Navigation

Hayatı Kollamasını Bilmek

Bolşevik devrimci Nikolay Baumann’ın hayatını anlatan 1905 Devrim Yılları kitabı 1901-1905 yıllarının Rusya’sında geçmektedir. İşçi sınıfının mücadele tarihi açısından büyük öneme sahip olan 1905 devrimi işçi sovyetlerinin tarih sahnesine ilk çıktığı devrimdir. Kitap daha çok 1905 öncesinde Rusya’da devrimci mücadele koşullarını ele almış ve o dönemdeki devrimci mücadelenin zorluklarını çarpıcı bir biçimde aktarmış. Sınıf devrimcilerinin bakışının, duruşunun nasıl olması gerektiğini anlatan pek çok anekdot var.

Rusya’ya girmek için sınırı geçmesine yardımcı olan Letonyalı devrimcilerle Baumann’ın yaptığı bir tartışma bu önemli anekdotlardan biri. O dönem halklar hapishanesi Rusya’da esir halklardan biri de Letonya halkıdır. Letonyalı Dorren, Baumann’a devrim için daha ne kadar beklemeleri gerektiğini sorduğunda Baumann şöyle cevap veriyor: “Biz güçlü olana kadar. Çar’ı, toprak ağalarını ve kapitalistleri aynı anda alaşağı etmek küçük bir iş değil ve bunu başarmak zorundayız, yoksa eskisinin yerine bizi bağlayan yeni bir zincir geçer. Başka halklar bunu yaşadılar. O halde darbeyi indirmeden önce güç toplamak zorundayız.”

Baumann’ın bu sözünden sonra o kadar çok halk bunu yaşadı ki. Onları eskisinin yerine bağlayan yeni zincirler! Yakın tarihimizde Arap ülkelerinde gerçekleşen isyanlar buna örnektir. Tunus’ta, Cezayir’de, Mısır’da, Libya’da milyonlar sokaklara dökülmüş, 30-40 yıllık diktatörler birkaç haftada devrilmişti. Ancak bu isyan dalgası, Bolşevik tarzda örgütlü, devrimci programa sahip bir öncü örgütün yokluğu nedeniyle düzen sınırlarının ötesine geçememişti. Halkların kırdığı zincirlerin yerini yeni zincirler almıştı. Bu açından tarihe baktığımızda gördüğümüz eksiklik, ezilenlerin isyanı değil, ayağa kalkan kitleyi sömürü düzeninin devrimci yoldan tasfiyesine yönlendirecek öncü devrimci güçlerin olmayışıdır. Bu nedenle güç toplayarak devrimci örgütü mücadele içinde inşa etmek sınıf devrimcilerinin asıl görevidir. Eğer Bolşeviklerin özverili, sabırlı, disiplinli devrimci çalışmaları olmasaydı bu gün buzu kırıp yolu açan Ekim Devrimi hiç gerçekleşmemiş olacaktı. Ezilenlerin tarihteki ilk muzaffer devrimi olan Ekim Devrimi insanlık tarihi açısından bir dönemin kapanması anlamına gelmiş ve sınıf mücadelelerinde bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır.

Acelecilik, tarihe kendi kafasının içindekileri dayatmak, küçük-burjuva devrimcilerinin işidir. Ve aslında umutsuzluğun, karamsarlığın ve işçi sınıfına duyulan inançsızlığın tezahürüdür. Faşizm, savaş ve krizlerle karakterize olan gericilik dönemleri uzadıkça kitlelerde hatta devrimcilerde bile umutsuzluk ve karamsarlık oluşabilir. Ancak biz devrimci Marksistler olarak tarihi diyalektik materyalist bir biçimde kavramanın önemini çok iyi biliyoruz. Devrimci mücadelede umutsuzluğa kapılmamak, ancak tarihin diyalektik akışının örgütlü mücadele içinde kavranmasıyla olanaklıdır. Mücadele içinde edinilen bu bilinç devrimcilere dünü, bugünü ve yarını anlama ve yorumlama kabiliyeti kazandırır. Devrimci Marksistlerin tarihsel iyimserliği de buradan gelir. Bu idealist bir iyimserlik değil Marksizmin ışığında kavranmış bilimsel bir gerçekliktir. Yaşamın ve mücadelenin birbirine kopmaz bağlarla bağlı olduğunu kavrayan bizden önceki devrimci yoldaşlarımız, en karanlık dönemlerde dahi umutlarını yitirmemiş, yüreklerindeki mücadele ateşini karanlığa teslim etmemişlerdir. Bu karanlığı yırtıp insanlığı sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir topluma kavuşturacak olan ateşi bu gün dalga dalga yaymak bizlerin görevidir. Nice krallar, firavunlar, sultanlar, diktatörler tarihe gömülmüştür. Hiçbir gericilik dönemi sonsuza dek sürmez. Yaşamdaki her şey değişim, dönüşüm içindedir. Bazen bahar gecikebilir, unutmayalım.

Evet, bazen bahar gecikebilir. Şili’nin kuzeyinde uzun süredir baharın uğramadığı Atacama adında bir çöl var. Yeryüzündeki en kurak yer. Atacama çölü öyle garip bir çöl ki buraya yıllar boyunca neredeyse hiç yağmur yağmıyor. Tuz sahaları, kumlar ve lavlarla kaplı devasa bir alan. Gökyüzünün bulutsuzluğu, kuru hava ve rakım yüksekliğinden dolayı bilimciler tarafından inceleniyor. NASA, bu çölün Mars yüzeyine benzemesinden dolayı burada deneyler gerçekleştiriyor. Ancak bu çöle üç dört yılda bir yağan yağmurlar her şeyi değiştiriyormuş. Yağan yağmur sonrasında bu devasa çöl, büyüleyici bir şekilde yeşilinden moruna, beyazından sarısına devasa bir çiçek bahçesine dönüşüyormuş. İnanılması güç bir doğa olayı! Dışarıdan bakıldığında en ufak bir yaşam belirtisi göstermeyen bu çöl, aslında içinde filizlenmeye hazır binlerce tohumla yağmuru bekliyor. Ve yağan yağmurla başını kaldırıp yeryüzüne çıkıyor yaşam.

İnsanlığın özgürlük ve eşitlik mücadelesinin tarihi ile doğanın diyalektik akışı arasında göründüğünden fazla benzerlik vardır. Tarihin dolambaçlı sokaklarında gezinirken de rastlıyoruz bir bahar yağmurunun susuzluktan kavrulmuş toprakları nasıl dirilttiğine… Emekçiler, yoksullar, köleler boyun eğmeyi bırakacakları günün öncesinde, uzun yıllar boyunca yaşamlarınıa sanki hiçbir değişim yaşanmıyormuş gibi devam ettirmişlerdir. Alttan altta yaşanan birikimleri görememiş, yarın yaşanacakları o güne dek belki hayal bile etmemişlerdir. Bütün o baskılara, zorbalığa ve tiranlığa rağmen yaşam bir yağmurla yeşeriyor. M.Ö. 73’te Roma’da, 1871’de Paris’te, 1917’de Rusya’da, 1943’te Varşova Gettosunda, 2010’da Arap isyanlarında ve bugün yine, yeniden Cezayir’de, Sudan’da ve daha birçok yerde… Tıpkı Ahmet Telli’nin dediği gibi Kışlık Saray ne kadar dayanabilir hayatı kollamasını bilenlere?

Dünyanın neresinde olursak olalım biz devrimciler olarak bilmeliyiz ki, o “öldürüldü denilen kentin sokaklarında dolaşırken” ayaklarımızın altında, uykuda filizlenmeyi bekleyen binlerce tohum var. Tarih bize bunu böyle öğretmiştir. Elbet bir gün o yağmur yağacak ve toprağın altından yeryüzüne yepyeni bir yaşam çıkacak. Filizlenmek için doğru anı bekleyen bir tohumun bilinciydi, çöle yağan yağmuru bahara dönüştüren. Ve yine bu bilinç, varoşların suskun bekleyişini bir devrime dönüştürecek. Bahar gecikmiş olsa da, geldiğinde filizlenmeye hazır tohumlar bulacak…

İşte o zaman tarih

Viborg mahallesinin ışıksız kondularının

Kışlık Sarayı nasıl alt ettiğine

Hayretler içinde

Yeniden şahitlik edecek…