Navigation

Kapitalizmden Kurtulmadan Özgürleşemeyiz

  “Dünyanın bittiği bir yerlerde
  Güzel sesli akşam perilerinin karşısında
  Dimdik durup ayakta tutuyor göğü, 
  Başı ve yorulmaz kolları üstünde.
  Akıllı Zeus’un ona ayırdığı kader bu!
  Bu Atlas görür denizin bütün uçurumlarını,
  Ve koca direkleri omuzlarında taşır,
  Yeri ve göğü birbirinden ayıran direkleri…” 
                  (Odysseia I, 53-55)
  

Olympos Dağının yüksekliğinden ve görkemli görünüşünden dolayı Antik Yunanlar tanrıların burada yaşadıklarına inanırlarmış. Ve Olympos’un zirvesinden eteklerine inen öykülerin kaynağının da buradan geldiğine. Bir gün, içinde Atlas’ın da bulunduğu (Atlas, Prometheus’un kardeşidir aynı zamanda) titanlar Tanrı Zeus’a savaş açarlar. Savaşın sonucunda Zeus, yenilen titanları bir daha kendisine karşı ayaklanmasınlar diye cezalandırır. Ama en büyük cezayı Atlas’a verir. Gökkubbeyi omuzlarında taşımakla lanetler onu. Atlas, bir an bile yerinden ayrılmadan çok ağır bir yükü taşımak zorundadır ve artık özgür değildir. Atlas ünlü Herkül’ü kandırarak, yani dünyayı Herkül’ün omuzlarına vererek özgürlüğünü kazanmayı dener. Ancak Herkül’ü kandırmayı başaramaz. Dünyayı omuzlarında taşıdığına inanılan Atlas’ın “yükünden kurtulan kişiler artık özgür kişilerdir” sözü böylece günümüze kadar gelir.

Aslında Atlas’ın hikâyesi çok tanıdık. Bugün işçiler, emekçiler olarak âdeta egemenlerin sisteminin bizlere kestiği cezaları çekiyoruz. Bugün milyonlar olarak kapitalizmin tarihsel krizinin faturası hepimizin omuzlarına yıkılmak isteniyor. Kendi ellerimizle ürettiğimiz her şeye bir avuç asalak el koyarken, taleplerimiz, irademiz yok sayılırken, açlık, savaş ve işsizlik girdabında boğulurken, onların sözde demokrasileri altında gerçekte ne kadar özgürüz? Görünmez prangalar ile bağlıyız aslında. Kapitalizmin belirlediği sınırları içindeki hayatları yaşıyoruz. Kaderlerimizi onlar belirliyor. Hayatlarımızla kumar oynayanlar onlar. Burjuvazinin sömürü yasalarının kuralları dışına çıkmayalım diye, gerçekleri görmemizin, örgütlenerek bir araya gelmemizin önüne geçmek istiyorlar. Dışarıdan bakıldığında hepimiz “özgür bireyler” olarak görünüyoruz. Ama bu koca bir yalandan başka bir şey değil. Dünyadaki insanların %1’inin zenginliği, geri kalan %99’unun toplam zenginliğine eşitlenmiş durumda. Emperyalist kapitalizmin tüm kuralları belirlediği bu düzende, kimse gerçek anlamda özgürlükten söz edemez. Daha doğmamış çocuklarımızın bile haklarının gasp edildiği bir düzende yaşıyoruz çünkü.

Milyarlarca insan kapitalist sömürü düzenini yıkmadan gerçekten özgür olabilir mi? Elbette hayır! O halde çareyi doğru yerde aramalıyız. Bugün kurtuluş ne kadar uzak görünse de, derinleşen kriz fırsatları da beraberinde getiriyor. Dünyanın pek çok yerinde patlak veren isyanlar muktedirlerin yüreklerini ağızlarına getirmeye yetiyor. Çünkü biliyorlar, öküzün boynuzunda değil, biz işçilerin sırtında dönüyor dünya. Birleştirirsek gücümüzü, dünyayı yerinden oynatabileceğimizin farkındalar egemenler. Milyarlarca Atlas’ız bugün. Ama tek farkla, biz işçi sınıfı olarak örgütlenecek ve yeni bir dünyayı ellerimizle inşa edeceğiz. Bize bu “yükleri” reva gören kapitalist sistemi, efendileri ile birlikte ortadan kaldırarak yapacağız bunu da. Unutmayalım ki işçi sınıfı ancak kapitalizm yükünden kurtulursa gerçekten özgür olabilir!