Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) 1 Eylülde açıkladığı verilere göre,Türkiye ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde beklentilerin bir puan üzerine çıkarak yüzde 4,8 büyümüş. Büyümeye en büyük katkı inşaat sektöründen gelmiş. 2025 Temmuz ayına ilişkin verilere göre de inşaat üretimi Temmuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %24,1 oranında artmıştı.Eylül ayında açıklanan güven endekslerinde de “inşaat sektörünün güven endeksi yüzde 3,6 artarak 88,3 puana yükseldi” deniliyor.
Yani hükümetin bu dönemde izlediği mali politikalar birçok sektörde yavaşlamaya neden olurken inşaat sektörünün kârlarını büyütmeye devam ettiği anlaşılıyor. Gün geçtikçe derinleşen krizin ağır faturasını emekçilere ödeten kapitalistler, inşaatı da ekstra “çıkış kapısı” olarak kullanarak kârlarına kâr katmaya devam ediyorlar. Peki, her şeyin pahalandığı, işsizliğin arttığı, emekçi halkın ev sahibi olma umudunun neredeyse tamamen söndüğü bir dönemde, inşaat nasıl oluyor da büyümeye devam ediyor?
Öncelikle inşaat, Türkiye’de uzun yıllardır ekonomik büyümede önemli bir rol oynuyor. Yatırımın ve sermaye akışının hızla kâr üretebildiği bir alan olması nedeniyle devletin de patronları en fazla teşvik ettiği sektörlerden biri. Devlet, çeşitli vergi indirimleri, kredi kolaylıkları ve imar düzenlemeleriyle bu alanı sürekli besliyor. Dolayısıyla ekonomik daralmanın olduğu dönemlerde bile inşaat, özellikle devlet destekli projeler ve büyük altyapı yatırımlarıyla ayakta tutuluyor. Bugün de hâlâ devlet politikalarıyla kollanan, teşviklerle şişirilen, krizlerde bile “yaşaması” için sürekli kaynak aktarılan bir sektör var karşımızda. Yükselen vinçler, artan üretim, yapılan dev projeler halkın barınma ihtiyacına değil, patronların kasalarını doldurmaya hizmet ediyor. Yoksulun, işçinin, dar gelirlinin payına düşen şey ise daha da yükselen kiralar, elinin erişemediği fiyatlar ve ağırlaşan borç yükü oluyor. Bir yanda insanların en temel ihtiyacı olan barınma, diğer yanda bu ihtiyaç üzerinden kurulan devasa bir sömürü zinciri. Bugün Türkiye’de üretilen her yeni konut, emekçiye bir yuva olmaktan çok uzak olup, patronların rant oyununda yeni bir taş, yeni bir kazanç kapısıdır. Ev almak emekçiler için giderek hayal olurken, sermayedarlar gökdelenlerden yükselen kâr grafikleriyle övünüyor.
Bunun yanında, büyük yıkımlar da inşaat sektörünü besleyen bir kaynak haline geliyor. Depremler sonrası yeniden inşa çalışmaları, savaş ve göç dalgalarının tetiklediği yeni konut ihtiyacı ya da kentsel dönüşüm projeleri… Hepsi aslında toplumun acılarını, yıkımlarını sermaye için yeni yatırım fırsatlarına dönüştürüyor. Mesela bir deprem olduğunda emekçiler için yıkım, kayıp ve yas demek olan süreç; büyük müteahhitler için “yeni projeler, yeni ihaleler” anlamına geliyor. Tüm bu nedenler bir araya geldiğinde, inşaat sektöründeki canlanma, toplumun geneline yayılmış bir refah artışı değil, tersine, ekonomik yüklerin emekçilerin sırtına daha fazla bindirilmesi anlamına geliyor. 6 Şubat depremlerini hatırlayalım: milyonlarca insan bir gecede evsiz kaldı, şehirler taş üstünde taş kalmayacak şekilde yıkıldı, çocuklar anne-babasız, anne-babalar evlatsız kaldı. Sokaklarda yankılanan çığlıklar, göçük altından gelen yardım sesleri günlerce kulaklarımızdan gitmedi. İnsanlar dondurucu soğuklar altında battaniyesiz beklerken, hastane önlerinde cenaze torbaları birikmişken, gözyaşları sel olup akarken, patronların gözleri çoktan o enkazdan nasıl servet devşireceklerine kilitlenmişti.
Depremin yarattığı yıkım, emekçiler için tarifsiz bir acı oldu ama patronlar için yeni bir “büyüme fırsatı” demekti. Daha o günler bitmeden, yeniden inşa projeleri için ihaleler açılmış, yeni imar planları devreye sokulmuştu. Bir yanda evladının mezar taşına sarılan insanlar vardı, öte yanda masa başında hesap yapan, hangi ilçede kaç blok dikileceğini, hangi arsaların nasıl değerlendirileceğini konuşan müteahhitler. İşte kapitalizmin gerçeği budur: bizim için yıkım, onların için kazançtır. Üstelik sadece inşaat değil, enkazın kendisi bile sermayeye dönüşmüştü. Hatırlayalım, yıkılan binalardan çıkan demir, beton hurdası ihalelere konu olmuştu. Molozlar kamyonlarla taşınıp zeytinliklere, meralara, ormanlık alanlara döküldü; asbestli, zehirli tozlar doğaya ve insanlara yayılmıştı. Depremzedeler için mezar olan o yıkıntılar, patronlar için yeni ihalelerin, yeni “temizlik projelerinin” kaynağına dönüşmüştü. İnsanların hatıralarıyla dolu ev eşyaları kamyonlara yüklenirken, şirketlerin banka hesaplarına milyonlar akmıştı.
Deprem bölgesine yardım ulaştırmakta geciken devlet, aynı yavaşlığı müteahhitlere göstermiş miydi? Hayır. İhaleler hızla açılmış, yeni projeler için öncelikler belirlenmişti. İnsanlar hâlâ konteynerde yaşarken, patronlar çoktan yeni konut projelerinin reklamlarını yapmaya başlamıştı. Bu bile tek başına sistemin kimler için işlediğini, kimin yaşayıp kimin ölüme terk edildiğini göstermeye yetiyor.
Bugün TÜİK’in açıkladığı her “büyüme” verisi aslında işçi sınıfının yoksulluğunun, sefaletinin, gözyaşının üzerine inşa edilmiş bir büyümeye işaret ediyor. Bizim için kriz; işsizlik, borç, yoksulluk, açlık. Onlar için kriz; fırsat, yeni krediler, yeni teşvikler demek. Bizim için deprem; ölüm, acı, enkaz. Onlar için deprem; rant, yeni ihaleler, büyüyen kasalar. TÜİK’in açıkladığı rakamlar kâğıt üzerinde “sektörde canlanma” olarak sunulurken, bu canlanmanın işçi sınıfına, yoksul halka faydası yoktur. Çünkü inşaat işçilerinin çalışma koşulları ağırlaşmakta, ücretler artmamakta, konut sahibi olmak halkın büyük kısmı için ulaşılmaz bir hayale dönüşmektedir.
O yüzden net söyleyelim: bu düzende bizlerin kurtuluşu yok. Bu düzen bize kriz, yıkım ve ölüm getirirken, patronlara büyüme, kârlılık ve fırsat getiriyor. O dev vinçler, göğe uzanan kuleler emekçiler için değil sermaye için yükseliyor. Bizim çocuklarımız barınacak bir ev bulamazken, onların çocukları gökdelenlerin en üst katından şehre bakıyor. Bize düşen artık bu tabloyu sineye çekmek değil, kapitalizmin enkazı altında ezilmemek için örgütlü mücadeleyi büyütmektir. Çünkü bu düzenin bize vereceği tek şey yıkım; bizim için tek yol ise bu düzeni yıkmaktır.
link: Mersin’den bir MT okuru, İnşaattaki Büyüme Neler Üzerinden Oldu?, 15 Ekim 2025, https://marksist.net/node/8618
ABD’de Faşist Tırmanış
Devlet Borçları Emekçilerin Yıkımı Pahasına Artıyor





