Navigation

Genç İşsizler “Rahatsız”!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Son yıllarda katlamalı bir şekilde sayıları artan bu genç işsizler ve güvencesiz işleri olan gençler için sorunlarını yaratan asıl kaynak kapitalist sistemdir. Yaşanan derin ekonomik krizin yarattığı koşullar da sorunun kaynağını fark etme konusunda bu gençlerin gözlerini açacak pek çok durumun ortaya çıkmasını sağlıyor. Mutsuz ve umutsuz hale gelen bu gençlerde bir süredir kapitalist sistemi sorgulayan bir öfkenin biriktiğini söyleyebiliriz. İleri kapitalist ülkelerdeki bazı gelişmeler bunu bize net bir biçimde gösteriyor.

Derinleşen krizle birlikte otoriterleşen ve totaliterleşen rejimler, yürüyen savaşlar, açlık, yoksulluk, işsizlik dünyayı kasıp kavuruyor. Kapitalistler, bu krizi de faturayı emekçilere yükleyerek atlatırız umuduyla, işçi ve emekçilerin haklarını gasp ederek, canlarına kastederek, çalışma hayatlarında zulmederek var güçleriyle saldırıyorlar. Düşük ücretlerle, uzun çalışma saatleriyle, esnek, kuralsız ve düzensiz çalışma biçimleri tüm ülkelerde yaygınlaşarak işçilerin hayatlarını felç ediyor.

Çalışma koşulları kapitalistler eliyle gittikçe kötüleştirilirken, dünyanın işsizlik karnesi de hiç iç açıcı değil. ILO’nun “Dünyada İstihdam ve Toplumsal Durum – Eğilimler 2017” (WESO) raporunda, 2017 yılında işsiz sayısının küresel ölçekte 201 milyonun biraz üzerinde olacağı ve 2018 yılında buna 2,7 milyon işsizin daha ekleneceği tahmininde bulunuluyor. OECD ülkelerinde bile durum vahim. OECD’nin “İstihdam Görünümü 2017” raporunda, uzun zamandır krizle boğuşan Yunanistan yüzde 23,2’lik işsizlik oranıyla diğer ülkelere fark atarken, İspanya yüzde 18,4 ve İtalya yüzde 11,4 oranıyla Yunanistan’ı takip ediyor. Bunları yüzde 10’u geçen işsizlik oranlarıyla Türkiye ve Portekiz izliyor.

Rakamların yansıttığı gerçek hayatlar!

Raporlarda yayınlanan bu rakamlar bize, özellikle de 2008 krizinden sonra dünyada pek çok işçinin bu krizin yıkıcı etkilerine ne kadar maruz kaldığını gösteriyor. Sermaye temsilcileri ise derinleşen krizle birlikte işsizliğin, yoksulluğun, açlığın arttığı bu ağır tabloyu görseler de, sistemin bekası için saldırı politikalarını ağırlaştırarak uygulamaktan vazgeçmiyorlar. Kamu harcamalarının kısılmasından sosyal güvenlik sisteminin düzenlenmesine, özelleştirmelerden güvencesiz çalışma koşullarının yaygınlaşmasına, reel ücretlerin devamlı düşmesine kadar pek çok saldırıyı hayata geçirmeye devam ediyorlar. Bunun sonuçlarını da işçiler, emekçiler işsiz kalarak, aç kalarak, yoksullaşarak yaşıyor.

Özellikle son yıllarda işsizlik artıyor ama işsizlik oranları tüm dünyada genç işsizler arasında çok daha büyük bir hızla tırmanıyor. Örneğin Avrupa’da Ağustos ayında en düşük genç işsizliğe sahip ülke yüzde 6,4 ile Almanya olurken, en yüksek genç işsizlik yüzde 43,3 ile Yunanistan (Haziran 2017 verisi), yüzde 38,7 ile İspanya ve yüzde 35,1 ile de İtalya’da kaydedildi. Yine Kuzey Afrika başta olmak üzere Doğu Asya, Güneydoğu Asya, Pasifik ve Ortadoğu’da genç işsizler giderek artıyor. Türkiye’de ise 15-29 yaş arasındaki her üç gençten biri ne eğitimde ne de işte! Üstelik Türkiye bu oranla OECD’nin “Eğitime Bir Bakış 2017” raporuna göre OECD ülkeleri arasında ilk sırada. Türkiye’yi sırayla İtalya, Yunanistan, İspanya, Meksika, Kolombiya, Kostarika, Slovakya, Fransa, İrlanda ve Macaristan izliyor. Yani pek çok ülkede gençlerin çoğu eğitimin de istihdamın da dışında kalıyor.

Aslında bu istatistiksel rakamların ardında, rakam olmanın ötesinde, yaşayan canlı kanlı insanlar ve gerçek hikayeler var. İşsizliğin toplum üzerindeki sosyal etkilerini düşünürsek gençler arasında geleceğe dair umutsuzluk, mutsuzluk, huzursuzluk çığ gibi büyüyor. Meselâ İspanya’nın Endülüs bölgesinin Jerez de la Frontera şehrindeki işsiz gençlerle yapılan röportajlarda söylenen sözler genç işsizlerin durumlarını açık biçimde ortaya koyuyor.

“Jerezli iş arayanlar” grubu kurucusu Miguel Angel Vaca Fernandez içine düştüğü çıkmazı şöyle anlatıyor:

Üç buçuk yıldır işsizim. Durum gerçekten de çok vahim. Evet inanmak zor ama hayat böyle… Gittikçe daha da karamsar oluyorsunuz. Bazı günler yataktan çıkmak bile istemiyorsunuz. Bazen içinizde bir umut oluyor ama hepsi boşuna… İçler acısı bir durumdayız. Bazen düşünüyorum. Annem ve babam benim şu anki yaşımdan çok daha gençken beni dünyaya getirdiler. Bu gerçeklik beni gerçekten de üzüyor. Benim de bir ailem olmalı. Ev sahibi olmalı ve karım ve çocuklarımla yaşamalıyım. Ancak düzgün bir işim olmadan bunu yapabilmem imkânsız.

Manuel Pena Molina isimli işsiz genç ise benzer ruh halini ve bu durumdan her biçimde faydalanan patronların alçaklığını dile getiriyor:

Geleceğimi düşüyorum ve tekrar eski halime dönmek ve yeniden bütün bir birey olmak istiyorum. Çalışmadığım zaman beni dikkate almadıklarını hissediyorum. İşsizlik ne kadar uzun sürerse, o kadar kendimi kötü hissediyorum. Kendimi işe yaramaz biri gibi hissediyorum. Evet burada kayıt dışı çok fazla… Herkes de bunun farkında… Ayrıca Endülüs’te kaçak çalışmak çok yaygın. Bu durumu değiştirmek için uğraşıyoruz ama bir işe yaramıyor. Bazen işçilerin sigortaları yatırılıyor ama bazen de kaçak çalışıyorlar. Burada işler bu şekilde devam ediyor.[1]

Avrupa’daki işsiz gençlerin çoğu eğitimli. Ancak iyi eğitim almış olmak bile gençlerin işsizlik belâsından kurtulmasını sağlamıyor. Ülkesi Yunanistan’da çalışma imkânı bulamayan, mesleğini İngiltere’de devam ettireceğini söyleyen Emmanuel Peatakis yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

Ekonomik kriz özellikle sağlık sektörünü derinden etkiledi. Aslında hasta sayısı arttı ama krizden sonra sağlık sisteminden yararlanamıyorlar. Benim gibi birçok işsiz doktor da var. Ama Yunanistan’da sağlık harcamaları kısıtlandı, birçok hastane kapatıldı. Özel çalışan doktorların sayısı da elbette azaldı çünkü zaten insanların sağlık harcaması yapabilecek maddi imkânları yok... Şimdi çok daha uzun saatler boyunca çalışmak zorundasınız, hatta bazen hiç ara vermeden 36 saat.[2]

Türkiye’de de iş arayan gençler için durum farklı değil. İletişim fakültesi mezunu, KPSS’de yüksek puan almasına rağmen ataması yapılmayan bir genç, “Özel sektörde iş için gittiğim bütün kapılardan eli boş döndüm. Çünkü adamın olmadan iş bulmak neredeyse imkânsız” diyerek durumunu özetliyor. İki yıldır iş arayan başka bir genç ise iş aramanın da para gerektirdiğine dikkat çekerek şöyle söylüyor: “Günde duruma göre 3-4 yere iş başvurusu yapıyorum. Evden çıktığım andan itibaren otobüs, dolmuş, çay, simit gibi temel ihtiyaçlar için para işlemeye başlıyor. Cebinde en az 50 TL olmadan sokağa çıkılmıyor. Asgari ücretle de olsa çalışmaya razıyım. İşletme fakültesini bitirdim. Günümüzde iş bulmak aslanın midesinde. İş bulup eve ekmek götüreceğim günleri görmek en büyük hayalim.[3]

Kapitalizmin ve onun ürettiği işsizliğin gençler üzerindeki yıkıcı etkileri daha önce Marksist Tutum sayfalarında şöyle özetlenmişti:

“The Guardian’ın en zengin 7 ülkeyi kapsayan araştırmasına göre, 30 yıl önce gençler ulusal ücret ortalamasından daha fazla ücret alırlarken, şimdi ortalamadan yüzde 20 daha az alıyorlar. Aynı araştırmaya göre, ABD’de şu anda 30 yaş altındakiler emeklilerden daha az gelir elde ediyorlar. En zengin 7 ülkeyi kapsayan bu araştırma, şayet bunların hemen bir kademe altındaki diğer gelişmiş kapitalist ülkeleri de (örneğin İspanya ve Yunanistan) içeriyor olsaydı, gençler aleyhine çok daha vahim verilerin ortaya çıkacağı aşikârdır. İspanya ve Yunanistan’da genç işsizliği oranları yüzde 50’ler düzeyinde, İtalya’da yüzde 40’lar, Portekiz’de yüzde 30’lar düzeyindedir. Gençlerin aile evini terk etme yaşları düzenli olarak yükselmekte. Artık 30’larındaki gençleri hâlâ bekâr ve yaşlı ebeveynleriyle aynı evi paylaşırken görmek vaka-i adiye olmuş durumda. Genel olarak söylemek gerekirse, dünya genelinde genç işsizliği sistematik olarak ve ciddi farkla genel işsizlikten daha yüksek seyretmektedir.”[4]

İşsizliğin sosyolojik etkileri bir yana, bir işi olan gençler de kendini güvende hissetmiyor. Bugün itibariyle Türkiye’de de genç işsizliğin yüzde 21’leri aştığı düşünülürse bir işi olanlar da, işsizliği sırtında bir kırbaç gibi hissediyor. Uzun süre işsiz kalanlar bir iş bulduğunda var olan işini kaybetmemek için uzun saatler çalışıyor ve düşük ücretler alıyorlar. Son yıllarda Türkiye’de de taşeronlaşmanın artmasıyla esnek ve kuralsız çalışma yöntemleri yaygınlaşmış, günlük ortalama çalışma süresi ise neredeyse 12 saate çıkmış durumda.

Ortaya çıkan bu tablo, hem Türkiye’de hem de dünyada, kapitalizmin onlara reva gördüğü yaşamdan gençlerin nasıl mutsuz olduğunu açık biçimde göstermektedir. Bir zamanlar Türkiye’de askeri vesayetin temsilcileri, “genç subaylar rahatsız” manşetini gazetelere attırarak hükümetleri uyarırlardı. Dünyanın her yerinde ortak sorunlarla boğuşan emekçi gençlerin söylediklerinden hareketle biz de işçi gazetelerimizin manşetlerini “Genç İşsizler Rahatsız” diye atsak hiç de abartılı olmaz herhalde. Çünkü küresel işsizlik ve ağır çalışma koşullarında gençler gerçekten kapitalizmden rahatsız durumdalar ve pek çok ülkede tepkilerini çeşitli biçimlerde ortaya koyuyorlar.

Gençler devrimci mücadeleye!

Son yıllarda katlamalı bir şekilde sayıları artan bu genç işsizler ve güvencesiz işleri olan gençler için sorunlarını yaratan asıl kaynak kapitalist sistemdir. Yaşanan derin ekonomik krizin yarattığı koşullar da sorunun kaynağını fark etme konusunda bu gençlerin gözlerini açacak pek çok durumun ortaya çıkmasını sağlıyor. Mutsuz ve umutsuz hale gelen bu gençlerde bir süredir kapitalist sistemi sorgulayan bir öfkenin biriktiğini söyleyebiliriz. İleri kapitalist ülkelerdeki bazı gelişmeler bunu bize net bir biçimde gösteriyor. Son dönemlerde ABD’de gelişmelere bakarsak, Trump’a karşı başkanlık seçim çalışmalarını yürüten ve sonrasında Trump karşıtı gösteriler düzenleyenlerin, Eylül ayında etkili ve yaygın bir şekilde pek çok eyalette anti-faşist gösteriler yapanların, sol bir söylemle seçimlere katılan Sanders’in destekçilerinin önemli ölçüde gençlerden oluştuğunu görüyoruz. Hakeza İngiltere’de Corbyn’in yükselişini sağlayan en önemli kesim de emekçi gençlerdir.

Komünizm karşıtı derneklerin yaptırdığı anketlerde bile gençlerin kapitalizmden rahatsızlığı ayan beyan ortaya çıkmaktadır. Ekim ayında ABD’de “Komünizm Kurbanlarını Anma Vakfı” adlı anti-komünist kurumun yayınladığı anketin sonuç bölümünde, “2000’den önce doğan nüfusun sosyalizmi kapitalizme tercih ettiği” ifade edilmek zorunda kalınmıştır. Çünkü anket çalışmasında gençlerin yüzde 42’si kapitalist, yüzde 44’ü sosyalist, %7’si ise komünist bir ülkede yaşamak istediğini ifade etmiştir. 2000’den önce doğanların yüzde 53’ü ekonomik sistemin aleyhlerine çalıştığını düşündüğünü söylemiştir.

Bütün bu tablo gençlerin kapitalizmin onlara sunduğu gelecekten bir beklentisinin olmadığını göstermektedir. Gençler kapitalizmden rahatsızdır ve bu durumdan çıkış yolu da açıktır ki gençlerin devrimci mücadeleye katılmasından geçmektedir.



[1] Euronews, “İspanya’nın güneyinde işsizlik alarm veriyor”, 18/12/2015

[2] Aljazeera Turk, “Yunanistan’da Gençler için Umut Yok”, 21/01/2015

[3] Sözcü gazetesi, “Diplomalı işsizler umutsuz”, 05/03/2017

[4] Levent Toprak, Tarihsel İyimserlik, Gençlik ve Alâmetler, Eylül 2017