Navigation

Akdeniz’in Karanlık Sularında Umut Tekneleri

Savaştan ve sefaletten kaçarak yaşama tutunmaya çalışan yoksul emekçiler, umutlarıyla birlikte Akdeniz’in sularına gömülüyor. Kapitalist dünya düzeni ayakta kaldığı sürece emperyalist savaşlar, iç çatışmalar, canından ve yerinden yurdundan edilen milyonlar üretmeye devam edecek. Akdeniz’de çırpınarak can veren on binlerce insan da kapitalizmin kurbanları arasındadır.

Uzaklaşır küçük tekneler gecenin sessizliklerinde

Haiti kıyılarından, umutlarla…

Parlar gözleri Haitili kardeşlerin

Parlar kocaman, açlıkla.

Umutla bakar gözleri dalgaların ardında

Düşlerle dolu Amerika kıyılarına…

(Elif Çağlı, Eylül Günlüğü)

Uçsuz bucaksız bir denizin ortasında soğuk dalgaların arasında çırpınarak yaşam savaşı vermek; enerjini yitirirken, direnme gücün giderek tükenirken, açlıktan bilincin bulanmış, susuzluğa dayanamayıp ağzına aldığın bir yudum tuzlu deniz suyunu yutamamak; ağzın deniz tuzundan zehir gibi… Ekmeğini kazanacak bir iş, bomba ve mermilerle ölmeden yaşayabileceğin bir yer bile bulamadığın talihsiz yaşamının Akdeniz’in karanlık sularında sona ermesi…

Şubat ayı başında İtalya kıyılarına ulaşma umuduyla yola çıkan 300’den fazla mülteci işte böyle can verdi. Çoğunluğu Senegal, Mali, Gambia, Fildişi Sahilleri gibi Afrika ülkelerinden gelen mülteciler, iç çatışmalardan, işsizlikten, yoksulluktan, açlıktan, salgın hastalıklardan kurtulmak ve Avrupa’da mültecilik esareti altında bile olsa yine de daha “normal” bir hayata kavuşabilme umuduyla kaçıyorlardı doğdukları ülkeden. Libya kıyılarından İtalya kıyılarına ulaşabilmek için ölümü göze almışlardı. Onları göç yollarına düşüren acılı hayatları, yine acılar içerisinde sona erdi. Tıpkı 2000 yılından bu yana, son 15 yılda Akdeniz’de can veren 40 bin mülteci gibi. Bu gaddar düzenin karanlık sularına 300 can daha gömüldü.

Her biri yaklaşık 100 göçmen işçi taşıyan dört tekne, Kuzey Afrika kıyılarından denize açılmıştı. İki tekne fırtına yüzünden alabora oldu. Denizin ortasında, soğuk suyun içerisinde yüzlerce insan dört gün boyunca hayatta kalma savaşı verdi. Yaklaşık 200 kişiden sadece 9’u sağ kalabildi ve kurtarıldı. Diğerleri ölüme yenik düştü. İtalya’nın sahil güvenlik botu üçüncü teknede 76 kişiye ulaştı. Ancak bu 76 kişinin en az 29’u hipotermi (aşırı düşük vücut sıcaklığı) yüzünden ölmüştü. Dördüncü tekne ise hiç bulunamadı. O tekneyle birlikte kaybolanlar arasında 12 yaşında bir çocuk da var.

Yaşamları Akdeniz’de son bulan 300’den fazla yoksul ne ilk, ne de sondur. 2013 yılı Ekim ayında da yine Libya’dan İtalya’ya göçmen taşıyan bir gemi Lampedusa adası açıklarında batmış, 360’dan fazla yoksul emekçi can vermişti. Savaştan ve sefaletten kaçmaya çalışan yüzlerce yoksul mülteci işçinin kauçuk tekneler içerisinde, aç susuz dalgalarla boğuşurken can vermesi, bu zalim dünyanın ardı arkası kesilmeyen trajedilerindendir.

Uluslararası Göç Örgütü (International Organization for Migration) 2000 yılından bu yana Akdeniz’de hayatını kaybeden mülteci sayısının 40 bini aştığını belirtiyor. Avrupa Birliği’nin izlediği “Avrupa kalesi” politikası, yani Avrupa ülkelerini mülteciler için ulaşılmaz kılma politikası, yasadışı göçmen trafiğini ve Akdeniz’deki insan kaçakçılığını teşvik ediyor. Avrupa Birliği’nin mültecilerin gelişini zorlaştırmak için aldığı her önlem, insan kaçakçılarının daha riskli yöntemlerle işlerini sürdürmelerinden, Akdeniz’de daha tehlikeli rotalar izlemelerinden, dolayısıyla da mülteci ölümlerinin daha da artmasından başka bir işe yaramıyor. Mültecilerin tır kasalarında ya da konteynırlar içerisinde günlerce kilit altında yol almaları; açlıktan, susuzluktan ya da nefessiz kalmaktan can vermeleri de Akdeniz’deki trajedinin karada yaşanan versiyonlarıdır.

Avrupa Sınır Güvenliği Ajansı’nın (Frontex) Akdeniz’de, Avrupa’nın sınır güvenliğini sağlamak üzere yürürlüğe koyduğu Triton operasyonu, Akdeniz’de arama kurtarma odaklı bir çalışma yürütülmesine imkân vermiyor. Triton operasyonu İtalya kıyılarının 30 millik bir kıta sahanlığı içerisinde sınır kontrolüne odaklanıyor. Akdeniz’in ortasında mülteci taşıyan teknelerin ne durumda olduğuyla ilgilenmiyor.

Daha önce yürürlükte olan Mare Nostrum operasyonu, kısmen de olsa mültecilerin kurtarılmasıyla ilgiliydi. Akdeniz’de mülteci taşıyan seyir halindeki tekneler tespit ediliyor, bu tekneler Afrika kıyılarına geri dönmeye mecbur ediliyordu. İtalya’daki sağcı göçmen karşıtı çevreler, Mare Nostrum operasyonunun mülteciliği ve insan kaçakçılığını özendirdiğini, insan kaçakçılarının cezasız kaldığını ileri sürüyorlardı. Mare Nostrum operasyonuna diğer Avrupa ülkelerinden de yeterli destek verilmeyince uygulamanın ömrü bir yıl oldu.

Triton operasyonunun Mare Nostrum’a göre çok daha düşük maliyetli olması da tercih sebebidir. Bu tercihin Akdeniz’deki mülteci ölümlerini daha da arttıracağı ise önceden beri biliniyordu. Nitekim 2013 yılında Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmen sayısı 700 iken, 2014 yılında bu sayı 3 bini aştı. Diğer yollardan Avrupa’ya girmeye çalışan mültecilerden hayatını kaybedenlerin sayısının en az bin kişi olduğu, 2014 yılında Avrupa sınırlarını aşmaya çalışırken ölen toplam insan sayısının ise 4 bini aştığı hesaplanıyor.

Avrupa’ya göçü engellemek için sertleşen ve zalimleşen önlemler, sadece 2014 yılında sınırı geçmeye çalışırken ölenlerin sayısının 4 bini aşmış olması, mülteci akınını azaltmamıştır. Bilakis 2014 yılında Avrupa’ya kaçak girişler rekor düzeyde artmıştır. 2014’de 170 binden fazla göçmen İtalya, 40 binden fazlası da Yunanistan üzerinden Avrupa’ya kaçak giriş yapmıştır. Bu mültecilerin kimler olduğuna bakıldığında, mülteci sorununun asıl sorumluları ayan beyan ortaya çıkmaktadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) raporuna göre, Ortadoğu ve Afrika’nın çeşitli yerlerinde şiddetlenen savaşlarla birlikte 2014 yılının ilk altı ayında 5,5 milyon insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda bırakılmış. Bunlardan 1,4 milyonunun yaşadığı ülkenin sınırlarından dışarıya kaçarak mülteci olduğu, 4 milyon 100 bininin ise kendi ülkeleri içerisinde yer değiştirdiği raporlandı. 2014 yılında dünyadaki Suriyeli mülteci sayısı 3 milyonu aşarak, 2,7 milyon olan Afganistanlı mülteci sayısını geride bıraktı. Suriye ve Afganistan’ın ardından mültecilerin en fazla geldiği ülkeler; Somali (1,1 milyon), Sudan (670 bin), Güney Sudan (509 bin), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (493 bin), Myanmar (480 bin), Irak (426 bin) oldu.

Henüz raporlara yansımamış olmakla birlikte 2014 yılının ikinci yarısında da özellikle Irak ve Suriye’de mülteci sayısının hızla artmaya devam ettiğini biliyoruz. Bu rakamlar, UNHCR’nin yetki alanında olan, yani yerel hükümetlerin de onayı ile UNHCR’nin yardım kapsamına aldığı bölgelerdeki göçmen nüfusu kapsamaktadır. UNHCR’nin yetki alanındaki mülteci sayısı 2014 yılı ortası itibarıyla 13 milyona, ülke sınırları içinde göç etmek zorunda kaldıkları için UNHCR tarafından korunan ya da yardım kapsamına alınan insan sayısı ise 26 milyona ulaşmıştır.

2014 yılı itibarıyla, dünya ölçeğinde ne kadar insanın yaşadığı yeri terk etmek zorunda bırakıldığını gösteren rakamlar, ancak 2015 yılı Haziran ayında ortaya çıkacak. 2013 yılı sonu itibarıyla dünya ölçeğinde yerinden edilmiş halde hayatını sürdürmeye çalışan insan sayısı 51 milyon 200 bin olarak hesaplanmıştı. 2014’te bu rakamın rekor düzeyde arttığı açıktır. 2014 yılında sadece Ukrayna’da başlayan iç savaş yüzünden 980 bin kişi evlerini terk etti. 600 bin Ukrayna vatandaşı Rusya, Belarus, Moldova, Polonya, Macaristan ve Romanya’ya sığındı. NATO öncülüğündeki emperyalist müdahaleyle Libya’da Kaddafi’nin devrilmesinin ardından rakip silahlı güçler arasında kızışan iç savaş yüzünden yüz binlerce insan göçmen haline geldi.

Ortadoğu coğrafyasında küresel ve bölgesel emperyalist güçlerin, destek verdikleri, silahlandırdıkları yereldeki güçler üzerinden sürdürdükleri emperyalist hegemonya kavgası, yüz binlerce insanın canını aldı, milyonlarca insanı yerinden yurdundan etti. Zamanında Asya’yı ve Afrika’yı sömürgeleştirmiş olan Avrupalı emperyalist güçler, bugün de Ortadoğu ve Afrika’da halen devam etmekte olan emperyalist hegemonya kavgasının en önde gelen failleri arasındadır. AB’li emperyalist güçler, sebep oldukları sorunların hiçbirinin sorumluluğunu zerre kadar üstlenmiyorlar. Bilâkis tam bir utanmazlık içerisinde göçmen düşmanı politikalar izliyorlar. Emperyalist hesaplarla ateşe verdikleri ülkelerden kaçan insanların kendi sınırlarından geçmemesi için sıkı güvenlik tedbirleri alıyor, göç yollarındaki insanları ölüme sürüklüyorlar.

Savaştan ve sefaletten kaçarak yaşama tutunmaya çalışan yoksul emekçiler, umutlarıyla birlikte Akdeniz’in sularına gömülüyor. Kapitalist dünya düzeni ayakta kaldığı sürece emperyalist savaşlar, iç çatışmalar, canından ve yerinden yurdundan edilen milyonlar üretmeye devam edecek. Akdeniz’de çırpınarak can veren on binlerce insan da kapitalizmin kurbanları arasındadır.

Yalnızca gözleri durur orda

Koca koca

Bakar…

Bir böcek gözü değil

Bakar!

Karaya vuran balık gözü değil

Bakar durur

Koca koca, aç insan gözleri

Florida kıyılarının dev gibi apartmanlarında

Denize karşı balkonlarında

Sabah kahvelerini yudumlayanlara.

(Elif Çağlı, Eylül Günlüğü)