Navigation

Arjantin: Ulusal İşçi Meclisi Toplantısı – İleri Doğru Büyük Bir Adım

16 Şubat Cumartesi günü, binlerce işçi, işsiz ve halk meclisi üyesi, Arjantin’in başkenti Buenos Aires’teki Plaza de Mayo meydanında toplandı. Bu, Ulusal İşçi Meclisinin (Çalışanlar ve İşsizler) başlangıcıydı. Ertesi gün, ülkenin dört bir yanındaki işsiz işçi örgütlerini, yerel sendika şubelerini, mücadele halindeki işçi gruplarını, mahalle halk meclislerini vs. temsil eden iki bin seçilmiş delege Avellaneda Colonial Tiyatrosunda toplandı.

Bu toplantı, şimdiye kadar Arjantin’de işçilerin ve kitlelerin alternatif iktidar yaratma doğrultusundaki hareketinin ulaştığı en yüksek noktadır. 19 ve 20 Aralıktaki devrimci olaylarla başlayan hareket, sadece örgütsel biçimler itibariyle değil, çıkardığı politik sonuçlar itibariyle de çok hızlı bir şekilde ilerlemiştir.

Her mahallede haftalık toplanan halk meclisleri, şu anda Buenos Aires’in büyük kısmını ve çevresini kapsamakta ve diğer eyaletlere de yayılmaktadır. 12 Şubattan itibaren Buenos Aires’teki halk meclisleri, eylemlerini ve tartışmalarını ortaklaşa koordine etmek için her Pazar günü haftalık toplantılar yapmaya başladılar. Farklı mahalle meclislerinden gelen delegelerin yaptıkları bu toplantılar (“interbarrial”) kalabalıklaşmıştır ve şu anda 3-4 bin kişiyle toplanmaktadırlar.[1] Diğer illerde de benzer toplantıların yapıldığına dair haberler var. Örneğin Rosario’da 24 halk meclisini temsil eden delegeler düzenli olarak toplanmaktadır.

Bu toplantılar, hem meclislerin programını ve yapılacak eylemleri tartışmakta hem de son derece demokratik bir çizgide sürmektedir. Herkese üç dakika konuşma süresi verilmektedir ve interbarrial toplantılarında, sadece mahalle meclislerinden ya da mücadele halindeki işçi gruplarından gelen seçilmiş delegelerin konuşmasına izin verilmektedir. Toplantı sonunda tüm öneriler oya sunulmaktadır.

Başlangıçta esasen “corralito”ya (hükümetin banka hesaplarının çekilmesini dondurma dayatması) karşı mücadeleye yoğunlaşan meclisler, şimdi kapitalist egemenliğin bütün görünümlerine meydan okuyan çok ileri bir talepler programını benimsemiş durumdadır. Bu talepler, dış borçların reddini, bankaların kamulaştırılmasını, özelleştirilen tüm kamu kuruluşlarının yeniden kamulaştırılmasını, Yüksek Mahkeme hakimlerinin halk tarafından seçilmesini, emekli fonlarının (AFJP) devlet kontrolüne alınmasını vs. içermektedir.

Halk meclisleri ve işçi hareketi

En önemlisi, halk meclisleri hareketi, işçilerle ve işsizler hareketiyle birleşme yönünde önemli adımlar atmıştır. Birkaç yıldır Arjantin, iş ve devlet yardımı talep ederek doğrudan eylem yapan ve yollara barikat kuran işsiz işçilerin çok militan eylemlerine tanık olmuştur. Bu piquetero’lar[2], geçtiğimiz Temmuz ve Eylülde hareketi koordine etmek için iki ulusal toplantı düzenlediler.

Buenos Aires’teki interbarrial 28 Ocak ve 5 Şubattaki iki piquetero yürüyüşüne katılmaya karar verdi ve çeşitli halk meclisleri piquetero’ları mahallelerinde karşıladılar. Meclislerle piquetero’ların birliğini ifade eden yeni bir slogan türetildi: “Piquete y cacerola, la lucha es una sola” (“yol kesme ve tencere, aynı mücadele”; bu slogan işsiz işçilerin örgütlediği yol kesme eylemlerine ve meclislerin organize ettiği “tencere tava” protestolarına atıfta bulunuyordu). Ayrıca meclisler, kendi mahallelerinde bulunan mücadele halindeki işçi gruplarıyla bağ kurdular. İşten çıkarmalara karşı fabrikayı işgal etmiş olan ve şirketin işçilerin kontrolü altında kamulaştırılmasını talep eden Brukman tekstil şirketinin işçileri örneğinde durum buydu.

Şu ana kadar işçi hareketi bu protestolara bağımsız bir güç olarak katılmadı. Bu hiçbir şekilde işçilerin pasif olduğu anlamına gelmez. Son üç yılda çok militan 8 genel grev olmuştur. İşçiler mahallelerindeki halk meclislerine de katılmaktadır. Şimdiye kadar yığınsal bir grev hareketinin olmamasının nedenlerinden biri işsizlik korkusudur. İşsizlik şu anda resmi olarak %20’nin üzerindedir. Bir başka önemli faktör de, ana CGT federasyonuna bağlı sendika bürokrasisinin mücadele üzerindeki boğucu etkisidir.

Ulusal İşçi Meclisi çağrısının bu kadar önemli bir ileri adım olmasının nedeni budur. İşsiz işçiler örgütlerinin Ulusal Piquetero Eylül Toplantısı, her 20 örgütlü işsiz işçi başına bir delegenin katıldığı yeni bir ulusal toplantı çağrısı yapma kararı almıştı. İşsiz işçi hareketinde en büyük etkiye sahip iki örgütün, bu çağrıda bulunmayı ısrarla reddetmesi yüzünden bu toplantı asla gerçekleşmedi. Bu örgütler, Alderete önderliğindeki CCC (Sınıf Mücadelesi Militan Akımı) ve D’Elia önderliğindeki Konut ve İş Federasyonudur (CTA sendika federasyonuna bağlı olan FTV). Şu anda her iki örgütün önderleri de, aslında işsiz işçi hareketini pasifleştirme manevrası olan işsizlik sigortasının yönetimi konusunda hükümetle konuşmakla meşgul.

Ulusal İşçi Meclisi Çağrısı

Fakat, sınıf mücadelesinin radikalleştiği dönemde piquetero hareketinin daha militan kesimleri, kendi başlarına Üçüncü Ulusal İşçi Meclisi çağrısı yönünde adım atma kararı aldılar. Bunlara ülkenin dört bir yanındaki işsiz işçi örgütleri dahildi ve çoğunun Komünist Parti, PO, MST, PTS gibi sol partilerle bağlantısı vardı. Çalışan işçilere, militan sendika şubelerine ve halk meclislerine, bu toplantıya delege göndermelerini talep eden bir çağrı yayınladılar.

Bu toplantı çağrısı CCC’de bir bölünmeye yol açtı. Liderlerinden biri olan ve şu anda ev hapsinde tutulan MIJDP’li Raúl Castells açıkça Ulusal Meclisten yana çıktı ve bu nedenle CCC’den ihraç edildi.

Buenos Aires halk meclisleri, 15 Şubat Cuma günü yapacakları haftalık “cacerolazo”larından (tencere tava protestosu) sonra Plaza de Mayo meydanında sabahlamaya karar verdiler. Böylece Cumartesi sabahı erken saatlerde ülkenin dört bir yanından gelecek olan Ulusal İşçi Meclisi delegelerini karşılayabileceklerdi. Farklı işsiz işçi örgütleri delegelerinin coşkulu ve şarkılı sloganlarla yürümeye başlamalarından önce Plaza de Mayo binlerce insanla doluydu.

En önemli delegasyonlardan ikisi, Buenos Aires’teki Brukman tekstil fabrikasının işçileri ile Neuquén’den gelen Zanón Seramik işçileriydi. “Zanón ve Brukman işçilerin denetiminde” yazılı pankartları ile trampetler çalarak Plaza de Mayo’da gürleyen kalabalığa yürüdüler. Bütün haberler, havanın elektrikli olduğu yönündeydi. Delegasyon ülkenin dört bir yanından gelmişti; Santa Fé’den, Neuquén’den, Chaco’dan, Tucumán’dan, Río Negro’dan, Córdoba’dan, La Rioja’dan, Salta’den, Jujuy’dan, ve diğer eyaletlerden. Meydanın ucunda, üzerinde büyük bir “Ulusal İşçi Meclisi (Çalışanlar ve İşsizler)” pankartı bulunan bir podyum vardı. Önünde, metal borulu ve sopalı bir işçi hattıyla korunan yetkili delegeler için ayrılmış bir boşluk bulunuyordu.

Eyaletlerden gelecek tüm delegelerin meydana ulaşması beklendikten sonra, miting ancak öğleden sonra başladı. Ülkenin çeşitli yerlerindeki farklı örgütlerden gelen onlarca konuşmacı kürsüye çıktı, her birinin kalabalığa seslenmek için on dakikası vardı.

Pazar günü Avellaneda Colonial Tiyatrosunda toplanan delegeler tartışmaya devam ettiler. İki bin delege vardı ve her biri en az yirmi kişiyi temsil etmekteydi. Bunlar sadece işsiz işçiler değildi, aralarında halk meclisi delegeleri de bulunuyordu ve en önemlisi sendika delegesi olanlar da vardı.

Tartışmanın asıl odaklandığı konulardan birisi, ülkenin karşı karşıya olduğu krizi işçilerin nasıl çözebileceği sorunuydu. Neuquén Seramik İşçileri ve Çalışanları Sendikasının (Zanón fabrikasını işgal eden SOECN) ve Neuquén İşsiz İşçiler Hareketinin (MTD) gönderdiği bir önerge şunu netleştirmişti: “yıkılmış orta sınıflarla zorunlu ittifakın başını işçilerin çekebilmesinin ilk koşulu ve ulusal krize işçilerin ve halkın çözüm getirmesinin tek yolu … çalışan ve işsiz işçilerin etkin birliğidir.” Bunun yanında şunu da ekliyorlardı: “Çalışanıyla, işsiziyle, devlet ve özel sektör işçisiyle, sadece işçi sınıfı ulusal krizi çözebilir. Çalışan işçi sınıfı tüm ulusal zenginliği üretmektedir. Ulaşımı sağlamakta, enerjiden (gaz, petrol, elektrik) finans ve bankacılık sistemine kadar ekonominin tüm yükünü onlar çekmektedir. Ülkenin anayolları ve otoyollarını kesen işsizlerin (biz onları işçi sınıfının parçası olarak görüyoruz) militanlığıyla birlikte ve elbette zaten mücadelenin içinde olan ve hareketin bir parçası haline gelen ücretli devlet ve belediye işçileriyle birlikte o, kapitalist krizden ilerici bir çıkışa yol açabilecek tek toplumsal güçtür.” Zanón işçileri, doğru bir şekilde, örgütlü işçileri sendika bürokrasinden kurtarıp kazanmak için sendikaların tabanında çalışma yönünde bir çağrı da yaptılar.

İşçi iktidarı

Toplantı sonunda, Duhalde hükümetinin işçi sınıfının düşmanı olduğunu ve krize halkçı çözümün “Duhalde’yi ve onu hükümete getiren yağmacılar sınıfını defetmek” anlamına geldiğini vurgulayan bir önerge oylanıp kabul edildi. Meclis, tüm toplumsal sözleşme (concertación) teşebbüslerini, yani hükümetin başlattığı işsiz işçilerin örgütlerini kendine mal etme sürecini reddetti. Kararın dördüncü maddesi şunu belirtmektedir: “Kitlelerin iş, sağlık, eğitim, konut gibi en ivedi sorunlarını çözmeyi kendi ellerimize almalıyız, bunun anlamı bu örgütlerin [halk meclisleri, piquetero örgütleri ve işçi meclisleri] işçilere ait bir alternatif olarak ülkenin her tarafına yayılması ve gelişmesidir. Bu Ulusal Mecliste örgütlenen piquetero’ların ve daha militan sendika seksiyonlarının stratejisi, sanayi işçilerinin hareketini ve özelleştirilen işletmelerdeki hareketi piquetero’ların mücadelesiyle birleştirmektir. Mevcut hükümeti ve egemen rejimi bozguna uğratmak için yapılacak hiçbir ciddi girişim, bugün elektrik, gaz, telefon ve ulaşım gibi hizmet işlerindeki ve temel üretim merkezlerindeki işçi sınıfının temel rolünü göz ardı edemez.”

Aslında bu, işçi sınıfının toplumu felç etmeye muktedir potansiyel gücünün bir kabulüdür. Bu bakımdan Meclis, demiryolu işçilerinin (şimdi binlercesi işten çıkarılma tehdidiyle yüz yüze bulunuyor) ülkedeki demiryollarını felç etme ve piquetero’ların yol kesme eylemlerini demiryollarına da yayma önerisine kulak verdi. Cumartesi günkü açık toplantının sloganlarından biri “Luchar, vencer, obreros al poder” (Döğüş, kazan, işçiler iktidara) idi.

Karar, bu Ulusal Meclis için çağrıda bulunmayı reddeden CCC ve FTV-CTA’nın liderlerine, hareketten gizli olarak hükümetle yürütülen tüm müzakereleri sona erdirme ve onaylanan mücadele planına katılma yönünde çağrı yapmaktadır. Toplantı, “esasen yerli ya da yabancı sömürücülerin çıkarlarını temsil eden hükümetlere” yönelik hayalleri besleyen tüm girişimleri reddetmiştir.

Onaylanan program şu talepleri içermektedir:

· Raúl Castells, Emilio Alí, Peralta ve hapisteki diğer tüm yoldaşlara özgürlük. Eylemcilere yöneltilen suçlamalar geri çekilsin

· 19/20 Aralıktaki cinayetleri işleyenler ve planlayanlar yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Salta’daki (Justiniano, Gómez, Verón, Barrios and Santillán) ve Corrientes’deki yoldaşların katilleri yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır

· Dış borçlar ödenmesin

· Bankalar ve belli başlı şirketler kamulaştırılsın

· AFJP’nin (emekli fonları) devletleştirilsin

· İşten çıkarmalar ve ücretsiz izinler yasaklansın

· Kapatılan ya da işçileri işten atan tüm şirketler işçi denetimi altında devletleştirilsin ve benzer koşullar altında kapanan tüm şirketler yeniden açılsın

· Banka mevduatları küçük tasarrufçulara derhal geri ödensin

· Ücretler düşürülmeksizin çalışma saatlerinin paylaştırılması yoluyla gerçek ve sürekli iş için mücadele

· Asgari ücret ve işsizlik sigortası hayat pahalılığına endekslensin

· Duhalde ve IMF defolsun. Bir işçi hükümeti için ileri!

Temelde bir sosyalist devrim programı olan bu program, işçi delegeleri tarafından bir mücadele planıyla birlikte kabul edildi. Burada, Arjantin’deki son birkaç yıllık mücadele sürecinin “ülkemizdeki sömürü sistemini etkileyen iktidar krizini işçilerin lehine çözme olanağı” sunduğu ve “halkın kararlı eylemi henüz zaferle sonuçlanmadığı, tersine iktidar yağmacıların kuklası olan gayri meşru bir hükümet tarafından gasp edildiği için harekete geçilmesi gerektiği” ifade edilmektedir.

Eylem planı, yol kesme eylemlerinin güçlendirilmesini, halk ayaklanmasının ikinci ayında 20 Şubatta yapılacak cacerolazo’ları ve ulusal bir yol kesme seferberliğini içermektedir. Özelleştirilmiş petrol şirketlerine karşı ulusal bir eylem günü ilân edilmektedir. Bunlar son birkaç yılda en kârlı özelleştirilen şirketler oldukları için diğerlerinden ayrı tutulmaktadır. Bu kârların yeni işlerin yaratılmasında kullanılması ve bu şirketlerin tekrar kamulaştırılması talep edilmektedir. 2 Martta mücadeleci işçiler için özgürlük talep eden bir yürüyüş, başkentte 4 Marttan 8 Marta kadar sürecek ulusal bir işçi yürüyüşü. Ve son olarak, bir sonraki Ulusal İşçi Meclisi için 2 Nisan tarihi belirlendi.

Pazar akşamı Ulusal İşçi Meclislerinin temsilcileri, kararlarını açıklamak ve mücadele planlarına destek sağlamak için Buenos Aires interbarrial’inin altıncı toplantısına katıldılar. Interbarial eylem planını destekleme kararı aldı ve ayrıca diğer birçok programatik talebi de onayladı. Bunların en önemlileri:

e) 16-17 Martta, halk meclislerinin, interbarrial’in ve eyalet meclislerinin temsilcileriyle bir Ulusal Halk Meclisinin toplanması.

f) Duhalde ve onun ekonomik planı gitmeli. Yerine halk meclislerinin, interbarrial’in, işçilerin ve piquetero’ların hükümeti gelmeli.

Ulusal İşçi Meclisinin ve interbarrial’in kararları temelde işçilerin ve halkın iktidar programıdır. Kurucu Meclis sloganının (ki buna karşı polemik yürüttük) İşçi Meclisinin ya da interbarrial’in kararları arasında yer almaması ilginçtir.

Egemen sınıf dehşete kapıldı

Kilit sorun, bunun sadece onaylanan bir program olmayıp, örgütlü işçi kesimlerinin de bu programa kazanılmış olmasıdır. Derinleşen ekonomik kriz, aktif işçilerin daha geniş kesimlerini işlerini korumak için mücadeleye katılmaya zorlayacaktır ve açıktır ki bu en etkin biçimde ancak, kapitalist sistemi, kamulaştırmanın ve işçi denetiminin olduğu bir sistem ile değiştirerek yapılabilir.

CGT’nin lideri olan San Lorenzo, Cumartesi günü yapılan toplantıda “işçi sınıfının, özellikle de sanayi proletaryasının Arjantin politik sahnesindeki merkezi yerini tekrar kazanması gerektiğini” belirtti. Neuquén Seramik İşçileri ve Çalışanları Sendikasının (SOECN) lideri, kilit meselenin örgütlü işçileri mücadeleye kazanmak olduğunda ısrar etti ve şunları söyledi: “Repsol-YPF rafinerisinin önünde bir grev hattına sahip olmamız çok iyi, ama petrol işçilerini dışarı çıkarabilirsek, elektrik işçilerinin [üstelik İşçi Meclisinde de varlar] şalterleri indirmelerini sağlarsak bu daha iyi olur. Bir bankanın önünde protesto eylemi yapmak iyi, ama banka işçilerini greve çıkarabilirsek bu daha iyi olur.”

Otomobil sanayii işçileri, işten çıkarılma tehdidine karşı grev ilân ettiler. Ülkenin dört bir yanında, eyalet hükümetlerindeki memurlar ücretlerinin ödenmesi talebiyle greve gittiler. Hükümet, petrol işçilerinin korku salan grevini durdurmak için derhal müdahale etti. Özelleştirilen petrol şirketleri, petroldeki devlet vergisinin artırılmasına cevaben binlerce işçiyi işten çıkartacağını duyurmuştu. Bu, petrol işçilerinin bürokratlaşmış sendika liderlerini, ayın 18’i pazartesi günü tüm güçleriyle grev başlatacaklarını duyurmaya zorlamıştı. Dehşete kapılan hükümet, şu anda toplu işten atmaların ve grev eyleminin askıya alınması anlamına gelen zorunlu hakemi dayatmıştır. Bu örnekte Arjantin egemen sınıfını kapana sıkıştıran çelişkiyi görüyoruz. Bir taraftan kapitalist sömürü sistemini devam ettirebilmenin tek yolu işçilerin ve orta sınıfın yaşam koşullarına acımasız saldırılar başlatmak iken, öte yandan böyle yapmakla, her şeyini kaybedebileceği bir devrimci hareketi kışkırtmış olacaktır.

Bu arada ekonomik kriz derinleşmeye devam ediyor, birkaç hafta önce dalgalanmanın başlamasından beri peso en düşük seviyesine, dolar karşısında 2.10 seviyesine indi. Aralıktaki düşüşün ardından Ocakta %18’le rekor bir düşüş yapan sanayi üretimi çökmüştür. Ekonominin tüm sektörleri etkilenmiş ama bunların arasında en kötü darbeyi tekstil sanayii (-%56,1), otomobil üretimi (-%65) ve makine sanayii (-%54,1) yemiştir. Ve bu, devalüasyon ihracatı arttırır teorisine rağmen olmuştur.

Arjantin burjuvazisi tüm bu sürecin içerdiği tehlikeleri görmektedir. Son birkaç günde La Nación’da iki histerik başyazı yayınladılar ve açıktan açığa meclisler hareketini suçladılar. 14 Şubatta, “her ne kadar bu meclislerin doğuşu, halkın politik sınıfın güvenilmez yönetiminden bıkıp usanmasının bir sonucu olarak görünse de, halkın bu tip görüşme mekanizmalarının bir tehlike arz ettiğini de hesaba katmalıyız, çünkü doğaları gereği bunlar «sovyetler» benzeri uğursuz iktidar biçimlerine doğru evrilebilirler” diye açıkladılar. Ve makale şöyle devam ediyor: “Deneyimler gösteriyor ki, bu meclisler, oy sandıklarıyla asla başaramayacaklarını başarmaya çalışarak kendi amaçları için çoğunluğun meşru öfkesinden faydalanan aşırı ideolojilerin ajanlarınca ele geçirilebilir. İnsanların kendilerini ifade etmeleri kötü bir şey değildir... Fakat şuna işaret etmek önemlidir ki, gürültülü bir protestoyla meşgul olmak başka bir şeydir, kamu çıkarını ve ortak faydayı ilgilendiren hükümet kararları almak tümüyle başka.”

Temelde söyledikleri şey, halkın istediğini söylemeye hakkının olduğudur ... ama kapitalistlerin ve bankerlerin egemenliğini tehdit etmedikleri sürece! Her devrimde olduğu gibi burjuva medya, kitlelerin devrimci ruh halinin nedeni olarak “aşırı ajitatörler” hayaletini ortaya sürmektedir. Aslında devrimci fikirlerin kitleler tarafından benimsenmesi için verimli toprağı yaratan şey, Arjantin’de bugünlerde gördüğümüz gibi, kendi sistemlerinin tamamen iflâs etmiş olmasıdır.

Aynı nakaratı tekrarlayan 17 Şubat tarihli La Nación, meclisler hareketini “gizli bir darbe” örgütlemekle suçladı. Başyazı, “Arjantinlilerin sakinleşmeleri ve halkın sürekli görüşme durumunda olduğu bir ülkenin işleyemeyeceğini fark etmeleri gerektiğini” ısrarla belirtti. (Niye işlemesin?) “(Bir mahalle meclisinin), ulusun başbakanının gayri meşru olduğunu ilân etmek, hiçbir ayrım yapmaksızın parlamentonun tüm üyelerinin vekilliklerinin geçersiz ve hükümsüz olduğunu ilân etmek ve Yüksek Mahkemenin tüm üyelerinin istifasını talep etmek üzere toplanması akla mantığa sığmaz.” Bu bir kez daha burjuva demokrasisinin ne olduğunu gerçek niteliğiyle ortaya koymaktadır. Halk, katılımını birkaç yılda bir oy vermekle sınırlı tuttuğu sürece katılabilir. Fakat halk işleri gerçekten kendi eline almaya başladığında, bu bir darbedir! Mesele, Arjantin halkının çoğunluğunun son 20 yılda mümkün olan her politik seçeneğe oy vermesi ama bunlardan hiçbirinin çoğunluğun yüz yüze olduğu sorunları çözememiş olmasıdır. Şimdi işçi kitleler, işsizler ve orta katmanlar artık yeter demişler ve meseleleri demokratik olarak seçilmiş ve sorumlu komiteler aracılığı ile bizzat ele almaya başlamışlardır.

Burjuva gazetelerin editörleri hükümeti hiçbir taviz vermemeye çağırıyorlar, çünkü onların iddialarına göre bu hareketi daha da cesaretlendirir. Buenos Aires’in finans merkezindeki birçok bankaya saldıran küçük tasarrufçuların şiddetli protestosundan sonra, hükümet bu eylemler sürerse baskıcı tedbirler alacağı uyarısında bulundu. Polis, zaten piquetero’larla sayısız kere çatışmıştır. Şurası açık ki, egemen sınıf Aralıktakinden daha hazırlıklıdır. İşte bu yüzden devrimci süreci ileri götürmek daha örgütlü bir hareket gerektirecektir. Temel görevler Ulusal İşçi Meclisinde kabul edilenlerdir: meclislerin güçlendirilip yaygınlaştırılması ve herşeyden önce sanayi proletaryasının bir genel grevi organize edebilecek işçi komiteleri içinde örgütlenmesidir.

Önümüzdeki Yol

(Alan Woods’un dipnotu)

Yukarıdaki bilgilerden de açıkça anlaşılıyor ki, Arjantin’deki devrimci hareket sönmek bir yana ilerliyor ve artan bir genişlik ve derinlik kazanıyor. Burjuvazi ve hükümeti bunu durduramıyor ve kenardan korkunç uyarılar ve tehditler savurmaktan başka bir şey yapamıyor.

La Nación’daki alıntılar, egemen sınıfın büyüyen korkusunu açıkça gösteriyor. Bizim işçi sınıfının bakış açısından anladıklarımızı onlar da kendi sınıfsal bakış açılarından anlıyorlar. La Nación’un, baş yazılarında doğru bir şekilde embriyonik sovyetler olarak, yani işçi iktidarının embriyonik organları olarak gördüğü halk meclislerine hışımla saldırması boşuna değildir. Evet! Tam da öyle. La Nación’un analizi ile bizim analizimiz arasındaki tek fark, bu burjuva gazetenin onda karanlık ve uğursuz bir şey görürken çalışanların onda sadece kurtuluş umudunu görmesidir.

Hareketlenmeye başlayan kitleler tüm talepleri karşılanıncaya kadar durmayacaklardır. Onlar, bu talepleri ifade edebilecekleri uygun örgütsel biçimler bulmuşlardır. Üstelik talepler her gün daha açık, daha somut ve daha bilinçli hale gelmektedir. Hem Ulusal İşçi Meclisinde hem de interbarrial’ların toplantılarında benimsenen programlar mükemmeldir ve anın ihtiyaçlarına tam denk düşmektedir. Bunlar bütünlükleri içinde alındıklarında, bir işçi iktidarının programına denk düşmektedir.

İşçiler her yerde bu muhteşem kazanımları gurur ve ilham kaynağı olarak göreceklerdir. Burada, eski toplumun rahminden gelişen yeni bir iktidarın –bir proleter iktidarın– doğumunu görüyoruz. Bir embriyondan bekleneceği üzere, henüz çok yetersiz şekillenmiş durumda. Tam olgunluğuna ulaşması için alacağı çok yol var. Ama sağlıklı organları, güçlü kalbi ve kafası ile çoktan gürbüz bir çocuk olma yolunda.

Sıradaki adım nedir? Bu da yukarıdaki kararlarda tam olarak ortaya konmuştur. Hareketi her kasaba ve köye, her fabrikaya, madene ve çiftliğe yaymak gerek. Halk meclisleri sloganı her yerde yükseltilmeli ve yaygınlaştırılmalı. Fakat Arjantin’deki yoldaşların açıkça farkında olmaları gereken bir şey var. Halk meclislerinin ve piquetero’lar hareketinin tam güç ve zafer kazanması için, fabrikalardaki seçilmiş işçi komiteleri ile sağlam bağlar kurması zorunludur.

Halk meclislerinin embriyonik sovyetler olduğunu söylediğimizde, bu onların henüz işyerlerindeki hareketi tam olarak ifade etmedikleri anlamına gelmektedir. Fakat bu olmaksızın, hedeflerine ulaşma olanakları çok sınırlı olacaktır. Bu yüzden sonraki adım, işyerlerinde seçilmiş komitelerin oluşumunu hızlandırmak için ciddi bir kampanyayla ilişkilendirilmelidir.

Bu talep sendika bürokrasisinin sıkı direnciyle karşılaşacaktır. Taban komitelerinin kurulmasıyla altlarının oyulduğunu görmek istemeyeceklerdir. Fakat sendika aygıtının gücü mutlak değildir. İşçiler ciddi sorunlarla yüz yüzedir. Ücretleri, çalışma koşulları ve işleri tümüyle tehdit altındadır. Sendika liderleri işçilerin hoşnutsuzluğuna bir süre dayanabilirler, ama sadece bir süre. Er veya geç kritik noktaya ulaşılacak ve işçiler şunu diyeceklerdir: Buraya kadar, ötesi yok!

Öncüyü kitlelerle sıkıca birleştirmek ve farklı katmanların farklı ritimlerde sonuçlar çıkaracağını anlamak mutlak zorunluluktur. Halk meclislerinde ve piquetero’larda aktif olan öncü, mücadelenin en ön hattındadır. Onlar devrimin vurucu birlikleridir. Fakat işçi sınıfının ağır taburları henüz belirleyici olarak harekete geçmemiştir. Elbette arkadan gelip yetişeceklerdir, ama aşırı derecede açık arayla kitlenin önünden gitmekten de kaçınmak gerekir.

Ulusal Meclis için çağrıda bulunmayı reddeden CCC ve FTV-CTA’nın önderlerinin hükümetle tüm müzakereleri kesmesini talep eden karar çok yerinde bir karardı. Fakat Arjantin’deki örgütlü işçilerin çoğunluğu Peronist CGT’nin denetimi altındadır. Bu belirleyici katmanı kazanmadıkça Arjantin’de devrim gerçekleştirmek imkânsızdır.

Arjantin’de solun Peronizme geleneksel düşmanlığı oldukça anlaşılırdır. Ama Peronist liderlerle politik olarak kavga etmek başkadır, örgütlü işçi sınıfının büyük bir kısmını göz ardı etmek tamamen başka. Geçmişte Peronizmde bölünmeler ve çatlaklar oluşmuştur. IMF politikalarını uygulayan sağcı Peronist bir hükümetin işbaşında olduğu mevcut durumda, CGT içinde ciddi bölünmeler olmalıdır. Biz CGT’li işçilerin tabanına giden yolu bulmalı ve birleşik cephe taktiğini ustaca uygulayarak onları devrimci yola kazanmalıyız.

Burada, PO ile diğer örgüt ve partilerin Troçkistleri kilit bir rol oynuyorlar. Ulusal İşçi Meclisinin toplanması devrimci öncü için büyük bir başarıydı. Bu başarıyı coşkuyla selâmlıyoruz. Kurucu meclis sloganına katılmamıştık, ama geçen hafta onaylanan sloganlarla tam bir uyum içinde olduğumuzu söylemekten memnunluk duyuyoruz. Bu bize, şu anda yukarıdaki talepler temelinde Arjantin devriminin doğru yolda ilerlediğine dair tam bir güven veriyor.

 

 

[1] interbarrial: mahalleler arası halk meclisi (çn.)

[2] piquetero’lar: İş ve sosyal yardım talebiyle yol kesme eylemleri düzenledikleri için kendilerine “yol kesenler” anlamına gelen bu sözcükle hitap edilen işsiz işçiler. (çn.)

 

 

[Bu yazının İngilizce orijinali www.marxist.com adresinde yer almaktadır.]