1917’nin Çarlık Rusya’sı… Savaş, On Dörtten beri Rus köylü ve işçilerinin damarlarından kan çekiyordu. Toprak soğuktu ama yoksulluk daha soğuktu. Şehirlerde un kuyrukları kilometrelerce uzuyor, köylerde tarlalar bomboş kalıyordu; çünkü tarladaki erkekler cepheye sürülmüştü. Kadınlar hem ekmeği yoğuruyor hem de fabrikalarda kömür tozuna bulanmış makineleri çalıştırıyordu. Petrograd’ın sabahları da buz gibiydi. O sıralarda barut kokularının, açlığın, umutsuzluğun ortasında bir fısıltı da yayılmaktaydı: “Artık Yeter!”
Dünya Emekçi Kadınlar Gününde bu fısıltıların çoğalttığı ve sokağa taşırdığı ateş hızlıca karşılığını buldu. Fabrikalardan çıkan işçi kadınlar, önce ekmek ve adalet için yürüdüler. Fakat yürüyüş kısa sürede savaşın karanlığına karşı yükselen bir haykırışa dönüştü. Bu haykırış cephe siperlerinden fabrikaların taş duvarlarına, oradan köy meydanlarına kadar her bir yere yayıldı. Sokaklar dalga dalga kabardı, sesler birleşti ve birkaç gün içinde, yüzyıllardır hüküm süren çarlık düzeni tarihin tozlu sayfalarına karıştı. Ve bu muazzam yıkım, tarihe “Şubat Devrimi” olarak geçti. İlerleyen aylarda, Şubat Devrimiyle açılan yolda işçi sınıfı ilerlemeye devam ederek Lenin önderliğinde başarılı ilk işçi devrimini gerçekleştirecekti.
3 Nisanda Rusya’ya varan Lenin tren garında kendisini coşkuyla karşılamaya gelen işçi ve askerlere şöyle seslenmişti:
“Değerli yoldaşlar, askerler, denizciler ve işçiler; sizin şahsınızda Rus devrimini selamlamaktan, sizi dünya proleter ordusunun öncüsü olarak selamlamaktan mutluyum… bu korsanca emperyalist paylaşım savaş, bütün Avrupa’da bir iç savaşın başlangıcıdır. Uluslararası sosyalist devrim başlamış bulunuyor… Bütün Avrupa kapitalizmi bugün-yarın yıkılabilir. Yapmış olduğunuz Rus devrimi yolu açmış, yeni bir çağın başlangıcı olmuştur. Yaşasın Dünya Sosyalist Devrimi!”
O çok iyi biliyordu ki, Şubat Devrimiyle başlayan mücadele, siyasal iktidar işçilerin eline geçmedikçe burjuvazi tarafından boğulmaya mahkûmdu. Hızlıca 4 Nisan günü parti kongresinde Bolşevik Partinin yeni sloganları Lenin tarafından netleştirilmiş oldu:
“Hükümete Destek Yok!
Tüm İktidar Sovyetlere!
Kahrolsun Savaş!”
Ve işte bu sloganlar, 1917’nin gri gökyüzünü yırtan şimşekler oldu. Cephedeki asker, tezgâh başındaki işçi, tarladaki köylü hepsi aynı şeyi hissetti: Bu savaş onların savaşı değildi. Asıl düşman uzakta değil, tam yanı başlarındaydı. O yazın sonuna doğru Rusya bir kazan gibi kaynıyordu. Cephelerde askerler artık emir tanımıyordu. Fabrikalarda üretim durmuş, Petrograd ve Moskova’da işçiler sovyetlerini kurmuştu. Ekim ayının soğuk rüzgârları esmeye başlarken, Bolşevikler artık sadece bir umut değil, bir gerçeklikti! Ve 25 Ekim (7 Kasım) 1917 gecesi, Smolny Enstitüsünün önünde işçi ve asker sovyetleri son kararını verdi: “Tüm iktidar Sovyetlere!”
Ekim rüzgârı Petrograd sokaklarını süpürdüğünde, kimse artık eski Rusya’nın geri dönmeyeceğini biliyordu. O rüzgâr, yalnızca iktidarı değil, yüzyıllardır karanlıkta bırakılmış bir halkın kaderini de değiştirdi. Yeni işçi devletinin temelleri ilkin barışın taşlarıyla örülüyordu. Eski burjuva devlet aygıtı da baştan aşağı yıkılarak yerine yeni Sovyet düzeni kuruluyordu. Sovyetler yeni kararlar alıyor ve yeni uygulamaları devreye sokuyordu. “Toprak Kararnamesi” ile topraklar bütün köylülere dağıtılıyordu. İşçiler fabrikalarda denetleme ve yönetme hakkına sahip oluyordu. İşçiler ilk kez kendi kaderlerinin ustası olmanın ne demek olduğunu yavaş yavaş duyumsuyorlardı.
Bütün toplumun kaderi çok kısa süre içerisinde hızlıca değişiyordu. İlerleyen yıllar içerisinde yaşamı değiştirecek teknik adımlar da atılmalıydı. En başta da elektrikleşme. Bu fabrika ve köylerin üretim koşulunu, ev yaşamını, eğitimi, aydınlanmayı kökten dönüştürecekti. Lenin 1920’de bu hedefi şöyle tarif ediyordu: “Komünizm: Sovyet iktidarı + ülkenin elektrifikasyonu.”
Bu söz, bu düşünce halkta da karşılığını buldu. Tarih 14 Kasım 1920 idi. Yer Kaşino Köyü. O gün fotoğrafçılar, gazeteler ve işçiler hep aynı şeyden konuştu: “Köyün ilk ampulü yandı!” Lenin ve Krupskaya da o gün o törendeydi. Arkadij Şaihet adlı Sovyet fotoğrafçısının o yıllarda çektiği, köyde yanmış o küçük ampulü ve etrafında toplanmış insanları gösteren bir fotoğraf vardı. Halk arasında bu fotoğraf “İlyiç’in lambası” ya da “Lenin’in lambası” diye anıldı ve uzun süre simge olarak kaldı. Belki de o işçi o elektriğe bakıp “Lenin demek buymuş; karanlığa ışık yakmakmış!” dedi. Bir köylünün evine ışık girmesi, artık işçilerin de okuma yazma bilmesi ve işçi çocuklarının da kitap okuyabilmesi, işçilerin fabrika yönetiminde, üretimde söz sahibi olması ve nicesi… Bunlar devrimin soyut değil, elle tutulur kazanımlarıydı. O gün o ampul sadece bir evi ya da bir fabrikayı değil, bir çağı aydınlattı. Çünkü o lamba, birilerinin karanlığa boğarak hükmettiği dünyada, bu karanlığı ortadan kaldıracak ışığın kimde olduğunu gösteriyordu: örgütlü işçilerde! Yani, yalnızca yönetimin değişmesi değil, yaşamın temellerinin değişmesiydi işçi devrimi!
Bugün biz, bu köklü tarihsel deneyimin olduğu o yılların üzerinden geçip geldiğimiz bu çağda, başka bir karanlığın içindeyiz: Uzun mesai saatlerinin, borçla yaşamanın, korkuyla çalışmanın karanlığı. Yoksulluğun, yoksunluğun, çaresizliğin karanlığı. Gittikçe derinleşen ve yayılan Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşının, zorunlu göçlerin, dağılmış ailelerin, kaybolan çocukların karanlığı… Ama unutmayalım, o zaman da karanlıktı. Fakat o karanlığı yırtan işçilerdi! Ekim Devriminin bize bıraktığı en büyük ders budur: Hiçbir iktidar, hiçbir patron, hiçbir düzen bize ışığı armağan etmez. Işığı ancak biz üretiriz, biz yakarız, biz paylaşırız. Bugün o evin elektriği belki çoktan sönmüştür. Ama o lambanın anlamı hâlâ yaşıyor: Ne zaman bir işçi kendi gücüne inanırsa, Ne zaman bir araya gelir ve “biz de yaparız!” derse, işte o an o “Lenin lambası” yeniden yanar. O ışık hiç sönmedi. Sadece bizim ellerimizi bekliyor, yeniden yanmak için. Velhasıl yeni Ekim Devrimlerini yaratmanın anahtarı örgütlü gücümüzde!
link: Mersin’den bir MT okuru, Ekim Devrimi ve “Lenin Lambası”, 1 Kasım 2025, https://marksist.net/node/8631
Kampüslerimiz Faşist Saldırı Altında!
İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Nihai Çözüm





