Kapitalist düzen özellikle ekonomik ve siyasi kriz dönemlerine girdiğinde, patronlar ve siyasi iktidarlar toplumu tercih ettikleri politikalara ikna etmek için çeşitli yöntemlere başvuruyor. Her sıkıştıklarında ihtiyaçlarını karşılayacak temel propaganda dönüp dolaşıp “beka sorunu” olarak karşımıza çıkıyor. Toplumda korku iklimi yaratıp, birtakım endişe ve kaygıları besliyor, gerçekleri çarpıtarak manipüle ediyorlar. “Savaş kapımıza dayandı”, “ülkenin güçlenmesini istemiyorlar”, “vatanımızı bölmek istiyorlar”, “doğalgaz, petrol bulduk”, “bizi kıskanıyorlar”, “ürettiğimiz silahlarla dünyaya kafa tutuyoruz”, “sınırlarımızın güvenliğini sağlamak zorundayız”, “şimdi birlik ve beraberlik içinde olmamız gerekiyor”... Liste uzayıp gidiyor. İçeriden ve dışarıdan “ülkemizi bölmek isteyenlere” karşı “seferberlik” ilan edilip, adeta “milli bir dava” yaratılıyor.
Burjuva siyasetçiler bunu kullanır da patronlar geri kalır mı? Fabrikalarında örgütlenen, sendikalaşan, greve giden işçileri itibarsızlaştırıp “beka sorununa” dâhil ediyorlar. Patronlar talep ediyor, iktidar işçinin anayasal hakkı olan grevleri, “milli güvenliği tehdit ettiği” için yasaklıyor! “Daha ne istiyorsunuz? Ülkede grev yaptırmıyor, yasaklıyoruz” diye patronlara sesleniyor yönetenler…
Egemenlerin kendi sınıf çıkarları için dayattığı beka sorununu bir tarafa bırakalım. Ya biz işçi ailelerinin beka sorunu? Beka kelimesi sözlükte, “sebat ve devam etmek, kesintiye uğramadan geleceğe doğru sürüp gitmek, kalıcılık, ölmezlik” anlamına geliyor. Bugün açlık sınırı altında kalmış asgari ücret, sefalet ücreti olan emekli aylıkları yaşamamızın kesintiye uğramadan devam etmesi için yeterli mi? Çocuklarımızın ulaşamadığı eğitim? Ya ailece yaşadığımız sağlık ve barınma sorunu? En temel ihtiyacımız olan beslenmemiz için almamız gereken gıdaları sadece market raflarında izlemek peki beka sorunu değil mi? İşsizlik ve gelecek kaygısı ile yaşamdan ümidini kesmiş çocuklarımızın varlığı, her gün işlenen kadın cinayetleri, çocuk işçilik ve çocuk işçi ölümleri, iş cinayetleri? Yaşam alanlarımızın yağmalanıp doğanın katledilmesi, bitmek bilmeyen ve hiçbir önlem alınmayan orman yangınları... Kısacası insana, doğaya, tüm canlılara savaş açmış bir sömürü düzeni içinde yaşıyoruz. Bizim sınıfsal olarak hayatımızı altüst eden, yaşadığımız sorunlarla ilgili hiçbir kaygısı, çözüm niyeti olmayan siyasi iktidarlar tarafından yönetiliyoruz. Onlarla aynı sınıfın insanı olmadığımızı, yaşam bize çok ağır bedeller yaşatarak gösteriyor.
Onların “beka sorunu” dedikleri, kendi düzenlerinin ve kendi sınıflarının devam etmesi için çözmesi gereken sorunlardan ibaret. Yarattıkları suni gündemlerle arkalarına yedeklenmemizi, onların çıkarlarını desteklememizi istiyorlar. Sınıfımızı kutuplaştırıp bizi birbirimize düşmanlaştırıyorlar. Bunun bedelini yine bizler, canımız, kanımız, yaşamımız, sevdiklerimizle ödüyoruz. Yaşadığımız tüm ekonomik ve toplumsal sorunları aşabilmek için tek çaremiz, örgütlü mücadelemiz. Ve bu bizim için artık bir zorunluluk. İşçi sınıfının asıl beka sorunu sömürü düzeni kapitalizmdir. Sadece siyasi iktidarı ve yönetenleri değiştirmek sınıfsal sorunlarımızı çözmeyecek, gerekli olan var olan bu sömürü düzeninden kurtulmak! İşçi sınıfının örgütlenerek yürüteceği uluslararası mücadele kapitalist sistemi yıkacak güçtedir. Sınıfımızın tarihi bunu bize gösteriyor. İşçiler ne kadar örgütlenip mücadele ettiyse, o kadar kazanmış; ne kadar örgütlülükten uzaklaşıp geri durmuşsa, karşılığında kaybetmiştir.
link: İstanbul’dan MT okuru bir emekli işçi, Ya İşçi Sınıfının Beka Sorunu?, 4 Ağustos 2025, https://marksist.net/node/8567
Texas’taki Sel Felâketi ve Burjuvazinin Umursamazlığı
“Her Şeyi Öğren, Hiçbir Şeyi Unutma”





