Navigation

Dünyanın “En Demokratik” Polis Devleti!

Günümüzde demokrasi ve özgürlük kavramları o kadar çok sık kullanılıyor ki, bu konuda burjuva devletler adeta birbiriyle yarışıyorlar. Kapitalist devletler, neredeyse açık diktatörlüklerle yönetilenler dahi, kendilerinin ne kadar demokratik ve özgürlükçü olduğunu savunuyorlar. Emperyalist ülkeler sağa sola “demokrasi ve özgürlük götürmek” için birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyor!

Günümüzde demokrasi ve özgürlük kavramları o kadar çok sık kullanılıyor ki, bu konuda burjuva devletler adeta birbiriyle yarışıyorlar. Kapitalist devletler, neredeyse açık diktatörlüklerle yönetilenler dahi, kendilerinin ne kadar demokratik ve özgürlükçü olduğunu savunuyorlar. Emperyalist ülkeler sağa sola “demokrasi ve özgürlük götürmek” için birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyor!

Burjuvazinin ve onun siyasi temsilcilerinin özgürlük ve demokrasi söylemini daha sık kullanmaya başlamasının sebebi bellidir. Kapitalist sistem krizi derinleştikçe, sistem çürüdükçe, kitlelerin sisteme karşı olan tepkileri daha da artış göstermeye başlamıştır. Bu yüzden burjuva politikacılar daha fazla sözünü eder olmuşlardır demokrasinin ve özgürlüğün. Bu aslında demokrasi ve özgürlüğün ne kadar azaldığının da göstergesidir. Ve maalesef burjuva politikacılar belli bir yanılsama yaratmakta da başarılı olmuşlardır.

Örneğin insanlara bir anket yapılıp “dünyanın en demokratik ülkesi neresidir” diye sorulsa, çoğunluk ABD diyecektir. Çünkü ABD insanların kafasında hayaller ülkesi, özgürlüklerin ve insan haklarının en geniş olduğu, demokrasinin beşiği müreffeh bir ülke olarak yer etmiştir. Oysa ABD emperyalist hiyerarşinin en tepesindeki hegemon güçtür. Dünya ekonomisinin %40’ından fazlasını kontrol etmektedir. Kendini dünyanın jandarması olarak gören devasa bir askeri güçtür. Buna rağmen ABD’li egemenlere sorarsanız dünyanın en demokratik ve özgürlükçü ülkesidir! O kadar ki, kendisini demokrasi şampiyonu gören ABD, dünyanın diğer ülkelerine “demokrasi ihraç etmeyi” görev bellemiştir!

Bu sözde demokrasi şampiyonu ülkenin gerçek yüzü elbette çok başkadır. Yakınlarda açıklanan bir istatistik bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Geçtiğimiz günlerde Washington Post gazetesinde yayınlanan bir haberde, 2015 yılının başından bu yana ABD polisinin, 800’e yakın kişiyi vurarak öldürdüğü yazıldı. Habere konu olan araştırma, en son 32 yaşında siyah bir gencin polis tarafından Los Angeles’ta vurularak öldürülmesi üzerine yapılmış. Habere atılan başlık ise şöyle: “ABD polisi durdurulamıyor: Bir siyah genç daha öldürüldü.” Bir diğer haberde de siyahların öldürülme oranının beyazlara göre 3,28 kat daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yine bir başka haberde, Savunma Bakanlığı’nın 1997’de başlattığı “DOD 1033” programı sayesinde, Baltimore gibi kentlerdeki polis merkezlerinde, tüfek, el bombası, askeri aydınlatma ekipmanı, gece görüş gözlüğü ve zırhlı araç gibi “savaş hali silahları” bulundurabildiği belirtiliyor. Yalnızca Maryland eyaleti polisinin, sokaklarda kullanmak üzere elinin altında 12 milyon dolar değerinde askeri teçhizat tuttuğu söyleniyor.

Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Missouri eyaletine bağlı Ferguson kasabasında siyah bir gencin polis tarafından kurşunlanarak öldürülmesi sonucu yükselen isyanı bastırmak için önce sıkıyönetim ilan edilmiş, ardından da Ulusal Muhafızlar göreve çağrılmıştı. İsyanın yayılmasından korkan burjuvazi her türlü şiddet ve baskıyı uygulamıştı. O günden bugüne değişen hiçbir şey olmadığını, gazetelere yansıyan haberler bile apaçık ortaya koyuyor aslında. ABD gibi “demokrasi şampiyonu” bir ülkede günde ortalama 2-3 kişi polis kurşunu ile öldürülüyor. İşte size demokrasi şampiyonu bir ülkeden polis devleti manzaraları!

Ağustos 2014 tarihinde Kerem Dağlı’nın “Ferguson’da Irkçılık, Polis Terörü ve Amerikan Demokrasisi” yazısında yapılan değerlendirme şu şekildeydi: “Devletin, medyanın ve burjuvazinin protesto gösterilerine karşı tutumu, Amerikan demokrasisinin gerçekte nasıl da yalan dolan, ikiyüzlülük, medya manipülasyonları, açık ve sistematik bir polis şiddeti, ırkçılık ve sahtekârlık üzerine kurulu olduğunu; burjuva demokrasisinin burjuva diktatörlüğünden başka bir şey olmadığını apaçık ortaya koymuştur. Obama gibi ikiyüzlü burjuva politikacılar ne derse desin, burjuva ideologları hangi kılıfları uydurursa uydursun, giderek derinleşen kriz ve savaş ortamında mızrak artık çuvala sığmamakta, burjuva demokrasilerinin foyaları ortaya çıkmakta, en genişinden en darına kadar tüm burjuva demokrasilerinde olağanüstü rejimlere has baskıcı ve militarist uygulamaların giderek olağan hale geldiği görülmektedir.”

Kendini demokrasi şampiyonu ilan eden ve “geri” ülkelere demokrasi götürmekle övünen Amerikan emperyalizminin gerçek yüzü işte budur. O ABD ki, daha kuruluşunun temelini dahi kanla atmış, Kızılderili dediği Amerikan yerlilerinin kökünü kazımış, siyahlara yönelik her türlü zulmü yüzyıllardır sürdürmüş, “gerçek Amerikalı” dediği “beyaz, Anglo-Sakson, Protestan” olanların dışında herkese ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmış, demokrasi şalının altında azgın bir polis devletinin tüm uygulamalarını hayata geçirmiştir.

ABD dâhil tüm kapitalist ülkelerde otoriter yönelimler ve polis devleti uygulamaları artmakta, polis-devlet terörü yaygınlaşmaktadır. Obama gibi sözde demokratlardan bunu engellemesini beklemek de hamhayaldir. Siyah Obama, katil polislerin çoğunun yargı önüne dahi çıkmaması veya çıksa bile hiçbir ceza almaması karşısında sesini çıkarmamıştır. Üstelik öldürülenlerin yarısına yakınının silahsız olduğu resmen kabul edildiği halde! Polisin yetkileri sürekli arttırılmakta, sonuçta da sokaklarda her gün 2-3 kişi öldürülmektedir.

Artan polis ve devlet terörünün temel sebebi hiç kuşkusuz tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de toplumsal çelişkilerin alabildiğine şşiddetlenmesidir. Toplumsal huzursuzluk yoğunlaşmakta, tepkiler artmaktadır. Kapitalist sistem çürüdükçe ve sistemin efendisi burjuvazi ve siyasi temsilcileri bu sistemin ömrünü tamamladığını ve kendi geleceklerinin sonunu gördükçe daha saldırganlaşmakta, daha baskıcı yöntemleri devreye sokmaktadırlar. Kendi düzenlerinin bekçisi olan polis ve asker sayısını yükseltmeye, silahlandırmaya ve yetkilerini arttırmaya devam ediyorlar. Burjuva demokrasisin sınırları daha da daralırken burjuva devletler adım adım polis devletine dönüşüyorlar.