Navigation

Çevre

Derelerimizden Elinizi Çekin!

Geçtiğimiz günlerde Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu “HES inşaatlarında bazı vahşi uygulamalar olduğunu” ifade eden bir demeç verdi.

Kapitalizmde Felâketler Yoksulları Vuruyor

Son yirmi yıldır dünyadaki “doğal” felâketlerin ardı arkası kesilmiyor. Depremler, tsunamiler, seller, kasırgalar… Yaşanan felâketler giderek sıklaşıyor ve insan hayatında yarattığı yıkımlar onmaz acılara yol açıyor. Bizzat burjuva kurumların yayınladıkları raporlara göre de dünyadaki doğal afetlerin sayısı son 20 yılda 4 kat arttı. Özellikle 2000’den sonra bu tür felâketlerin yol açtığı yıkımı pek çok acı örnekte gördük. “Doğal” denilen bu felâketlerin daima yoksul kesimleri başta olmak üzere emekçileri vurduğunu da görüyoruz.

Küreyi Kimin Eli Isıtıyor?

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli (IPCC) geçtiğimiz günlerde beşinci raporunu açıkladı. Söz konusu rapor, 2007’de hazırlanan bir önceki rapora göre çok daha karanlık bir tablo çizerek alarm zillerine basıyor ve hükümetleri harekete geçmeye çağırıyor. Ne var ki, doğanın ve insan emeğinin kâr uğruna amansızca yağmalanmasına dayanan kapitalist sömürü sisteminde bu çığlık boş duvarlara çarpıp sönümlenmeye mahkûm.

Nükleerden “Güzel Ölümleri” Beklerken /2

Apaçık ki, burjuvaziye hiçbir şekilde güvenilemez. İnsanlığın geleceği ve kaderi asla burjuvaziye bırakılamaz. Nükleer enerji santrallerine karşı mücadeleyi büyütmek, bunun nükleer silahlanmaya bağını sürekli olarak teşhir etmek, temiz, yaşanabilir bir doğa kavgasını yürütmek işçi sınıfının kapitalizme karşı mücadelesinin kopmaz bir parçasıdır. Nükleer santralleri engelleyebiliriz. Unutmayalım ki, her şey gibi, onları da inşa edecek olan işçi sınıfıdır. Bu noktada işçi hareketinin duyarlılığını sağlama, göstermelik olarak değil gerçek bir mücadele başlığı olarak nükleer karşıtlığını sendikaların gündemine sokma görevi devrimci işçilerin önünde duruyor.

Nükleerden “Güzel Ölümleri” Beklerken

AKP hükümetinin nükleer iştahı doymak bilmiyor. Geçtiğimiz ay Japonya’yla, Sinop’a kurulmak üzere yeni bir nükleer enerji santrali anlaşması imzalandı. Bu anlaşma vesilesiyle nükleer tartışmaları yeniden kızıştı. Büyük burjuvazinin temsilcileri, AKP ve elbetteki nükleer lobi hararetle bu adımı savunuyorlar. Diğer taraftan, nükleer enerjiye genelde ya da AKP projeleri bağlamında karşı çıkanların sayısı da az değil. Ne var ki, tartışmanın zemini ve argümanları ya yanlış ya da genellikle eksik kalıyor. AKP ve yandaşları, nükleer enerjiyi tam bir kapitalist zihniyetle savunurken, nükleer karşıtlarının önemlice bir bölümü, bu karşıtlığı anti-kapitalist bir zemine oturtamamalarından ötürü, ya yanlış argümanları savunuyorlar ya da sıraladıkları eleştiri noktalarını bütünleyemiyorlar. Bu durumda da, salt ucuzluk, dışa bağımlılık, kendine yeterlilik vb. gibi noktalara indirgenebilen argümanlar, kapitalist zihniyetle olduğu kadar ulusalcı ideolojiyle de hesaplaşmadığı, tersine bunları temel aldığı için yetersiz kalıyor.

Fukuşima Felâketinin İkinci Yılı

Radyoaktif kirlenmeye maruz kalan bölgelerden 160 bin insan tahliye edildi. Ancak onlara gittikleri yerde hayatlarını yeniden kurabilmeleri için tazminat ya verilmedi ya da günlük ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak düzeyde bir tazminat ödendi. Ancak nükleer felâketin yaşanmasına sebep olan TEPCO firmasına her türlü yardım yapıldı. 2012 Haziran ayında ise firma kamulaştırılarak devletin himayesine alındı ve böylece patronları büyük bir zarardan kurtarılmış oldu.

Küresel Isınma ve Doha’nın Doğası!

Doğayla insanı barıştırmak, maliyet hesabı yapmadan doğayı katletmeyecek teknolojilere yönelmek, kârı değil insanı ve doğayı temel alan temiz enerji kaynaklarına yönelmek, rekabete son vererek dünya ölçeğinde üretimi planlamak… Bunlar elbette hayal değildir. Dünya işçi sınıfı kapitalizmi alt eder etmez tam da böyle bir dünya kurmaya girişecektir.

Rantsal Dönüşüm Devam Ediyor

Kapitalist gelişmenin doğayı ve insanlığı dikkate almadan yapılandırdığı şehirler, insanca bir yaşam için uygun olmadığı gibi, “doğal” felâketlerde kayıplara sebep olma riskini de taşıyorlar. Başta İstanbul’da olmak üzere işçi ve emekçiler için sağlıklı barınma alanları yaratmak büyük bir ihtiyaç olarak kendini dayatmaktadır. Ancak “kentsel dönüşüm” projelerinin bu amaca hizmet etmediği, etmeyeceği kesindir. Bu yüzden yıkımlara karşı mücadele yürütmek gerekiyor, ama tekil ve dağınık mücadelelerle başarı kazanmak mümkün değildir.

Kapitalist Açgözlülük ve Gıda Krizi

Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü’nden Dünya Bankası’na kadar pek çok emperyalist kurum, son dönemlerde sıkça, yükselişe geçen gıda fiyatlarının yaratacağı tehlikeye işaret etmekteler. Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim, hükümetlerin bu sorunlarla başa çıkması için politikalar geliştirmesine yardımcı olacaklarını ve tüm dünyaya zarar verecek fiyat artışlarına izin veremeyeceklerini söylüyor.

“Sel Felâketi” ve “Kentsel Dönüşüm” Gerçeği

Ekonomik çıkar ve kâr mantığı üzerine kurulu kapitalist düzende, işçi sınıfının toplumsal ihtiyaçlarını sağlayabileceği, sağlam, rutubetten uzak, sağlıklı, estetik, doğayla iç içe konutlar beklemek ne yazık ki hayalden öteye geçemez. İşçi sınıfının mücadeleleri sonucunda Birleşmiş Milletler sözleşmelerine yazılan barınma hakkı, kapitalizmde kâğıt üstünde kalmanın ötesine geçmemiştir. Dünyanın en gelişmiş kapitalist ülkelerinde dahi milyonlarca insanın evsiz ve sokakta yaşıyor oluşu, bu sorunun kapitalizm altında çözülemeyeceğinin kanıtıdır.

Samsun’da Sel ve TOKİ Felâketi!

Samsun’un Canik ilçesinde aşırı yağış nedeniyle Mert ırmağının taşmasıyla meydana gelen selde 12 kişi hayatını kaybetti. İnsanlar, TOKİ’nin dere yatağına inşa edilmiş konutlarının alt katlarında çaresizce ölüme teslim oldular. Araziye para vermemek ve daha fazla kazanmak uğruna feda edilen canların hesabını vermek yerine salına salına ortalarda gezen başta Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar olmak üzere AKP yetkilileri suçu doğanın üzerine yıkıverdiler.

GDO’lu Üretim ve Kapitalizm

Marksistler açısından bilim ve teknolojinin gelişmesi önemli ve gereklidir. Karşı çıkılması gereken şey, bilim ve teknolojiyi insanlık yararına işletmeyip, sadece kâr elde etmek için elinde bulunduran kapitalist sömürü düzenidir. Burjuvazinin bugüne dek bilimin her alanında yaptığı gibi canlıların genetiğiyle oynanması konusunda da sınıfsal çıkarları uğruna insan yaşamını riske atmaktan vazgeçmeyeceği açıktır. Biz, burjuvaziye güvenmiyoruz! Sadece GDO’lar konusunda değil, dünyanın geleceğini ilgilendiren hiçbir konuda burjuvaziye güvenmiyoruz.

Depremin Kabarttığı Rant İştahı

Konut üretimini ve pazarlamasını son derece kârlı bir sektör haline getiren burjuvazi, bankaları, emlak şirketleri, inşaat firmaları ve bizzat devleti aracılığıyla, “herkesin ev sahibi olabileceği yanılsamasını” alabildiğine körüklemektedir. Oysa kapitalist sistemde “herkesin ev sahibi olması”, gerçekleşmesi olanaksız bir düştür. Kapitalizm engeli kaldırıldığında ise barınma sorununun çözümünün önünde herhangi bir maddi engel kalmayacaktır.

Doğal Olmayan Ölümlerin Sorumlusu Kim?

21. yüzyıldayız. Teknoloji ve bilim öylesine ilerledi ki takip etmek mümkün değil. İnsan hareketlerine yaklaşabilen robotlar yapılıyor, binlerce kilometre uzaklığı vurabilen silahlar üretilebiliyor. Tıp o kadar ilerledi ki kalbi durdurmadan kalp ameliyatları yapılması artık bizi şaşırtmıyor bile. Bu gelişmelere her gün yenileri ekleniyor. Peki, ekleniyor da ne oluyor?

Sermayenin Açgözlü Büyüme Anlayışı Doğayı Tahrip Ediyor

AKP hükümeti, hızlı büyüme politikalarının gerektirdiği miktarda enerjiyi üretebilme kapasitesine sahip olabilmek için, her türden teknolojiyi ve doğal kaynağı kullanmak istiyor. En ufak dereye varıncaya kadar bütün akarsulara hidroelektrik santralleri (HES) kurma çabaları, altın ve gümüş madenleri başta olmak üzere doğa koruma alanlarını bile madenciliğe açma uğraşları bu isteğin ortaya çıkan sonuçlarından bazıları. Akkuyu’da nükleer santral kurmak için gösterilen cansiperane mücadeleyi ve kömürle çalışıp çevresinde muazzam kirliliğe yol açan termik santrallere hız verme kararlılığını da bunlara eklemek gerek.

7,2 Değil Kapitalizm Yıktı!

Depremin ilk gününde, yıkılan binaların altında kalan yüzlerce insanın “kurtarın bizi” çığlığı etraftakileri kuru insan gücüyle hiçbir şey yapamamanın çaresizliğine sürüklerken, devlet akşam saatlerine kadar ortada yoktu. Kızılay deprem bölgesine ilk gün 1200 çadır ve 4500 battaniye götürmekle övünürken, on binlerce insan o geceyi sıfırın altına inen hava sıcaklığına rağmen çoluk çocuk sokakta geçirmek zorunda kaldı. Enkazı kaldıracak iş makinelerini, arama kurtarma ekiplerini ve sağlık görevlilerini derhal koordine edip devreye sokmaya sıra geldiğinde, “güçlü devlet” sırra kadem bastı.

Fukuşima’da Nükleer Felâketin Etkileri Devam Ediyor

Akkuyu’dan başlayarak bir nükleer santraller kurma atağına kalkacak olan Türkiye burjuvazisinin de niyetleri ve algılayışı Japonya’daki sınıfdaşlarından farklı değildir. Başbakan Erdoğan’ın “son teknoloji ürünü bir santral kurduracağız” laflarının, TEPCO’nun “santrallerimiz yüzde yüz güvenli” şeklindeki boş böbürlenmesinden bir farkı yoktur. Kapitalistler sermayelerini büyütmek hırsıyla büyük felâketlerin yolunu döşemekte, işçi sınıfı ise bunun bedellerini ödemektedir. Bu yüzden Türkiye işçi sınıfı hem kendi burjuvalarının heveslerini kursaklarında bırakmak hem de Japonya’daki sınıf kardeşleri ile dayanışmak için sınıf örgütlerini harekete geçirmelidir.

Ekolojik Cinayet: Siyanürlü Liç

Kapitalizmin doğa ve insan yaşamına yönelik katliamlarına bir yenisi daha eklenmek üzere. Kütahya’daki Eti Gümüş A.Ş. tesislerinde siyanürlü atığın biriktirildiği baraj 7 Mayısta taştı. Siyanür yeraltı sularına ve tarım arazilerine karışmaya başladı. Devlet yetkilileri her zaman olduğu gibi her şeyin kontrol altında olduğunu, gerekli önlemlerin alındığını, siyanür sızıntısı olmadığını açıklıyor. Kütahya Valiliği bölgede yapılan analizlerin sonuçlarını kamuoyuna açıklamıyor.

Nükleer Santrallere Geçit Vermeyelim

Devrimci işçi sınıfı sosyalist bir gelecek için yaşanabilir bir dünyaya ihtiyaç olduğunun bilincindedir. Çevre sorunu anti-kapitalist bir perspektifle ele alınıp işçi sınıfının kapitalist sistemi yıkacak devrimci mücadelesinin bir parçası haline getirilmek zorundadır. Bu doğrultuda komünistler, nükleer karşıtı talepler de dahil olmak üzere, tüm çevreci taleplerin gerçek sahibi ve savunucusu olduğunun bilinciyle hareket etmek zorundadırlar. Çünkü kapitalist sistemde çevre sorunu, küçük-burjuva “yüce gönüllülere” bırakılamayacak kadar ciddi bir sorundur.

Sular Özgür Akmalı, Ama Nasıl?

Hidroelektrik Enerji Santrallerine (HES’lere) karşı mücadele eden binlerce doğa ve yaşam savunucusu, “suların daha özgür akması” için 9 Nisanda Ankara’da bir araya geldi. “Doğanın ve Yaşamın Talanına Karşı Bütün Dereler Ankara’ya Akıyor” şiarıyla bir araya gelen eylemciler, Toros Sokak’tan başlattıkları yürüyüşlerini Kolej Kavşağında sona erdirdiler. Alanda toplanan göstericiler “Su Hayattır Satılamaz” dövizleriyle birlikte “kültürümüzün ve tarihimizin yağmalanmasına izin vermeyeceğiz” dediler.

Sayfalar

Çevre beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.