Navigation

Eylül 2012 tarihli yazılar

Diyanet İşleri Başkanlığı, Cemevleri ve TC’nin Laikliği

Anayasanın 2. maddesinde “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tarif edilen TC’nin, ne kadar laik, ne kadar demokratik, ne kadar sosyal bir devlet olduğunu 90 yıllık tarihinden uygulamalı olarak görüyoruz. Son olarak Yargıtay Temmuz ayında aldığı “tarihi” kararla, “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olan Cumhuriyetin Alevilere karşı tutumunun çarpıcı bir örneğine daha imza atmış oldu. Bu karara göre cemevleri ibadethane olarak kabul edilemez!

AKP’nin Arakanlı Müslüman “Sevdası”

Myanmar’ın batısında yer alan Arakan eyaletinde yaşayan Müslüman Rohingya halkının uğradığı zulüm, son haftalarda yerli ve yabancı İslamcı medyanın baş konularından biriydi. Endonezya’sından Malezya’sına, İran’ından Türkiye’sine kadar pek çok ülke, katliam boyutuna varan saldırılardan Myanmar hükümetini sorumlu tuttu ve BM’nin derhal duruma müdahale etmesi gerektiği yönünde açıklamalar yaptı. Batı medyasının (daha düşük bir dozda olsa da) yer verdiği katliam haberleri sayesinde oluşan uluslararası baskının da etkisiyle Myanmar hükümeti duruma el koyduğunu (bölgede sıkıyönetim ilan etmek suretiyle), çatışmaların sona erdiğini ve isteyen ülkelerin heyetlerinin gelip incelemeler yapabileceğini söylemek durumunda kaldı.

Bloody Dilemmas in Syria

In the context of Syria there has to be a clear attitude against both the reactionary Baath regime and equally reactionary elements among the opposition groups, and an effort to create a structure that will satisfy the democratic and social aspirations of Syrian toilers has to be made. This structure must absolutely satisfy the righteous, legitimate, democratic demands of ethnic, religious, sectarian minorities living in Syria. This approach must also include the question of borders. It cannot be business of Marxists to sanctify the borders drawn a hundred years ago by the will of imperialists which in many cases do not fit into the real living bodies of peoples. From the standpoint of revolutionary struggle, borders can only be considered legitimate insofar as they are drawn by the democratic will of peoples. Therefore, for instance, should the Kurdish people in Syria demand self-determination and forming their own state, nobody has the right to object this on revolutionary grounds.

Olimpiyatlar, Spor ve Milliyetçilik

2012 Olimpiyatları 27 Temmuz-12 Ağustos tarihleri arasında Londra’da yapıldı. Özellikle günümüz teknolojisi sayesinde milyonlarca insanın müsabakaları izlediği veya aktif bir şekilde haberdar olduğu olimpiyatlar, dünya burjuvazisi için pek çok açıdan bir platform işlevi görmektedir. Olimpiyatların spor bağlamında bir dünya arenası olması nedeniyle, neredeyse tüm ülkeler burada boy gösteriyorlar. Oyunların düzenlendiği ülkeler, bu vesileyle geniş kitlelere kendi propagandalarını yapıyor, turizm gelirlerini arttırmaya çalışıyor ve dünya sermayesinin ilgisini çekiyorlar. Meselâ İngiltere, Londra’nın tarihi mekânlarına, güzelliklerine, buralarda ne kadar hoş zaman geçirildiğine dönük reklâmlar, haberler vs. yaptırarak ilgi çekmeye çalışırken, beri taraftan da alttan alta İngilizlerin ne kadar üstün bir millet olduğunun propagandasını yapıyordu.

“Su Boşuna mı Aksın?”

AKP iktidarı, hakkını gasp ettirmemek için direnişe, greve çıkan işçileri, parasız eğitim hakkını savunan öğrencileri, yıllardır özgürlük mücadelesi veren ezilen Kürt halkını, sosyalistleri, gazetecileri ve toplumsal muhalefeti yükseltmeye çalışan daha pek çok kesimi nasıl ki “terörist” olarak yaftalamaya çalışıyorsa, doğanın katledilmesine karşı duran köylülerin mücadelesini de benzer karalamalarla yalnızlaştırmaya çalışıyor. Yöre halkının mücadelesine destek olmak isteyenler “bir avuç seyyar eylemci” denerek aşağılanmaya ve köylülerden yalıtılmaya çalışılıyor.

Savaş Harcamaları Artıyor

Devletlerin bütçe harcamaları egemenlerin politik tercihlerini yansıtır. Hangi sektörlere ne kadar teşvik dağıtıldığı, hangi vergilerin arttırıldığı ya da hangi vergilerde indirime gidildiği, hangi bakanlıkların hangi harcama kalemlerinin bütçeden ne kadar pay aldığı, doğrudan doğruya hükümetlerin iç ve dış politika tercihlerinin sonucudur.

HDK: "Vekilimiz Sebahat Tuncel’e Sahip Çıkıyoruz!"

HDK, BDP-Blok Milletvekili ve Halkların Demokratik Kongresi Divan Kurulu Üyesi Sebahat Tuncel’e 8 yıl hapis cezası verilmesi sonrasında bir basın açıklaması yaptı. “Vekilimiz Sebahat Tuncel’e Sahip Çıkıyoruz!” sloganıyla TMMOB İstanbul Şubesinde düzenlenen basın açıklamasına Sebahat Tuncel, Sebahat Tuncel’in avukatı Ercan Kanar, Levent Tüzel, HDK Genel Meclis üyelerinin yanı sıra, çok sayıda aydın, sendikacı ve demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldı.

Correct Attitude on the Organisational Question

The efforts of organising to be the manifestations of a principled and planned process can come near to forming of Leninist party as long as it involves the militant and sacrificing vanguard elements of the working class. Thus to establish firm contacts with vanguard workers, to educate them ideologically and politically and raise them to the level of communist militants is the main axis of the revolutionary work within the working class. It is a distinguishing feature of Leninist conception of organisation not to educate vanguard workers as union representatives but as communist militants. The vanguard party of the working class can never be built outside them and in isolation from them. The Leninist party can only be a living organism erupting from the realm of proletarian struggle with militants (communist workers and communist intellectuals) working heartily to overcome any tasks from the simplest one to the most complex ones.

Kamusal Emeklilik Sisteminin Tasfiyesine Doğru

AKP hükümeti Haziran ayında Meclis’ten geçirdiği bir yasayla, bireysel emekliliği teşvik eden yeni bir karara imza attı. Buna göre devlet, bireysel emeklilik sigortası için ödenen primlere yüzde 25’i oranında katkıda bulunacak. “Tasarrufu teşvik” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan bu uygulamayla, bir yandan bankacılık ve sigortacılık alanında faaliyet gösteren büyük sermaye grupları ihya edilirken, öte yandan emeklilik sisteminin özelleştirilmesinin yolu açılıyor.

Sağlıkta Dönüşüm Devam Ediyor

Sermaye hükümeti AKP’nin sağlığı paralı hale getiren ve sermayenin emrine sunmak için başlattığı sağlıkta dönüşüm projesi yeni eklemelerle devam ediyor. Fakat getirilen uygulama yine sinsi bir yöntemle gündeme düşmüş durumda. SGK’nın özel muayenelerde yapılan diş tedavi masraflarını da karşılayacak olmasını burjuva basın, “Devlet baba dişçi koltuğunda! Diş de sigorta kapsamına giriyor.

HDK’dan Şerzan Kurt Davasındaki Adaletsizliğe Karşı Eylem

HDK İstanbul Gençlik Meclisi üyeleri, 12 Mayıs 2010’da Muğla’da polis tarafından başından vurularak katledilen Şerzan Kurt’un katili polis Gültekin Şahin’in tahliye edilmesini bir eylemle protesto etti.

12 Eylül’ün Yıldönümünde Bitmemiş Bir Görev

Faşizmin işkence tezgâhlarında kaybedip güneşe gömdüğümüz yürekli insanlarımız için, yoldaşlarını kaybedip onların hesaplarını sorma sorumluluğunu omuzlarında taşıyarak burjuvaziye teslim olmayan, mücadelede yoluna devam eden ve genç devrimci kuşaklara ışık tutan yürekli insanlarımızı unutmamak, unutturmamak için üzerimize düşen görevi lâyıkıyla yerine getirmeliyiz.

Kapitalist Açgözlülük ve Gıda Krizi

Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü’nden Dünya Bankası’na kadar pek çok emperyalist kurum, son dönemlerde sıkça, yükselişe geçen gıda fiyatlarının yaratacağı tehlikeye işaret etmekteler. Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim, hükümetlerin bu sorunlarla başa çıkması için politikalar geliştirmesine yardımcı olacaklarını ve tüm dünyaya zarar verecek fiyat artışlarına izin veremeyeceklerini söylüyor.

Suriye’de Kanlı Açmazlar

Türkiye işçi sınıfına düşen işte tam da böylesi tehlikeli bir ortamda, militarizme ve emperyalist savaşa karşı mücadeleyi yükseltmeye çalışmak olmalıdır. Geniş ölçekte kitleler bir Suriye savaşına ikna olmuş değillerdir ve bu böylesi bir mücadelenin olanakları bakımından olumlu bir faktördür. Daha önce Irak savaşı sırasında Türkiye’de savaşa karşı belirgin bir seferberlik oluşmuştu. Benzer bir mücadele yükseltmek yine mümkün ve gereklidir.

Yeni Eğitim Dönemi Yeni Sorunlarla Başlıyor

Eğitimin özelleştirilmesiyle yoksul sınıfların eğitim olanaklarının kısıtlanması, burjuva çocukları ile işçi çocuklarının okullarının farklılaşması bugün için eğitim sektörüne yatırım yapan burjuvaların ekmeğine yağ sürmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, bu durum dönüp burjuva düzeni vuracaktır. Okulların sınıfsal temelde ayrışması, üniversite kapılarının emekçi çocuklarına kapanması, sınıf atlama olanaklarını giderek daha da imkânsız hale getiriyor.

AB ve Avusturya’da Krizin Yeni Boyutları

Gerek Avusturya gerek dünya işçi sınıfı ve emekçileri kendilerini bu soygun, sömürü ve talan düzeninden kurtaracak, savaşsız ve sınıfsız bir dünya yaratacak gücün bizzat kendi ellerinde olduğunu yakın bir gelecekte mutlaka idrak edecek, Stronach ve onun gibileri düzenleriyle beraber tarihin çöp tenekesine göndereceklerdir.

Burjuvazinin Özel Mahkemeleri Bitmez

Devrimcileri, sosyalistleri ve ezilenleri yok etmek, susturmak için kurulmuş bu özel mahkemelerin toptan kaldırılması elbette ki işçi sınıfının talebidir. Bu bağlamda sadece isim değişikliğinden ibaret kalan düzenlemelerin yeterli görülmesi veya bundan medet umulması düşünülemez. Öte yandan özel mahkemelerin kaldırılmasının yetmeyeceği de açıktır.

“Sel Felâketi” ve “Kentsel Dönüşüm” Gerçeği

Ekonomik çıkar ve kâr mantığı üzerine kurulu kapitalist düzende, işçi sınıfının toplumsal ihtiyaçlarını sağlayabileceği, sağlam, rutubetten uzak, sağlıklı, estetik, doğayla iç içe konutlar beklemek ne yazık ki hayalden öteye geçemez. İşçi sınıfının mücadeleleri sonucunda Birleşmiş Milletler sözleşmelerine yazılan barınma hakkı, kapitalizmde kâğıt üstünde kalmanın ötesine geçmemiştir. Dünyanın en gelişmiş kapitalist ülkelerinde dahi milyonlarca insanın evsiz ve sokakta yaşıyor oluşu, bu sorunun kapitalizm altında çözülemeyeceğinin kanıtıdır.

Örgütsel Sorunda Doğru Tutum

Kitleselleşme adına devrimci ilkelerinden ve özünden feragat eden partilerin devrime önderlik edemediği çeşitli tarihsel örneklerle sabittir. Ayrıca, günümüzde burjuvazinin sosyal-demokrat partilerine dönüşen Avrupa “işçi” partilerinin durumu da ortadadır. Evet, devrimin mutlak bir zorunluluk olduğunu kendi deneyimleri temelinde kavrayıncaya dek kitleler reformist siyasetler tarafından ayartılmaya yatkındırlar. O nedenle, kitlelerin nabzına göre şerbet verilerek bir işçi kitle partisi olunabilir. Fakat bu yolla kitleselleşen bir sol parti, işçi sınıfının ezici çoğunluğunu peşine taksa bile, sınıf mücadelesinde belirleyici dönemeçlerin keskinleştiği devrimci durumlarda sınıfın önderlik ihtiyacını karşılayamaz.