Navigation

Filistin Davası ve Riyakârlık

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
AKP iktidarının ikiyüzlü siyasetinin çok net ortaya çıktığı konulardan biridir Filistin sorunu. Diğer taraftan ise burjuva medya marifetiyle görünmez kılınan bir ikiyüzlülüktür bu. İslam âleminin hamisi pozları kesen AKP iktidarı bir yandan Filistin’deki Müslüman kardeşleri için “gözyaşı dökerken”, diğer taraftan söz konusu ekonomik çıkarlar olunca İsrail’le iş tutmaktan geri durmuyor.

AKP iktidarının ikiyüzlü siyasetinin çok net ortaya çıktığı konulardan biridir Filistin sorunu. Diğer taraftan ise burjuva medya marifetiyle görünmez kılınan bir ikiyüzlülüktür bu. İslam âleminin hamisi pozları kesen AKP iktidarı bir yandan Filistin’deki Müslüman kardeşleri için “gözyaşı dökerken”, diğer taraftan söz konusu ekonomik çıkarlar olunca İsrail’le iş tutmaktan geri durmuyor. 9-13 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilen 22. Dünya Petrol Kongresinde Enerji Bakanı Berat Albayrak ile İsrailli mevkidaşı Yuval Steinitz arasında yapılan ikili görüşme haberleri burjuva basında az da olsa yer aldı. Bu görüşmeye ilişkin Türkiye tarafından bir açıklama yapılmazken, İsrail Enerji Bakanı Steinitz “Dört tur görüşmenin ardından, aramızdaki görüşmeleri hızlandırmaya ve bu yıl sonundan önce Türkiye ve İsrail arasındaki boru hattının inşa edilmesini sağlayacak hükümetler arası çatı anlaşmayı tamamlamaya karar verdik” beyanında bulundu.

Enerji kaynaklarının paylaşımında Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalistlerin buluştuğu kongrede yapılan konuşmalarda baştan aşağı ikiyüzlülük akıyorken Türkiye de bu ikiyüzlülük yarışında diğerlerinden altta kalmadı. Kongrenin kapanış konuşmasını yapan Enerji Bakanlığı Müsteşarı Fatih Dönmez, petrol ve doğalgazdan gelecek tatlı kârların sarhoşluğuyla olsa gerek şöyle konuşmuş: “Petrolün hikâyesi barışın hikâyesi demektir. Hidrokarbon yakıtlarla çok zengin bir gezegende yaşıyoruz. Hepimizin refahı için çok gerekli olan bir yakıt. Aynı zamanda, gelecekte barışın tesisi için de çok önemli.” Aynı kongrede konuşma yapan Erdoğan ise enerji kaynaklarının paylaşımı savaşının halklara kan ve gözyaşı getirdiği gerçeğini itiraf etmişti: “Son 1-1,5 asırdır güçlü ülke olmanın yolu, enerji kaynaklarına sahip bulunmaktan veya bunlar üzerinde söz sahibi olmaktan geçiyor. Bununla birlikte küresel çatışmaların merkezinde yer alan enerji kaynakları ve yolları üzerinde hâkimiyet kurma çabalarının çoğu zaman iç çatışmalar, darbeler ve işgallerle sonuçlandığını görüyoruz. Var olduğu coğrafyalarda zenginliğin ve refahın kaynağı olması gereken petrol ve doğalgazı ne yazık ki daha çok savaş, kan ve gözyaşı ile birlikte anmak zorunda kaldık.” Erdoğan’ın buraya kadar söyledikleri doğrudur da hemen ardından kurduğu cümle bu paylaşım savaşında Türkiye’nin durduğu yerin üstünü örtme çabasından başka bir şey değildir: “Biz Türkiye olarak en başından beri, bu kaynakların insanlığın huzur ve refahına katkı sağlayacak şekilde kullanılması gerektiğini savunuyoruz.”

Şimdi dönelim İsrail ile Türkiye arasında varılan anlaşmaya. Türkiye’den geçerek gazı Avrupa’ya taşıyacak bir boru hattı projesi uzun zamandır vardı ama politik gelişmeler, Türkiye’nin Ortadoğu’daki siyaseti, İsrail’in Türkiye alternatifine soğuk bakmasına neden olmuştu. Hatırlayalım, 2009 yılında yapılan Davos zirvesinde Erdoğan’ın “one minute” çıkışıyla başlayan İsrail Türkiye gerilimi, 2010’da Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine yönelik saldırıyla iyice büyümüştü. “Filistin halkının savunucusu”, “İsrail’e haddini bildiren güçlü lider” profili Ortadoğu halklarının Erdoğan’a sempatisini arttırmış, AKP iktidarı bu sempatiyi Ortadoğu’daki emperyal heveslerini hayata geçirecek adımları atmak için kullanmıştı. Sadece dış değil iç siyasetin de malzemesi haline getirilmişti Filistin halkının acıları. Aradan geçen 7 yılın ardından Ortadoğu siyaseti çöken Türkiye, hem siyasi hem de ekonomik çıkarları gereği İsrail’le ilişkileri yeniden gözden geçirmek zorunda kalmış ve kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapılmıştı. Erdoğan’ın “İsrail, bölgede Türkiye gibi bir ülkeye muhtaçtır. Bizim de İsrail’e ihtiyacımızın olduğunu kabul etmemiz lazım” sözlerinin ardından başlayan İsrail ile “normalleşme” süreci altı ayda tamamlanmıştı. İşte geçtiğimiz yıl Ocak ayında başlayan ve Temmuz ayında imzalanan bir mutabakat metniyle sona eren bu sürecin bir ayağını da doğalgaz boru hattı projesi oluşturuyordu.[1]

İsrail, Rusya doğalgazına alternatif olarak çıkardığı gazı Avrupa’ya pazarlamayı planlıyor. Türkiye’den geçecek boru hattının İtalya’ya kadar uzanması öngörülen proje Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden geçecek boru hattına kıyasla daha az maliyetli olacağı için tercih ediliyor. Sözü edilen doğalgaz rezervlerinin bir kısmı Filistin’in İsrail’in işgal ettiği bölgelerinde yer alıyor. Yani “Enerji kaynaklarının insanlığın huzur ve refahına katkı sağlayacak şekilde kullanılması gerektiğini savunan ve ezilen Filistin halkının hamisi” rolündeki Türkiye, Filistin halkından çalınan doğalgazın Türkiye’den geçişi anlaşmasına imza atacak. Ne tesadüf ki iki ülkenin enerji bakanları arasında yapılan görüşmenin üzerinden daha iki gün geçmişken iki İsrail polisinin öldürülmesini bahane eden İsrail üç Filistinliyi öldürerek Mescid-i Aksa’ya girişleri kapattı. Sonrasında çıkan olaylarda 5 Filistinli daha öldürüldü. Havuz medyasında İsrail’in zalimliğine veryansın eden pek çok haber yapıldı, köşe yazarları günlerce bunun üzerine yazılar kaleme aldı. Ama bu haberlerden birinde bile daha iki gün önce yapılan görüşmeye ilişkin bir kelam edilmedi. Aynı şekilde daha birkaç gün önce enerji kaynaklarının huzur ve refaha katkı sağlayacak şekilde kullanılmasını vaaz eden Erdoğan’ın ağzından da bu anlaşmaya ilişkin bir şey duymadık. İnsan sormadan edemiyor: Acaba Filistin halkının kanı üzerinden gasp edilen doğalgazın Türkiye üzerinden geçişi kime huzur ve refah sağlayacak? Her gün İsrail’in hedefinde olan, açlık, susuzlukla boğuşan ve en temel insani ihtiyaçlarını dahi karşılamasına izin verilmeyen, bölgede bulunan petrol ve doğalgaza el konulduğu için elektriksiz kalan Filistin halkına bir huzur getirmeyeceği ortada. Ama İsrail’deki doğalgaz santrallerinde ortaklığı bulunan ve anlaşma sağlanması halinde bu projeye yatırım yapmaya hazır olduğunu söyleyen Zorlu Holding’i pek bir mutlu edecek gibi görünüyor.[2]

Ne büyük bir sahtekârlık ki, Filistin halkının yanında olduğunu söyleyen, hatta hızını alamayıp uluslararası toplumu İsrail’in zulmüne karşı ortak hareket etmeye çağıranlar, ekonomik çıkarlar söz konusu olunca ellerini ovuşturmaktan zerrece çekinmiyorlar. Mescid-i Aksa geriliminde Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sarf ettiği sözler ve buna karşılık İsrail’den gelen yanıt insanda dejavu hissi uyandırıyor. İsrail askerlerinin çok basit hadiseleri bahane edip pervasızca Mescid-i Aksa’nın bahçesini postallarıyla kirlettiklerini söyleyen Erdoğan’a cevaben İsrail Başbakanlık Ofisinin yazılı bir açıklaması oldu. Açıklamada, “Erdoğan Kuzey Kıbrıslılara ya da Kürtlere ne derdi acaba? İsrail’e vaaz verecek son kişi Erdoğan’dır” dendiğini yazdı İsrail basını. Yani “biz bir halkı eziyorsak siz iki halkı eziyorsunuz” demektir bu. Tıpkı 2009 yılında olduğu gibi. Davos zirvesinde İsrail’e “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyen Erdoğan’a yanıt olarak İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı General Avi Mizrahi “Aynaya bak!” demiş ve Ermeni soykırımına atıfta bulunarak aynı politikanın bugün Kürtler üzerinde de sürdürüldüğünü söylemişti. Tam bir tencere dibin kara, seninki benden kara durumu! Aradan geçen 8 yılda ne İsrail’in Filistin politikasında ne de Türkiye’nin Kürt politikasında bir değişiklik oldu. Ama bu gerçekler her iki ülkenin birlikte iş tutmasını engellemedi. Ne birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya sermeleri ne de Erdoğan’ın esip gürlemeleri paranın gücünün önüne geçti. Büyük olasılıkla bundan sonra sürecin daha hızlı ilerlediğine tanık olacağız. Ekonomik anlaşmalar tam gaz sürerken İsrail’in Filistin halkına saldırmaktan ve abluka altına almaktan imtina etmeyeceği muhakkak. AKP iktidarı işine gelmediği sürece bu duruma ses çıkarmayı tercih etmeyecektir. Ya da en fazla Mescid-i Aksa’da olduğu gibi ses yükseltir gibi yapıp kendi kitlesinin gazını almakla yetinecektir. Filistin davası mı? İslamın vicdanı mı? Onların tek davası ve vicdanı, şişirmeye ant içtikleri cüzdanlarıdır.



[1]      Daha detaylı bilgi için bkz. İlkay Meriç, “Öldürmeyi İyi Bilenler” Emperyalist Çıkarlar Temelinde El Sıkışıyor (Ocak 2016); Gülhan Dildar, Gazze Abluka Altındayken İsrail’le “Normalleşme” (14 Temmuz 2016)

[2]      Ocak ayında Fortune dergisine verdiği bir röportajda Zorlu Holding CEO’su Ömer Yüngül “İsrail elektriğinin yüzde 8’ini üretiyoruz. İlişkilerimiz var, İsrailliler «Gelin daha fazla yatırım yapın» diyor. «İş ayrı, siyaset ayrı» teziyle hiçbir olayda gazı kesmedik. Şu anda hükümetler arası diyaloglar başladı. Herhalde yakın zamanda mesafe alınır. İsrail gazının getirilmesi konusu ise büyük bir iş. Gazın çıkarılması işi dediğiniz 5 milyar dolar. Taşınması nereden baksanız 2 milyar dolar. İsrail gazı dediğinizde 7-8 milyar dolarlık bir işten bahsediliyor. Dolayısıyla mutlaka konsorsiyum olur diye düşünüyorum. Biz burada varolmak isteriz, tecrübemiz de var” demişti.