Başında örtüsüyle işçi kadınlar
Elleri yumruk yürekleri anacan
Sokaklar caddeler / yollar ve yollar
Ekmek diyorlar emek diyorlar hak diyorlar
“Kahramanlık en çok onlara yakışıyor”
Egemenlerin içini boşaltıp anlamsızlaştırmak için bin bir uğraş verdiği 8 Mart’ın arkasında işçi sınıfından kadınların azim ve kararlılıkla yürüttüğü büyük bir mücadele gizli. Sokaklarda, caddelerde, yollarda onların ayak izi var. İşçi kadınlar erkek sınıf kardeşleriyle beraber 8 saatlik işgünü için, eşit işe eşit ücret için, doğum izni hakkı ve çocuklarının eğitim alma hakları için fabrikalarda, meydanlarda ve grev alanlarında bir araya gelerek, gelecek genç devrimci kuşakların örnek alması gereken bir mücadele yürüttüler. 8 Mart’ı yaratan da bu mücadelelerdi. Burjuva egemenler ise bu gerçeği unutturmak için her yolu deniyor.
İşçi sınıfı 8 Mart’ı onyıllardır Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlarken, Birleşmiş Milletler 1977’de onu, daha kapsayıcı olma bahanesiyle “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul etti. Oysa işçi sınıfının kadınları ve burjuvazinin kadınları arasında bu tür küçük kurnazlıklarla üzeri örtülemeyecek kadar büyük bir ayrım var: Sınıf ayrımı! Tıpkı Clara Zetkin’in söylediği gibi; “Bizler, burjuva kadınlarla birlikte, sınıf ayrımı gözetmeksizin erkeğin egemen konumuna karşı mücadele yürütmüyoruz, tersine bizler, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm sömürülenler ve haklardan mahrum olanlarla birlikte, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm sömürenlere ve egemenlere karşı mücadele yürütüyoruz.” Emeğe de emekçilere de düşman olan kapitalist egemenler kendi emelleri uğruna bugünü sadece çiçek vb. hediye alınan, kâr elde etmeye çalıştıkları bir tüketim günü haline getirmeye çalışıyorlar. Oysa 8 Mart bugün işçi sınıfı olarak sahip olduğumuz pek çok hakkın geçmişte ne kadar büyük fedakârlık ve mücadelelerle kazanıldığının anlamlı bir örneğidir. “Hak verilmez alınır” sözünün karşılığını bulduğu günlerden biridir. Örgütlü bir şekilde mücadele vermenin önemini bizlere bir kez daha hatırlatır.
Diğer yandan burjuvazi kendi ideolojisinin eseri olan “feminizm” akımıyla aynı sınıfın evlatları olan kadın ve erkekler arasında bir kutuplaştırma politikası uygulayarak işçi sınıfının mücadelesinin önüne geçmek istiyor. Bizler işçi sınıfının tarihsel mirasının bilincinde olarak, kapitalizmin bu tuzaklarına düşmeden, kapitalizm karanlığından kadınıyla erkeğiyle mücadele saflarında birleşerek kurtulabiliriz. Amerikalı şair James Oppenheim’in, dokuma işçisi kadınların grevleri sırasında taşıdıkları dövizde yazan “we want bread, and roses too!” yani “Ekmek İstiyoruz, Gül de!” sloganından ilham alarak yazdığı şiirinde dediği gibi;
Yaşamlarımız doğumdan ölüme kan ter içinde geçmeyecek;
Kalpler de ölür açlıktan bedenler gibi; ekmek verin bize, ama verin gülleri de.
Selam olsun ekmek ve güllerin kavgasını verenlere!
8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun!
link: İstanbul/Bağcılar’dan bir öğrenci, Bir Mücadele Öğretisi: 8 Mart, 10 Mart 2026, https://marksist.net/node/8723
Irene Joliot-Curie ve Emekçi Kadın Hakları Mücadelesi





