Navigation

Erdoğan’a Hakaret Davaları ve Basın Özgürlüğü

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Olağanüstü rejimlere veya polis devletine has uygulamaların, otoriterleşme eğilimlerinin, baskıların, anti-demokratik politikaların dünyanın her yerinde arttığı bu dönemde, Türkiye gibi ülkelerde ise, “basın özgürlüğü”ne ait son kırıntılar da giderek geri alınmaktadır. Söz konusu ülke Türkiye olunca, tarihinin hiçbir döneminde, Batılı ülkelerdekine benzer bir “basın özgürlüğü”nden söz etmek mümkün değildir. Ancak özellikle son birkaç yıllık süreçte ciddi bir daralma olduğu da açıktır. Köşeye sıkışan Erdoğan-AKP iktidarının, özellikle de kriz-savaş konjonktüründe, muhalif ve düzen karşıtı güçlerin üzerine daha fazla gideceği de açıktır. Bonapartlaşan Erdoğan’ın yeni Türkiye’sindeki gidişat, bu saldırılara karşı direnmeyi ve gerçekleri teşhir etmeyi her geçen gün daha fazla zorunlu kılmaktadır.

Mahkemelerde yeni ve özel bir kategori oluşmuş durumda: Erdoğan’a hakaret davaları… Son bir yılda cumhurbaşkanına hakaretten yaklaşık 1300 kişiye soruşturma açıldı. Soruşturma açılanların yüzlercesi tutuklandı ve haklarında dava açıldı. Yargılananların listesi epeyce uzun. İçinde Can Dündar, Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan gibi gazetecilerden tutun da 11 yaşındaki çocuğa kadar herkes var. Neredeyse her gün, ya yeni bir dava/soruşturma açılıyor ya da hâlihazırda yargılananlardan birinin duruşması görülüyor. Yani “Erdoğan’a hakaret davaları” günlük hayatımızın bir parçası haline geldi.

Bu davaların, Erdoğan’ın Bonapartlaşması ve Türkiye’nin otoriterleşmesi sürecinde, muhalefet odaklarını bastırmak, sindirmek ve her türlü muhalif sesi susturmak için kullanılan bir baskı aracı olduğu çok açıktır. “Bonapart” Erdoğan, emrindeki polisler, savcılar ve hâkimler aracılığıyla kendisine yönelik en küçük bir eleştiri sözcüğünü bile “cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle dava konusu haline getirmekte, uzun süren davalar boyunca da insanların tutukluluk hali devam etmektedir. Erdoğan, kendisine karşı söylenen her sözü kurmaya çalıştığı düzene bir saldırı olarak algılamakta ve kendince bu saldırıları en ağır biçimde cezalandırmaya çalışmaktadır. Çünkü kendisinin ve kurmaya çalıştığı düzenin toplumun önemli bir kesimi tarafından kabul edilmeyişini hazmedememektedir. İş öyle bir noktaya gelmiştir ki, insanların kanunlara uyması, düzene karşı gelmemesi dahi yetmemektedir. Erdoğan herkesin kendisine tam anlamıyla “biat” etmesini istemektedir.

Hakaret soruşturmalarının ya da davalarının birinci hedefi basındır. Burjuva basından sosyalist ve Kürt basınına kadar her türlü muhalif kesimden çeşitli isimler, Erdoğan’ın düzenine tehdit oluşturduğu düşünülen herkes bu suçlamaların hedefi olabilmektedir. Örneğin Can Dündar hakkında, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasına bakan savcıyla yaptığı röportaj nedeniyle soruşturma ve dava açılmıştı. Ahmet Altan hakkında da, Balyoz darbe planını haber yaptığı ve yazılarında cumhurbaşkanına hakaret ettiği için dava açılmış bulunuyor. Balyoz darbe planından bahsettiği için, yazıları hakaret kapsamına sokularak suçlananlardan bir diğeri de Yasemin Çongar. Perihan Mağden de, Nokta dergisine yapılan polis baskınıyla ilgili demeç verdiği için davalık oldu. Hasan Cemal birçok yazısından ötürü suçlananlardan. Cengiz Çandar da 7 farklı yazısından ötürü 2 kez soruşturmaya uğradı. Listede Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Sedat Ergin, Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Bekir Coşkun, Mehmet Y. Yılmaz, Özgür Mumcu, Hikmet Çetinkaya, Nazlı Ilıcak, Hidayet Karaca, Ekrem Dumanlı, Mehmet Baransu gibi isimler de bulunuyor. Bunların bir kısmı sadece soruşturma geçirirken bir kısmı mahkemelik oldular, bir kısmı tutuklu yargılanıyor, bir kısmının davası sonuçlandı ve hapis cezalarına çarptırıldılar, bir kısmı ise 20-50 bin lira arasında seyreden para cezalarına çarptırıldı.

Çeşitli gazetecilere yönelik bu hakaret suçlamaları, Erdoğan’ın muhalif basını hizaya getirme operasyonunun bir parçasıdır. Erdoğan’a biat etmeyenlerin haklarında önce soruşturma açılmakta, olmadı tutuklanmaları, yetmezse hapse tıkılmaları veya yüksek para cezalarına çarptırılmaları sağlanmaktadır. Erdoğan’ın ve bazen de onun yerine konuşan kimi sözcülerinin, topu Adalet Bakanlığına veya yargıya atmaları ve sanki ortada siyasi iktidardan bağımsız bir hukuk varmış gibi, meselenin yargı konusu olduğundan bahsetmeleri gülünçtür. Erdoğan burjuva basının büyük bölümünü zaten kontrolü altına almıştır. Geriye kalanını da tehdit ederek, korkutarak sindirmiştir. Örneğin Aydın Doğan ağır vergi cezalarıyla tehdit edilmiş, ardından başlarında AKP’nin yeni nesil milletvekillerinden birisi olduğu halde bir faşist güruh Hürriyet gazetesini basmış (üstelik birkaç kez), Erdoğan’ın hazzetmediği gazeteciler işten atılmış, nihayetinde 1 Kasım seçimlerinden sonra Doğan medya grubu da büyük ölçüde hizaya getirilmiştir. Şimdi de kişi bazında muhalif gazetecilerin izi sürülmekte, hepsi davalarla, soruşturmalarla ya sindirilmeye ya da içeri tıkılıp sesleri kesilmeye çalışılmaktadır. Bu sindirme operasyonuna, 3-5 adam gönderip gazeteci dövdürmek de dâhildir.

Muhalif basını susturma operasyonu, sadece Erdoğan’a hakaret davalarıyla sınırlı değil kuşkusuz. İşin içinde çok daha ciddi ve ağır suçlamalar da vardır. Örneğin Nokta dergisi genel yayın yönetmeni ve sorumlu yazı işleri müdürü, “halkı hükümete karşı silahlı isyana tahrik” suçundan tutuklanmış ve haklarında 20 yıl hapis istemiyle dava açılmıştır. Bu derginin yöneticileri hakkında “örgüt soruşturması” yürümektedir. Aynı derginin muhabirleri de çeşitli hakaret ve örgüt soruşturmalarıyla boğuşmaktadırlar. Hatta bir muhabir, yazdığı kitap nedeniyle “Almanya’yı Türkiye’ye karşı savaşa tahrik etmek” suçlamasıyla karşılaşmış ve hakkında 26 yıl hapis istemiyle dava açılmıştır. Gazeteci ve Yazarlar Vakfı başkanı bile, verdiği beyanlar yüzünden “örgüt üyeliği” ile suçlanmıştır. Karşı gazetesinin iki yazarı ise, yazdıkları yazılar nedeniyle “darbeye teşebbüs” suçundan soruşturma geçirmişlerdir. Savcı Mehmet Kiraz’ın yaşamını yitirdiği olayın haberini yaptıkları için Bugün, Millet, Cumhuriyet, Sözcü, Ortadoğu, Milli Gazete, Posta ve Hürriyet gazeteleri hakkında “terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan soruşturma açılmıştır.

Sosyal medya da yazılı ve görsel basınla birlikte takip altındadır. Bazen gazeteciler, bazen de sıradan vatandaşlar, yaptıkları yorumlardan ve paylaşımlardan dolayı takibata uğramakta, tutuklanmaktadırlar. Atılan bir tweet, Erdoğan’a hakarete delil için yeterli sayılmaktadır. Mesela Hollandalı gazeteci Frederike Geerdink, attığı tweetler nedeniyle örgüt propagandası yapmaktan gözaltına alınmıştır.

Burjuva basına veya ünlü gazetecilere yönelik suçlamalar, tehditler, saldırılar vb. kamuoyunun da gündemine geldiği için az çok bilinmektedir. Oysa bunlardan çok daha fazlası sosyalist ve Kürt basınına karşı yapılmaktadır. Ve kendisine yapılanlar karşısında demediğini bırakmayan burjuva basın, sıra sosyalistlere ve Kürtlere gelince bir anda üç maymunu oynamaya başlamaktadır. Birgün gazetesinden Evrensel gazetesine, DİHA’dan Azadiya Welat’a kadar birçok gazete ve çalışanları devletin baskısına, saldırısına, sansürüne maruz kalmış durumdadır. “Cumhurbaşkanına hakaret”, “örgüt üyeliği ve propagandası”, “halkı devlete ve orduya karşı tahrik etmek” vb. suçlamalar havada uçuşmaktadır. Soruşturmalar, davalar, tutuklu yargılanmalar, ağır hapis ve para cezaları, sansür ve toplatmalar, gazete bürolarının basılıp dağıtılması, gazete dağıtıcılarının öldürülmesi gırla gitmektedir.

Örneğin Birgün gazetesi muhabirine Emine Erdoğan’a hakaretten dava açılmıştır. Yine Birgün gazetesi genel yayın yönetmeni, cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle 7 bin 500 lira tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. Aynı gazetenin neredeyse tüm yazarları hakkında hakaret ve iftira atmaktan dolayı açılmış soruşturmalar mevcuttur. Evrensel yazarı Ender İmrek, Meclisin yolsuzluk komisyonunun çalışmalarına yasak getirilmesini eleştirdiği için hakkında hakaretten dava açılmıştır. Birgün’ün yazı işleri müdürü hakkında açılmış 8 dava bulunmaktadır ve 32 yıl hapis istemiyle yargılanmaktadır. Yine Evrensel gazetesi, sırf Bahçeli’nin sözlerini haberleştirdiği için mahkemelik olmuştur. DİHA ve Azadiya Welat gazetelerinin bulunduğu binaya baskın düzenleyen polis, ortalığı dağıtmış ve 32 kişiyi önce gözaltına almış sonra da tutuklamıştır. HTKP üyeleri, astıkları bir afiş gerekçe gösterilerek hakaretten tutuklanmışlardır. BHH, EMEP, ÖDP, ESP gibi sosyalist partilerin üyeleri yürüttükleri siyasi faaliyetten dolayı, Erdoğan’a hakaret ediyorlar denilerek sorgusuz sualsiz tutuklanmışlardır. Birçok HDP’li de bu baskılardan nasibini almıştır. Söz konusu sosyalistler ve Kürt hareketi olunca daha sayısız örnek vermek mümkündür.

Ayrıca burjuva basından farklı olarak sosyalist ve Kürt basını, devletin yasal suçlamaları ve baskıları yanında farklı türden saldırılara ve tehditlere de maruz kalmaktadır. Bunların içinde faili belli cinayetler, binaların faşistlerce saldırıya uğraması ve yakılıp yıkılması gibi durumlar da vardır. Kısacası sosyalist ve Kürt basının üzerindeki baskı, burjuva basına göre kat kat daha fazladır. Burjuva basında yazıp çizen gazetecilerin bile uyduruk suçlamalarla hapse atıldığı bu dönemde, sosyalistler ve Kürtler canları pahasına gazetecilik yapmaya, işçilere, emekçilere ve ezilenlere gerçekleri ulaştırmaya çalışmaktadırlar.

Bu hakaret davalarında veya diğer suçlamalarda alâkalı alâkasız her şey delil veya gerekçe olarak gösterilebilmektedir. Ve kolayca tahmin edileceği gibi, bunların çoğu da son derece zorlama ve uydurma şeylerdir. Asıl gerekçe, haberin ve/veya yazının içeriğidir. Eğer Erdoğan’a, kurmaya çalıştığı düzene veya Erdoğan-AKP iktidarına yönelik bir eleştiri söz konusuysa yahut iktidarın kirli icraatlarının teşhiri mevzu bahisse, polis-savcı-hâkim derhal harekete geçmekte ve mekanizma işletilmektedir. Yani tam da halkın öğrenmesi, bilmesi, haberdar olması gereken gerçeklerin ortaya çıkartılması, duyulması ve yayılması engellenmeye çalışılmaktadır.

“Cumhurbaşkanına hakaret, örgüt üyeliği, örgüt propagandası” vb. denilerek karalanmaya, kötü gösterilmeye, suçlama konusu haline getirilmeye çalışılan haberlerin ve yazıların içerikleri birbirine çok benzerdir. Yolsuzluk savcısıyla röportaj yapmak, darbe planlarını haber yapmak, gazete binasına yapılan polis baskınıyla ilgili demeç vermek, Mursi hakkındaki idam kararını haber yapmak, sahile vuran Aylan bebeğin haberini “utan ey büyük adam” manşetiyle vermek, silah dolu tırları haber yapmak, 17-25 Aralık yolsuzluk davalarını haberleştirmek, cumhurbaşkanı hakkında kitap yazmak vs. Tüm bunlar hakaret ve örgüt suçlamalarıyla karşılaşmak için yeterlidir. Erdoğan istiyor ki, yolsuzluklardan bahsedilmesin, kirli ilişkiler ortaya çıkmasın, ülkeyi savaşa sokma planları teşhir olmasın. Yani Erdoğan-AKP iktidarının emperyalist emelleri, Türkiye’nin emperyalist paylaşım savaşının bir tarafı olduğu, Kürtlere karşı yürütülen kirli ve haksız savaş, işçilerin-emekçilerin haklarına saldırı yasaları, ülkenin nasıl adım adım otoriter bir rejime götürüldüğü anlaşılmasın, bilinmesin. Neden? Çünkü bunlar bilinip anlaşılırsa, zaten gittikçe köşeye sıkışan Erdoğan-AKP iktidarının işi hepten zorlaşabilir ve kitle desteği hızlı biçimde azalabilir.

Bu nedenle meselâ bir karikatür dergisi, sırf Erdoğan’ı hicvettiği için “hakaret” suçlamasıyla karşılaşabiliyor. 16 yaşında bir genç, bir anma töreninde, Erdoğan’ı eleştiren bir sözcük sarfettiği için tutuklanabiliyor. Lise öğrencileri, Erdoğan’a temsili karne hazırladıkları için 7 ay hapis cezası alıyorlar. Bir mitingde, yaptığı el hareketi sebebiyle genç bir kadın, Erdoğan’a hakaretten gözaltına alınıyor. Üniversite öğrencilerinin yaptığı boykot, Erdoğan’a hakaret için gerekçe sayılabiliyor. Bir avukat, “Erdoğan’ın adamlarısınız” dediği için tutuklanıyor. Ağaç dikme etkinliği bile hakaret suçu kapsamında değerlendiriliyor. Asker cenazelerinde, içinde bulundukları o acılı durum dahi dikkate alınmadan, “neden Erdoğan’ın oğlu askere gitmiyor” dedikleri için ölen askerin yakınları yine hakaretten tutuklanıyorlar. Eski bir AKP milletvekili, kendisi adına başkaları tarafından atılmış tweetler nedeniyle tutuklanabiliyor. 13 yaşındaki bir ilköğretim öğrencisi, facebook üzerinden Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla soruşturmaya uğruyor. Liste uzayıp gitmektedir.

“Erdoğan’a hakaret” başlığıyla açılmış soruşturmalar ve davalar o kadar yaygın ve fazla sayıdadır ki, artık adliyelerde ilginç görüntüler ortaya çıkmaktadır. Örneğin 2 Aralık günü, İstanbul Adliyesinin neredeyse her katında gazeteciler hakaret davalarından ötürü hâkim karşısına çıkmıştır. Aynı anda görülen 13 davanın 10’unda davacı Erdoğan ve ailesi olmuştur.

Olağanüstü rejimlere veya polis devletine has uygulamaların, otoriterleşme eğilimlerinin, baskıların, anti-demokratik politikaların dünyanın her yerinde arttığı bu dönemde, Türkiye gibi ülkelerde ise, “basın özgürlüğü”ne ait son kırıntılar da giderek geri alınmaktadır. Söz konusu ülke Türkiye olunca, tarihinin hiçbir döneminde, Batılı ülkelerdekine benzer bir “basın özgürlüğü”nden söz etmek mümkün değildir. Ancak özellikle son birkaç yıllık süreçte ciddi bir daralma olduğu da açıktır. Köşeye sıkışan Erdoğan-AKP iktidarının, özellikle de kriz-savaş konjonktüründe, muhalif ve düzen karşıtı güçlerin üzerine daha fazla gideceği de açıktır. Bonapartlaşan Erdoğan’ın yeni Türkiye’sindeki gidişat, bu saldırılara karşı direnmeyi ve gerçekleri teşhir etmeyi her geçen gün daha fazla zorunlu kılmaktadır.