Kapitalist düzende yalnızca sermayenin kârı merkeze koyularak üretim yapılır. Bu düzende doğanın ve insan sağlığının korunmasının egemenler için hiçbir önemi yoktur. Onlar için doğa, yalnızca zenginliklerine zenginlik katacakları ve pervasızca talan edecekleri alanlardan biridir. Plastik üretiminin gelmiş olduğu nokta bunun en çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor. Durum çok vahim!
Alternatiflerine kıyasla çok düşük maliyeti olan ve kolayca şekil verilebilen plastikler kapitalistlerin iştahını kabartıyor.1950’lerde dünya genelinde üretilen plastik miktarı 2 milyon ton iken, 2025 yılında neredeyse 450 milyon tona ulaşmış durumda. 109 ülkeyi kapsayan araştırmaya dayanan verilere göre, insanların 2018’de tükettiği plastik miktarı, 1990 yılındakinin en az 6 katına ulaşmış. Tek dertleri daha fazla kâr etmek olan kapitalist sistemin egemenleri insan sağlığını korkunç tehlikelere atıyorlar.
Kontrolsüzce üretilen ve kullanımı sonrasında doğaya atılan plastik ürünler, yine yoksul işçi ve emekçilerin maruz kaldığı bir tehdit haline geliyor. Auburn Üniversitesi ve Sidney Teknik Üniversitesinden bilim insanlarının araştırmasına göre, bir insan her yıl ortalama 250 gram, yani bir yemek tabağı mikroplastik yutuyor. Hazırlanan sıcak yiyecekler, plastik kesme tahtaları ya da plastik saklama kapları gibi araç gereçlerle temas ettiğinde plastik çözünerek gıdalara işlemiş oluyor. Denizlere, okyanuslara karışan plastikler, deniz mahsulleri ile birlikte yeniden sofralarımıza giriyor. Yine işlenmiş gıdalardan sentetik kıyafetlere kadar hayatımızın birçok alanında plastiklere maruz kalıyoruz.
Bu durum insan bedeninde geri dönüşsüz bir tahribata ve sağlık sorunlarına yol açıyor. Örneğin mikroplastikler akciğerlere girip tutunabiliyor. Böylelikle kronik akciğer yetmezliğine sebebiyet verebiliyor. Plastik içeren sentetik kıyafetler çeşitli kimyasal maddelerin salımını arttırarak ciltte hormonal dengeyi bozabiliyor. Cildin daha savunmasız hale gelmesine ve alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Aynı zamanda antioksidan üretimini yavaşlatabiliyor ve bunun sonucunda hücreler kendini onaramaz hale gelebiliyor. Mikroplastiklerin bir başka zararı ise hücrelerin enerji üretimini yavaşlatmasıdır. Bu bozulma beyin hücrelerinin işlevlerinin azalmasına dahi yol açıyor. Ancak tüm bunlar kapitalistler için elbette ki önemli değil.
Tüm bu sorunların kaynağı teknolojik ve teknik anlamda imkânların kısıtlı olması değildir. Kapitalist üretim tarzının bizzat kendisidir ve bu sistem altında olduğumuz sürece ne yazık ki bir çözüm yoktur. Kendi çıkarları uğruna emeği de doğayı da talan etmekten geri durmayan ve insan yaşamını önemseyen egemenlerden çözüm beklenemez. Ancak birleşip bir araya geldiğimizde onlardan hesap sorabiliriz.
link: İstanbul/Bağcılar’dan bir genç, Her Yıl 250 Gram Plastik Yiyoruz!, 22 Aralık 2025, https://marksist.net/node/8672
“Demokratik Sosyalizm” ya da Kapitalizmi Islah Etmek
Kapitalist Yapay Zekâ Denemesinde İnsanlığın İmtihanı





