Navigation

Köle İbrahimler Tuhaf Konuşuyor!

Tunus’ta başlayan isyan dalgası tüm Arap dünyasına yayılıyor. Arap dünyasındaki despotların kaleleri sallanıyor. Binlerce yıl firavunların önünde secdeye varan atalarının peşinden gitmiyor Arap halkı, “yeter artık” diyor firavunlara. Modern firavunlar ise kapitalist dünyalarında ücretli kölelerinden bin yıl önceki itaati istiyor. Ama yıkılmaz denilen kaleler, ebedi sanılan makamlar zavallı denilen, hiçe sayılan bir kölenin kendini yakmasıyla çatırdamaya başlıyor. Gümbürtüyle sallanıyor firavunların saltanatları.

Geçen Salı gününden bu yana Mısır halkı her gün sokaklarda, eylemlerde. Tunus’ta yakılan ateşin kıvılcımları onları da tutuşturdu. Yoksulluğa, baskıya, işsizliğe, kendilerine dayatılan kötü koşullara isyan ediyorlar, kendilerini yönetenleri istemiyorlar. Bir haftadan beridir tüm ülke çapında Mübarek’in şahsında somutlanmış hoşnutsuzluk giderek genişliyor, bir alev gibi yayılıyor. 200’e yakın can verildi, yaralı sayısı birkaç bini aştı. Ama giden her bir can, kitlenin ateşini daha fazla yükseltti.

25 Ocaktan bu yana milyonlarca insan Kahire’de Tahrir (yani “Kurtuluş”) Meydanını mesken tuttu. Mısır’ın diğer önemli şehirlerinde de toplanan insan sayısı bundan az değil. Kitlelerin kararlılığı günden güne artınca Hüsnü Mübarek hükümeti değiştiriyor, kendine ilk kez bir yardımcı atıyor, reform sözü veriyor ama artık halk sözlerle yetinmiyordu. Mısır’ın emekçi halkı Mübarek’in istifasını istiyor. Sokağa çıkma yasağına rağmen halk sokakta. Devlet binaları kapalı. Bakanlıkların önünde tanklarla duvar örülmüş durumda. Süveyş kentinde çelik fabrikası işçileri ile kaya tuzu madenlerinde çalışan işçiler rejim düşene kadar işyerinde kalarak genel grev ilan ettiler. Mısırlı burjuvalar fareler gibi ülkeyi terk ediyorlar. Burjuvalar kaçıyor kaçmasına, ama Mübarek şimdiye kadar zerre kadar değer vermediği halkın istifa çığlıklarına kulaklarını kapatmış durumda.

Koltuğuna dört elle yapışmış olan Mübarek çeşitli entrikalarla halkı oyalamaya kalktı ama kimse yemedi. Kitlelerin Tahrir Meydanını gün boyunca tıka basa doldurduğu Salı günü, akşam yasağa rağmen aynı meydanda yüz binlerin kamp kurdu. Mübarek, gece saatlerinde yaptığı konuşmayla erken seçim yapacağını, bir daha aday olmayacağını, reformlar yapacağını söyleyerek bir kozunu daha oynadı. Ama kitleler bu oyuna da gelmediler ve anında cevap verdiler: Cuma gününe kadar görevden çekilmezsen başkanlık sarayı hedef olacak!

Domino taşı gibi yayılan eylemler var karşımızda. Yangın gibi sıçrayan eylemler var. Kitle müthiş öfkeli. Başladığı işten kolayına vazgeçmek istemiyor. Nereye kadar gideceğini tam olarak bilmiyor ama bildiği bir şey var: Ne istemediği! Bu bile despotları tir tir titretiyor. Bugüne kadar adam yerine koymadığı kölelere sözler vermek, bir firavun için ne büyük bir korkunun eseri!

Diktatörler de dâhil herkesin küçümsediği kitleler, sonunda ayaklanıyor. Başsız kocaman gövde yine ayağa kalkıyor, nereye gideceğini bilmeden oraya buraya çarpıyor. Ayaklarını ileri, geri atıyor, ayaklarının altında eziliyor bir kısım egemenler. Bir kısmı kendini saklıyor, bir kısmı kaçıp kurtuluyor. Ama bu gövdeye bir baş gerek. Durduğu yerden daha ileriye kararlı bir şekilde gitmesi gerektiğini işaret eden, egemenlere hiçbir şekilde kanmaması gerektiğini kavratan, nasıl vurması gerektiğini gösteren, yıktığı despotlukların yerine nasıl bir iktidarı koyabileceğini öğreten bir başa gerek var.

Burada görmemiz gereken asıl sorun bu değil mi? Kitlelerin ayağa kalkmasından duyduğumuz heyecanla beraber, doğru yolu gösterecek devrimci bir önderliğin olmayışının acısı, devrimci bir önderliğin önemini bir kez daha hatırlatmıyor mu?