Navigation

Mart 2009 tarihli yazılar

Avusturya da Krizden Nasibini Alıyor

Avrupa Birliği’nin gelişmiş kapitalist ülkelerinden olan Avusturya da bu krizden nasibini aldı. İkinci paylaşım savaşı sırasında uğradığı işgallerden yakasını kurtardıktan sonra kurulan 2. Cumhuriyet, gerek Habsburg hanedanından miras kalan devasa servet sayesinde, gerekse Avrupa’nın yeniden yapılanması sürecinde elde ettiği ekonomik destek ve yardımlarla kısa sürede büyük bir ekonomik gelişme göstermiş, daha 60’lı yıllarda yurtdışından işgücü ithal etmeye başlamıştı.

Statükoculuk, Liberalizm ve Türk Tipi Burjuva Demokrasisi Üzerine Notlar /XIII

İşçi hareketinin böylesine yükseliş içinde olduğu bir dönemde sol politik örgütlerin de tek tek işçilerle ve sendikalarla kurdukları bağlar işçi hareketinin politikleşmesine önemli bir ivme kazandırıyordu. Bunun en somut göstergesi, DİSK’e bağlı sendikaların tabanında yaşanan hızlı politikleşmeydi. Bu dönemde işçi sınıfının en ileri, en politikleşmiş unsurlarını bünyesinde barındıran DİSK, tabanındaki bu bilinç sıçramasından aldığı güçle ülkenin politik yaşamında giderek daha etkin bir rol oynamaya başlayacaktı.

Kızıl Kanatlı Rosa /4

20. yüzyılın tarihi, emperyalizm aşamasına ulaşmış kapitalizmin çeşitli paylaşım savaşlarıyla yol aldığı gerçeğini tartışma götürmez biçimde gözler önüne seriyor. 21. yüzyılın girişi de bu açıdan hiçbir şeyi değiştirmedi. Tersine, çürüyen kapitalizmin sistem krizi derinleştikçe büyük kapitalist güçler arasındaki çıkar çatışmaları yoğunlaşmakta ve bölgesel savaşlar zinciri şeklinde cereyan eden emperyalist paylaşım savaşının alanı genişlemektedir.

Ekim Devrimine Giden Süreçte İşçi Denetimi Deneyimi

Rusya işçi sınıfının tarihe kazıdığı muzaffer devrim deneyimi, bir kez işçi denetimine girişen kitlelerin bu sınırlarda kalamayacağını ve iktidarı almaya yürümek zorunda olduğunu gözler önüne sermektedir. Ama bu devrimin ispat ettiği bir şey daha var: “İşçi denetimi”nin sağlanması ve onun siyasal iktidarın fethine ilerletilmesi zorunluluğu kendiliğinden gerçekleşmemektedir. İşçi kitlelerinin ve toplumun yoksul kesimlerinin önderliğini kazanacak ve onları doğru taktiklerle ve doğru zamanda iktidarın ele geçirilmesi için yönlendirecek Bolşevik tipte bir partiye de ihtiyaç vardır. Rusya işçi sınıfının devrim deneyimi bugün de bizlere ışık tutmaya ve ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Kamu-Sen Kimin Sendikası?

Kamu emekçilerinin yükselen mücadelesinin önüne geçmek ve emekçileri bölmek için kurdurulan Kamu-Sen, kuruluşundan bu yana amacından hiç sapmadan yoluna devam ediyor. Tıpkı faşist Türk Metal gibi. İşçi sınıfının mücadele tarihi görmek isteyene çok şey gösteriyor aslında. Nasıl ki kuruluş amacı metal işçilerinin mücadelesinin önüne geçmek, grev kırıcılığı yapmak, işçiler arasında milliyetçi zehri yaymak olan Türk Metal sendikası tepesindeki bürokratlar üzerinden hâlâ bu misyonunu devam ettiriyorsa, aynı şey Kamu-Sen için de geçerlidir.

A Dangerous Tendency: Opportunism

The struggle for the creation of the international organization of the working class requires intransigence in principles and flexibility in tactics. Neither opportunism pursuing short term so-called political achievements nor sectarianism unwilling to see and accept anything other than its own small organization can be of any use for this struggle. The reality we face today in the issue of building the revolutionary international organization of the proletariat puts very important responsibilities and tasks over the shoulders of the internationalist communists. Those who are self-confident will continue revolutionary efforts in every field undertaking these responsibilities and tasks. Those who are not intimidated will move forward. All big problems in history have been resolved this way.

İşsizler Hareketinin İmkân ve Sınırları

Özellikle 2001 kriziyle birlikte Arjantin’de ortaya çıkan devrimci yükseliş içerisinde oynadığı rol bakımından işsiz işçiler hareketi birçok sol çevrenin abartılı değerlendirmelerine ve çarpıtmalarına temel oluşturmuştu. Bugün de krizle birlikte işsizler ordusunun kitlesel işten atılmalarla hayli kabarık sayılara ulaşması, bir kez daha böylesi bir hareketin imkânları ve sınırları hususunda bir tartışmayı alevlendirecek gibi görünmektedir. Bundan ötürü, Marksizmin işsizlere dair değerlendirmelerini ve bir işsiz işçiler hareketinin olanaklarına dair yaklaşımlarını hatırlamakta ve gerek Bolşeviklerin tarihsel deneyimine gerekse de güncel deneyimlere bu gözle bakmakta fayda var.

Emperyalist Savaş Makinesi Körükleniyor

değerlendirenlerin egemenliğinin cisimleştiği kapitalizmden insanlık adına en ufak bir hayır beklenebilir mi? “Hamburger” satmak için bombardıman uçaklarını seferber etmekten çekinmeyen böylesi korkunç bir sömürü sisteminin barışçıl olmasını ummak mümkün müdür? Emperyalizm çağıyla birlikte tarihsel olarak tüm ilerici misyonunu yitirip toplumsal yaşamı çürüten kokuşmuş kapitalizmden, barış, demokrasi, özgürlük ve vicdan bekleyenler, son bir asırda milyarlarca insanın bizzat bu sistemin yarattığı felâketlere kurban edilmelerine göz yuman ikiyüzlülerdir.

Bolivya ve Venezuela Referandumları

25 Ocakta Bolivya’da yeni anayasa, 15 Şubatta ise Venezuela’da anayasa değişiklikleri için referandumlar yapıldı ve bu referandumlardan Evo Morales ve Chavez galip çıktı. Bolivya’da Evo Morales’in iktidara gelmesinin ardından oluşturulan Kurucu Meclis’in üç yıldan beri üzerinde çalıştığı yeni anayasanın halkın onayına sunulduğu referandumdan, anayasa lehine yüzde 61 “evet” oyu çıktı. Venezuela’da ise devlet başkanının iki dönemden fazla seçilmesini sağlayacak olan anayasa değişikliğini de kapsayan teklifler için seçmenlerin yüzde 54’ü “evet” oyu kullandı. Böylece mevcut devlet başkanı Hugo Chavez’in görev süresinin bittiği 2012 yılından sonra yeniden seçilebilmesinin önünü de açacak olan değişiklik halk tarafından da onaylanmış oldu.

Beyazıt ve Halepçe Katliamları Lanetlendi

16 Mart 1978’de, Beyazıt Meydanında faşist saldırılara karşı mücadele eden öğrencilerin Eczacılık Fakültesinden topluca çıkarken üzerlerine atılan bomba, yedisinin ölümüne yol açmıştı. Olaydan kısa bir süre sonra bombayı atanın kim olduğu, bu faşist saldırının nasıl gerçekleştirildiği ve polisin rolü ayrıntılarıyla ortaya çıktı.

ESP’ye Yönelik Saldırılar Protesto Edildi

16 Martta Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, ESP’lilere yönelik gerçekleşen operasyonu basın açıklamasıyla protesto ettiler. Kurumlar adına yapılan açıklamada 6 ilde eş zamanlı yapılan baskınlarda 55 sosyalistin gözaltına alındığı, basılan yerlerde hard disk ve laptoplara el konulduğu hatırlatıldı. Gözaltına alınan sosyalistlerden 15’i tutuklandı.

Winnenden’i Aklınızda Tutun, Kapitalizmi de!

Almanya, 11 Martta, Winnenden kasabasında yaşanan okul katliamı ile sarsıldı. Elinde silahla mezun olduğu okulu basan 17 yaşındaki Tim Kretschmer, 3 öğretmen ve 9 öğrenciyi katletti. Polisten kaçarken rasgele ateş ederek o sırada yoldan geçen 3 kişinin daha ölümüne yol açan Tim’in daha sonra intihar ettiği açıklandı. Saldırının bilançosu bir katliama işaret ediyordu: 16 ölü!

Güçlükonak Katliamı

Burjuva Devletin Karanlık Tarihinden Bir Sayfa

Ergenekon davası ile birlikte burjuva devletin birçok pisliği ortalığa saçıldı. İşçi mücadelesinin ve Kürt hareketinin önünü kesmek için ne tür provokasyonlara girişildiği, katliamlar tezgâhlandığı bilinmeyen şeyler değildi. Kısa bir zaman öncesinde “devlet için kurşun atan iyi çocukların” Genelkurmay’ın ve devletin en üst makamlarınca nasıl korunduğuna tüm toplum şahit oldu. Şemdinli’de Umut Kitabevini bombalayan JİTEM’ciler bölge halkı tarafından suçüstü yakalanmıştı; ancak “tanırım, iyi çocuktur” açıklamasıyla birlikte, yakalanan kişiler kısa bir süre yargılandıktan sonra salıverilmişlerdi.

Burjuva Devletlerin İkiyüzlülüğü

Burjuva devletlerden ve onların sözcülerinden medet ummak saflık olur. Burjuvazinin temsilcilerinin ezilen ve katledilen halkları koruyormuş havalarında esip gürlemeleri tam anlamıyla bir ikiyüzlülüktür.

Qamişlo Katliamının Yıldönümünde 30 Kürt Öğrenci Gözaltına Alındı

12 Martta 2004’te Qamişlo’da Suriye devlet güçlerinin gerçekleştirdikleri katliamda 36 Kürt hayatını kaybetmiş, bine yakını ise yaralanmıştı. Katliamın 5.

Avusturya’dan Merhaba

Değerli devrimci dostlar,

Gazi Katliamında Hayatını Kaybedenler Anıldı

Kontrgerillanın 1995 yılında gerçekleştirdiği katliamda hayatını kaybedenler, Gazi Mahallesinde çeşitli etkinliklerle anıldılar. Gazi 12 Mart Platformu’nun düzenlediği etkinlikler 3 gün sürdü. İlk etkinlik 10 Mart akşamı gerçekleştirildi. Saat 20’de Gazi Cem Evi önünde düzenlenen panele, açılış konuşması ile başlandı. Ardından hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşu yapıldı.

Sosyalistler Üzerindeki Devlet Terörüne Son!

10 Mart sabahı devletin kolluk güçleri tarafından 6 ilde eş zamanlı olarak, Atılım Gazetesi, ESP büroları, BEKSAV ve çeşitli evlere yapılan baskınlarda yaklaşık 60 sosyalist gözaltına alındı. Polis, baskın yaptığı büro ve evlerde bulduğu her türlü evraka el koydu.

Mimar Sinan Üniversitesi Öğrencileri Faşist Saldırıyı Protesto Etti

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri, okulda faşistlerin artan saldırılarını protesto etmek ve faşistlerin yapacakları “Osmanlı’nın Bilinmeyenleri” adlı semineri teşhir etmek için bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. 6 Martta Fındıklı kampüsünden çıkan MSGSÜ öğrencileri Dolmabahçe’de faşistlerin saldırısına maruz kalmıştı. Öğrenciler, faşistlerin “Trabzonsporlular” olarak üniversitede stant açmaya başlamalarının ardından saldırılarını da yoğunlaştırdıklarını ifade ediyorlar.

8 Mart İstanbul’da İki Ayrı Mitingle Kutlandı

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde geçtiğimiz yıllara göre daha yüksek bir katılımla kutlanırken, İstanbul’da, son yıllarda yaşanan tartışma ve ayrışmaların devamı olarak aynı alanda iki ayrı miting düzenlendi. 8 Mart’ın sınıfsal içeriğinden arındırılarak “kadınlar günü”ne dönüştürülmesi ve erkeklerin miting alanına alınıp alınmaması konusundaki tartışma, artık kanıksanan bir ayrışmaya yol açmış bulunuyor. Bu bölünmüşlük, işçi sınıfı hareketinin bir parçası olarak bir emekçi kadın mücadelesinin yükseltilmesi bakımından elbette önemli bir zaaf teşkil ediyor.

Sovyetler İşbaşında

Bu metin ilk kez, 1918 Ekiminde, editörlüğünü Max Eastman’ın yaptığı ve ABD’de Bolşevizme destek sağlama çabalarına öncülük eden The Liberator (Kurtarıcı) adlı radikal bir aylık dergide yayınlandı. Makale, sovyetlerin ve fabrika komiteleri gibi diğer işçi demokrasisi organlarının, Ekim Devriminden önce ve sonra oynadıkları rolün canlı bir tanıklığını sunmaktadır. Ekim Devrimi hakkındaki ünlü çalışması Dünyayı Sarsan On Gün ile tanınan John Reed, ABD’ye döndükten sonra Komünist İşçi Partisi’nin kuruluşuna katılmış ve Komünist Enternasyonal’in 1920 yılında Moskova’da toplanan İkinci Kongresine delege seçilmiştir. Rusya’dayken tifüse yakalanıp ölmüş ve Moskova’da Kızıl Meydan’a gömülmüştür.

Failleri Belli, Kayıplar Nerede?

Cumartesi Anneleri 206. kez bir araya gelip yaptıkları oturma eylemiyle, gözaltında kaybedilen eşlerinin, çocuklarının ve yakınlarının akıbetini sordular. Cumartesi Anneleri, “Failleri Belli, Kayıplar Nerede” pankartı açarak eylemlerine başladılar. Ellerinde yakınlarına ait fotoğraflarla Galatasaray Lisesi önünde toplanan Cumartesi Anneleri, 1992 yılının 20 Temmuzunda evinden çıktıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan 4 çocuk babası Hasan Gülünay’ın faillerinin yargılanmasını istediler.

Çalınan Yaşamlar

Kapitalist sistemin sigortaları attıkça gerçek yüzü daha da açığa çıkıyor. Tüm dünyayı sarsan ekonomik bunalımın faturası ezilen ve sömürülen kitlelere kesiliyor. Açlığa, yoksulluğa, işsizliğe terk edilen emekçi kitleler yaşamla ölüm arasında ince bir çizgide bulunuyorlar. Her geçen gün istatistik verileri işsizliğin, açlığın, yoksulluğun arttığını gösteriyor. Kapitalist sistemin içine girdiği kriz ve emperyalist savaşlar nedeniyle birçok insan ölüm kalım mücadelesi veriyor.

Burjuvazinin “Oy”ununa Gelme!

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte insanın aklına “eniştem beni neden öptü” deyimi geliyor. Daha düne kadar adam yerine bile konulmayan biz işçiler, bir anda değerli hale geldik. Biz işçileri, emekçileri devlet kapısından kovanlar, ananı da al git diyenler, işsiz işçilere çalışmak isteseler iş çok diyenler bir anda halkı hatırlar oldu.

Kriz Dokunuşu

Akşam her karartıda 
Sabah gün doğduğunda 
Güneşin dokunuşunda
Açlığın o soğuk yüzüne 
Vuran ayak sesleri

Bu yaşamın dokunuşu
İşten eve
Her dönüşümde yaşadığım
Kapının son dokunuşunda çıkardığı 

Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler

“İkiyüzlülük” sözcüğü kadar burjuvazinin sınıfsal karakterine uygun sıfat az bulunur. Bir yanda milyonlarca insandan oluşan Kürt halkının varlığını dahi on yıllarca kabule yanaşmayacaksın, diğer yanda ise Gazze’de katledilen mazlumların hamisi rolüne soyunup bunu emperyalist emellerine örtü yapacaksın. Doğrusu son haftalarda sergilediği bu performansıyla Türkiye burjuvazisi, katliamcılığın yanı sıra ikiyüzlülükte de ne denli mahir olduğunu göstermiş oldu.

Düzen Partilerine Oy Yok!

Kent ve çevre sorunlarının kalıcı ve insanca çözümü tümüyle insanı, doğayı ve tarihi gözeten bir kent ve çevre planlamasından geçmektedir. Ama böylesi kaygılar sermayenin esas kaygısı olan kâr kaygısına ters olduğu gibi, planlama da öz olarak onun anarşik piyasa ve rekabet mantığına uymaz. Ya biri ya öbürü! Gerçek tercih, gerçek seçim buradadır. Kâr, israf, vurgun, talan, yıkım mı, emekçi kitlelerin kendi elleriyle hayata geçirdiği demokratik bir planlama mı? Para ve iktidar sahibi bir avuç egemenin insafına terk edilmişlik mi, kaderimizi kendi ellerimize almamız mı?

Ergenekon ve “Fırat’ın Doğusu”

Türkiye işçi sınıfı Kürt halkının ulusal, demokratik taleplerini desteklemeli, onun kendi kaderini tayin etme hakkını savunmalıdır. Katliamlar, yargısız infazlar ve “faili meçhul” cinayetler, ancak Kürt halkının ve işçi sınıfının mücadelesiyle aydınlatılabilir, sorumlulardan hesap sorulabilir ve bir daha yaşanmasının önüne geçilebilir. Bunun için de, yasal ve yasadışı egemenlik aygıtlarıyla burjuva sömürü ve zorbalık düzenini tarihin çöplüğüne atmaktan başka çare yok.