Navigation

Sermayenin Derdi: İşçi Sınıfını Nasıl Emekli Etmemeli?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) gelişmiş ülkeleri uyarıyor: Emeklilik yaşı 70’e çıkarılmazsa 2050’de krize hazır olun! Bir rapor yayınlayan kuruluş, bugün doğanların ortalama yaş beklentisinin 100’e çıkacağını, 2050’de 65 yaş üstündeki insan sayısının bugünkü rakamın 3 katına çıkarak 2,1 milyar olacağını belirtiyor. Rapor, ABD, Japonya, Avustralya, Kanada, Hollanda, İngiltere, Çin ve Hindistan’ın emeklilik sisteminde büyük bir açık ortaya çıkacağını ve emekli başına çalışan insan sayısının azalacağını söylüyor. İşçilerin daha uzun süre çalıştırılmamasının büyük bir krize neden olacağını iddia ediyor, bu soruna çözüm olarak da çalışanların emeklilik yaşının arttırılması gerektiğini tavsiye ediyor.

WEF’in finansal ve altyapı sistemleri sorumlusu Michael Drexler, ortalama yaşam beklentisinin artmasına ilişkin olarak da endişelerini şu şekilde dile getiriyor: “Ya şimdi harekete geçeceğiz ya da gelecek nesillerin, çocuklarımızın ve torunlarımızın üzerinde oluşacak dayanılmaz baskıyı kabul etmek zorunda kalacağız.” Sanki dünyanın sonu geliyor da bir an önce harekete geçilmesi lazım! Endişeli burjuvalar, meselâ iklim değişikliği konusunda neden bu kadar endişelenmiyorlar? Sermaye sınıfı egemen pozisyonunu kaybetmek istemiyor. Sömürüde dayandığı sınır endişelerini daha da arttırıyor. Kapitalistler insanlığın geleceğinden endişe ettiklerini söylediklerinde kendi iktidarlarının geleceğinden bahsediyorlar. Kendi çocuklarına, torunlarına egemen pozisyonlarını devam ettirdikleri kapitalist bir dünya bırakmak için işçi sınıfının geleceğini karartmaktan ise çekinmiyorlar.

Aslında emeklilik yaşını 70’e çıkartma önerisi kapitalizmin çıkmazının en net ifadesidir. Krizdeki kapitalizm her geçen gün işsizliği büyütüyor, çalışma süreleri uzatılıyor, ücretler düşürülüyor, işçi sınıfının yaşam standartları kötüleşiyor. Bıraktık 65 yaşına kadar çalışmanın ne denli yıpratıcı ve öldürücü olduğunu, işsizliğin bu denli yüksek olduğu bugünkü koşullarda yaşlılar nasıl iş bulacaklar? Yani açıkça işçilere ne haliniz varsa görün, ölün demiş oluyorlar.

İnsan ömrünün uzayacağı gerekçeleri bir yana, birçok kapitalist ülkede sermaye sınıfı, işçilerin yararlandığı çeşitli fonlara göz dikmiş durumda. Bu fonlar kısılıyor, çeşitli şekillerde mali-sermayenin hizmetine sunuluyor. Almanya’da, İngiltere’de emeklilik yaşını daha da yukarı çekmenin planları üzerinde çalışılıyor. İşçi sınıfının mücadelesinin varlığını hissettirmediği koşullarda, derin bir kriz içinde debelenen sermaye sınıfı işçi sınıfının elde kalmış birçok hakkına saldırıyor, onu iliklerine kadar sömürmeye çalışıyor.

Kapitalistler insan faktörünü hiçbir şekilde dikkate almıyorlar. Genç işsizlik alabildiğine yükselmişken, kapitalizm milyonları sefalete sürüklemişken, tüm zenginlik giderek bir avuç insanın elinde toplanıyorken, krizden çıkmak için hâlâ böyle öneriler yapabiliyorlar. Kapitalizmin kâr dürtüsünün yarattığı bu oluyor. Kapitalizm kriz çukurunda debelendikçe işçi sınıfına saldırıyor ve bu saldırı giderek fiziksel sınıra yaklaşıyor. Kapitalistler için kâr üreten kaynak işçi sınıfıdır. Kapitalistler için işçi sınıfı, daha fazla kâr için daha uzun süreler çalıştırılması gereken, daha az ücrete tâbi kılınan bir maden yatağı gibidir. Bu maden artık günden güne bir patlamaya yol açacak şekilde hoyratça kullanılmaktadır.

Türkiye sermayesi de aynı krizin içinde daha da derine saplanmamak için işçilerin haklarına saldırıda yarışa girmiş durumda. Kıdem tazminatı hakkının gaspına dönük çalışmaların yanı sıra emeklilik yaşının arttırılmasına dönük planlar sermayenin gündeminde.

Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, verdiği bir demeçte, hükümetin bu konuyu da gündemine aldığını şu sözlerle ifade etmişti: “Gelişmiş ülkeler, gayri safi milli geliri 20-30 bin avro veya dolar olan ülkelerde emekli yaşı 72, bizde daha yeni 52 oldu. Gelişmiş ülkeler emeklisine ortalama 17 yıl maaş öderken biz emeklilerimize ortalama 27 yıl maaş ödüyoruz. Bu sistemin sürdürülebilirliği yok. Bu sistemi ancak gençlerden alarak, ülkenin büyümesinden, dünya ile rekabetinden alarak sürdürebiliriz. Bu doğru değil. 65’ten önce emeklilik olan tek ülke bulamazlar. Biz de 2036’da kadınları 58’e, erkekleri 60’a taşımaya çalışıyoruz emeklilik yaşında. Yaşa takılma durumunda herkesin hedef yaşa konsantre olması lazım.”

65 yaşından önce emeklilik olan tek bir ülke bile olmadığını iddia eden Müezzinoğlu bu konuda çarpıtma yaptığı gibi Türkiye’de ortalama emeklilik yaşının 52 olduğunu iddia ederken de aynı çarpıtmayı yapıyor. Gerçekte emeklilik yaşının 65’in altında olduğu 19 ülke bulunuyor. OECD ülkelerinin 24’ünde de kadınlar için emeklilik yaşı 65 yaşın altında. En geç emeklilik ise Güney Kore’de.

Müezzinoğlu’nun bu açıklamalarının ardından emeklilik yaşı tartışmaları gündeme gelince hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş, emeklilik yaşının arttırılmasına dönük bir çalışmaları olmadığını açıklamak durumunda kalmıştı. Ama yaptığı bu konuşmayla da aslında bu konuda bir çalışma olduğunu açık etmişti: “Emeklilik yaşının yukarı çekilmesine yönelik bir çalışma yok. OECD ülkelerinde emeklilik yaşı 72, bizde 52. Bu sürenin ileriye gitmesi kaçınılmazdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2036 yılına gelindiğinde, Türkiye’de kadınlarda emekliliğin 58, erkeklerde ise 60 yaşına çekilmesini sağlayacak bir planlama yapıyor. Bu çerçevede, mevcut yasal yapı devam edecek. Şu anda çok güçlü bir şekilde emeklilik yaşının ileriye çekilmesiyle ilgili bir çalışma söz konusu değil.”

Emeklilik yaşını, Avrupa’yı örnek alarak daha da yükseltmeye çalışan AKP hükümeti, işçilerin haklarıyla ilgili konuları, yaşam standartlarındaki ve çalışma koşullarındaki farklılıkları görmezden gelerek, her meseleyi işine geldiği yönde ele alarak değerlendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2015 istatistiklerine göre Avrupa’nın tüm gelişmiş ülkelerinde ortalama insan ömrü 80 yaşın üstünde seyrediyor ve en uzun yaşam süresinin olduğu ülke de 83,4 yılla İsviçre. Türkiye’de ise ortalama ömür 75,8’de kalıyor. Ortalama ömür baz alınarak emeklilik yaşı yukarıya çekilmeye çalışıldığında doğru veriler alınmamış oluyor. Gelişmiş ülkelerde emeklilik yaşı daha yüksek olmasına rağmen çalışma saatleri açısından ciddi farklar var. Türkiye’de haftalık çalışma saati 49 saate ulaşmışken, Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde bu sayı haftalık 40 saatin üstüne çıkmıyor. Fransa’da haftalık çalışma süresi 35 saat, Almanya’da ise 38 saat.

Şu an zaten emeklilik yaşı kademeli olarak artmaktadır. 1999 yılında Marmara depreminden kısa bir süre sonra insanlar deprem yaralarını sarmaya çalışırken bu yasayı durdurmaya dönük anlamlı bir tepkinin gelişmesine fırsat verdirmeden, emeklilik yasası jet hızıyla geçirilmişti. Bu yasadan önce, emekli olanlar yaş sınırına takılmadan, prim günlerini doldurunca kadınlar 38, erkekler 43 yaşında emekli olabiliyordu. Yıllar içinde çalışanların aleyhine “reform” adıyla yapılan değişikliklerle emeklilik yaşı hem kadınlarda hem erkeklerde kademeli olarak 65’e çıkarılmıştır ve bunu yapan da AKP hükümetidir. Ancak Bakan kafa karıştırmak için, şu an emekli olanların yaş ortalaması olan 52 yaştan bahsetmekte, 65’ten hiç söz etmemektedir.

AKP hükümeti emeklilikte yaş sınırını daha da yükseltme çalışmaları yaparken milyonlarca işçi fiilen emeklilik hakkından yoksun bir şekilde çalışıyor. Şubat 2017 dönemi istihdam verilerine göre Türkiye’de 26 milyon 969 bin kişinin 8 milyon 501 bininin herhangi bir sosyal güvenceden yoksun olarak çalıştığı belirtiliyor. Emeklilik koşulları böyle devam ettiği sürece, milyonlarca taşeron işçisinin, milyonlarca mevsimlik işçinin emeklilik prim gün sayılarını doldurmaya ömrü yetmeyecek.

İşçilere reva görülen iş ve yaşam koşullarına bakıldığında, burjuvazinin emekçilerin ömrünü uzatmaktan çok kısaltmaya gayret ettiği ortada. Her yıl yetersiz beslenme nedeniyle milyonlarca insan ölüyor. Yıllardır süren emperyalist savaşların cenderesinde milyonlarca insan katlediliyor. Milyonlarcası yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalırken, binlercesi her yıl göç yollarında yok oluyor. Çürüyen kapitalizmin yarattığı kanser hastalığı, çağın vebası olarak, çok erken yaşlarda insanların canını almaya devam ediyor. İşyerlerinde küçücük bütçelere mal olacak önlemler alınmadığı için işçiler iş cinayetlerinde hayatlarını kaybediyor. Kâr uğruna yağmalanıp talan edilen doğanın düzeni bozulduğu için ortaya çıkan felâketler yüzbinlerce insanın canını alıyor.

Kapitalizm altında kısalan yaşamlar ve nedenleri saymakla bitmezken, bu yetmezmiş gibi işçiler elden ayaktan düştükten sonra da posası çıkana kadar çalıştırılarak yaşamları kısaltılmak isteniyor. 70 yaşına kadar çalıştırılacak bir işçinin posası çıkmış haliyle 100 yaşını göremeyeceği bir gerçek. Kapitalist sistem yıkılmadan, ölene kadar çalışmak zorunda bırakılan milyarlarca insanın uzun yaşaması olanaklı olmayacaktır. Kapitalist sistem insan yaşamına ayak bağı olmuş bir sistemdir! Kapitalizm yıkılmadan uzun, sağlıklı, insanca bir yaşam mümkün değildir.