Navigation

İşçi Sınıfı ve Mücadelesi

Lenin’i Anlamak

Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.

Sendikalar ve Barış Sorunu

İşçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyi henüz yeterli olmadığı için ya AKP’nin yalanlarına büyük oranda kanıyor ya da burjuva muhalefetin peşine takılıyor. Sınıfa yönelik saldırılara, anti-demokratik uygulamalara ve emperyalist-haksız savaşlara karşı mücadele etmesi gereken sendikalara ise kahredici bir duyarsızlık hâkim. Sendikal hareket, bürokrasinin sultasında felce uğramış durumda.

15-16 Haziran ve İşçi Sınıfının Tarihsel Misyonu

İşçi sınıfının devrimci potansiyeli, örgütlenme yeteneğiyle ve sermaye sınıfıyla çıkarlarının uzlaşmamasıyla da sınırlı değildir. İşçi sınıfının üretimden gelen gücü, sermaye egemenliğine karşı mücadelede kilit bir rol oynar. İşçi sınıfı üretimi durdurma, hatta onu kendi kontrolü altında sürdürebilme potansiyeline sahiptir. Bugüne kadar dünya işçi sınıfı, giriştiği mücadelelerde sermaye sınıfı olmadan da üretimi kendi eline alarak sürdürebileceğini defalarca ispat etmiştir.

Sosyalistler ve İşçi Sınıfı Arasındaki Güven Bunalımı /2

Sosyalist hareket ciddi bir sorgulamanın içine girerek bünyesindeki Stalinizm ve Kemalizm kalıntılarından kurtulmadan, işçi sınıfıyla yeni ve kalıcı bağlar kuracak adımlar atmadan, önümüzdeki süreçte karşılaşılacak zorluklara ve fırsatlara gereken yanıtı verecek hazırlığı yapamayacaktır. Dünya yeni bir toplumsal bunalımın içine girmiş durumdadır. Burjuvazi bunalımı aşabilmek için işçi sınıfına yönelik saldırıları alabildiğine sürdürmekte, emperyalist savaşın alevlerini yaymaktadır. “Demokrasinin beşiği” Avrupa’da faşist akımlar güçlenmekte ve istisnasız tüm kapitalist ülkelerde olağanüstü rejimleri andıran baskıcı uygulamalar artmaktadır. Ve tüm bunlara işçi-emekçi sınıfların isyanları, ayaklanmaları, ardı arkası kesilmeyen protesto ve öfke dalgaları eşlik etmektedir. Tarih defalarca göstermiştir ki, işçi sınıfının bu yeni uyanışına ancak gerçekten hazır olanlar önderlik edebilecek ve sınıfın muazzam enerjisini sosyalist devrim hedefine kanalize edebilecektir.

Sendikalar Kanunu Değişiyor, Sendikalar Ne Yapıyor?

Çalışma Bakanlığının hazırladığı Toplu İş İlişkileri Kanunu taslağı büyük olasılıkla yasalaşacak. Yine büyük olasılıkla, bu süreçte gündemde olan "Ulusal İstihdam Stratejisi" ve kıdem tazminatının fona devredilmesi saldırıları da meclisten geçecek. Yani Türkiye işçi sınıfı açısından önümüzdeki dönem, örgütlenme ihtiyacının daha fazla duyulacağı bir dönem olacak. Bu nedenle, patronların örgütlü saldırılarına, Meclisten tek tek geçen saldırı paketlerine bakıp da her şeyin bittiğini düşünmek doğru değildir. İşçi kitlelerinin tüm haklarının elinden alındığı ve örgütlenmenin önüne çok ciddi engeller dikildiği doğrudur. Ancak nihayetinde yasalar Allah kelamı gibi değişmez şeyler değildir. Burjuva parlamentolarının sürekli değiştirdiği yasaları, mücadele eden işçi sınıfı elbette ki değiştirebilir.

İşçi Sınıfı Büyüyor, Ev İşçileri Örgütleniyor!

İşçi sınıfı büyüyor. İşçi sınıfı büyüyüp geliştikçe, düne kadar görünmeyen, yok sayılan kesimleri de sınıf kardeşlerinin sesine çığlıklarını katmak istiyor. 15 Haziranda ev işçisi kadınlar bir araya geldiler ve yaşadığımız topraklarda bir ilke imza attılar. Bir basın açıklaması düzenleyerek Ev İşçileri Dayanışma Sendikasının kuruluşunu ilan ettiler.

“Beyaz Yakalılar”: “Orta Sınıf” mı, İşçi Sınıfının Bir Kesimi mi?

Kapitalist gelişmeye paralel olarak hizmet sektörü bugün artık oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır ve bu sektörde çalışanları homojen bir yığın olarak görmek son derece yanlıştır. Meselâ, herhangi bir finans şirketinde kafa emeği harcayarak çalışan "beyaz yakalı" işçi de, aynı yerde kol emeği harcayarak çalışan "mavi yakalı" işçi de hizmet sektöründe çalışmaktadır. Dolayısıyla hizmet sektörü doğrudan doğruya "beyaz yakalı" çalışanların alanı olarak görülemez.

İşçi Sınıfı ve Demokrasi Mücadelesi

Burjuvazi, işçi sınıfının devrimci basıncı altında köşeye sıkışmadıkça toplumun genelinin çıkarları lehine demokratik hak ve özgürlükleri geliştirme doğrultusunda bir adım atmaz. Bir başka deyişle, tarihsel açıdan demokrasi ve özgürlük bayrağını çoktan elinden bırakmış olan burjuvazi, bu doğrultudaki adımları ancak kendi kellesini kurtarmak için bir taviz olarak atmak zorunda kalır. Marksizmin bu genel doğrusu, köksüz ve korkak Türk burjuvazisi sözkonusu olduğunda daha da geçerlidir.

Avrupa İşçi Hareketinde Bir Dönem Kapanırken

Avrupa işçi hareketinde bir dönem kapanmış bulunuyor. İşçi sınıfının içinden doğup gelişen ve sendikalarla organik bağları olan sosyal demokrat partiler, çoktandır işçi sınıfının “burjuva” partileri olmaktan çıkıp, burjuvazinin işçi partileri haline gelmişlerdir. Bu partilerin sendikalarla ilişkisi devam etmesine ve sendikal bürokrasinin işçi sınıfı üzerindeki etkisi kırılamamış olmasına rağmen, eski dönem kapanmıştır. İşçi sınıfını kapitalizm sınırlarına hapseden reformizmin ve sendikal bürokrasinin “sosyal devlet” dayanağı da çökmüştür. Hiç kuşkusuz ki bu durum, mücadelenin bambaşka şekillerde gelişebilmesine imkân tanımaktadır.

1977-1980 Metal Grevleri Yol Gösteriyor

Metal işçileri sendikaları ile metal patronlarının örgütü olan MESS arasında iki yılda bir yapılan grup toplu iş sözleşmesi görüşmeleri 2010 yılı Aralık ayında başlamıştı. Gangster sendikacılığın en önemli örgütü Türk Metal, işçilerin saat ücretlerine yapılan 35 kuruşluk zamma derhal evet deyip toplu sözleşmeyi imzalarken, onun ardından Çelik-İş sendikası da aynı sözleşmeye itirazsız imza attı. Metal işkolunda örgütlü sendikalardan sadece Birleşik Metal-İş bu sözleşmeyi kabullenmeyeceğini belirterek grev kararı aldı ve böylece 21 yıl sonra metal işçilerinin bir bölümü için grev süreci başlamış oldu.

İşçi Sınıfı Mücadelesi Hukuki Mücadeleye İndirgenemez

İşçi sınıfı hareketindeki tıkanıklığı yaratan çeşitli etkenler söz konusu. Şüphesiz en önemli faktör, komünistlerin sınıf hareketi içindeki etkisizlikleri ve sendika bürokrasisinin sendikal örgütlerde ipleri tamamen ellerinde tutuyor olmalarıdır. Bu yüzden, işçi sınıfının haklarını savunmak üzere kurulmuş olan sendikalar, toplu iş sözleşmesinden faydalanabilen işçi sayısı 550 bin civarına düştüğü, dibin dibi göründüğü halde içine düştükleri ataletten kurtulamıyorlar. Bu durum da, işçi sınıfının moralini bozan, kendine güvensizliğini arttıran etkiler yaratıyor.

Sermayenin Saldırıları ve Sendikal Bürokrasinin Kuşatması

Sendikalar bürokratlara değil işçilere aittir, ama bunu kuvveden fiile dönüştürmek için sabırlı ve inatçı bir komünist çaba gerekiyor. Sınıf hareketinin verili düzeyi pek parlak olmasa da, mücadele diyalektik çelişkileri içerisinde devam ediyor. Karşımızda örgütlenmeyi bekleyen kocaman bir işçi sınıfı duruyor. Öncü işçilerin devrimci siyasal bilinç ve örgütlülük düzeyini yükseltme görevinin yanı sıra, sendikalaşma mücadelesini yüklenme ve sendikaları ayağa kaldırma görevi de, sendikalı işyerlerinde taban örgütlerini kurma ve geliştirme görevi de komünist işçilerin sırtına binmiş durumdadır.

Sayfalar

İşçi Sınıfı ve Mücadelesi beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.