuna maruz kaldı. Taksim bir kez daha işçi sınıfına yasaklandı. DİSK, KESK, TTB ve TMMOB’un yıllardır miting yapamama pahasına sürdürdüğü tutumundan 1 Mayıs’a günler kala vazgeçerek başka bir miting alanına yönelmesi, İstanbul’da bir mitingi olanaklı kılmak bakımından olumlu bir adım olduysa da, bu ne yazık ki oldukça gecikmiş bir hamle oldu. Bunun kendi başına yeterli hazırlık, çalışma ve odaklanma sağlaması, beklenebileceği gibi, mümkün olmadı. Mevcut sınıf dengeleri koşullarını hesap ederek, şayet daha önceden başka bir alan için bir ısrar ve odaklanma sağlansaydı, bugün İstanbul’da çok daha farklı bir 1 Mayıs tablosu olabilirdi. Son dakikaya kadar süren belirsizlik, mevcut baskı ve faşist tırmanış koşullarında, iktidarın birçok politikasına büyük bir öfke duyan geniş kitleler için yeterli bir odaklanma ve motivasyonun oluşmasına yardımcı olmadı ne yazık ki.

Tüm bu ağır baskı ve faşist tırmanış süreci şartları altında boyun eğmeyip yine de 1 Mayıs’a sahip çıkan işçi-emekçiler, alanlarda hükümete ve sermayeye tepkilerini dile getirip taleplerini haykırdılar. Kapitalizmin tarihsel bir kriz içinde olduğu günümüz dünyasında, Türkiye’de AKP hükümeti eliyle yükseltilen faşist tırmanış süreci, Kürt halkını ve Suriye’yi hedef alan savaş süreci ve işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarının tam bir cehennem haline getirilmesi anlamına gelecek olan yeni saldırılar (özel istihdam büroları, kıdem tazminatı vb.), işçi sınıfını çok daha zorlu mücadelelere çağırıyor. Nesnel ve öznel açıdan son derece ağır olan mevcut koşullarda dahi 1 Mayıs geleneğine sahip çıkılabilmiş olması bir olumluluktur ve sınıf devrimcileri bu olumluluğu büyütmek için gayret sarf edeceklerdir.