Navigation

Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
1 Mayıs... Burjuvaziyi yeryüzünden söküp atmak üzere insanlığın son kavgasına atılan proletaryanın, kızıl bayrağını göklere çıkardığı mücadele günü olan 1 Mayıs! Sömürüye, zulme, açlığa ve yoksulluğa karşı dünyanın her köşesinden birlik, dayanışma ve kardeşlik çağrılarının yükseldiği şanlı gün!

1 Mayıs... Burjuvaziyi yeryüzünden söküp atmak üzere insanlığın son kavgasına atılan proletaryanın, kızıl bayrağını göklere çıkardığı mücadele günü olan 1 Mayıs! Sömürüye, zulme, açlığa ve yoksulluğa karşı dünyanın her köşesinden birlik, dayanışma ve kardeşlik çağrılarının yükseldiği şanlı gün!


Yıl 1856... Avustralyalı işçiler, ağır çalışma koşulları ve uzun iş saatlerine karşı 8 saatlik işgünü talebiyle mücadeleye giriştiler. 21 Nisan günü gerçekleştirdikleri bir günlük iş bırakma eylemi, sonrasında bütün dünyanın işçilerini sarıp sarmalayacak bir yangının kıvılcımı oldu.


Avustralya’da başlayan bu mücadele, büyük işçi kitlelerini ateşlemiş, 8 saatlik işgünü istemi Avrupa ve Amerika işçilerinin de temel mücadele talebi olmuştu.


16-17 saatlere varan çalışma sürelerinin ve ağır yaşam koşullarının altında ezilen Amerikalı işçiler şöyle haykırıyorlardı: “8 saat çalışma, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse!” Mitingler ve grev dalgalarıyla sarsılan Amerika’da, 1886 yılının 1 Mayısı genel grev günü olarak kararlaştırıldı.


Yaklaşık yarım milyon işçinin katıldığı grev ve gösteriler, 1 Mayısı takip eden günlere de yayıldı.  3 Mayısta da devam eden gösterilere saldıran polis, 6 işçiyi katletti, onlarcasını yaraladı. Ertesi gün, katliamı protesto etmek ve taleplerini yinelemek isteyen kitleler, işçi önderlerinin çağrısıyla Haymarket Meydanı’nda büyük bir miting gerçekleştirmek için toplandılar.


Mitingin sonlarına doğru, polis işçilerin etrafını sarmaya başladı ve alanda bir bomba patlatıldı. Saldırıya geçen polis, kitlelere kurşunlar yağdırmaya başladı. 6 polisin, 10 işçinin öldüğü ve yüzlercesinin yaralandığı bu korkunç tezgâhtan işçi önderleri sorumlu tutuldu. İşçi sınıfına yönelik azgınca bir saldırıya geçen burjuvazi, 7 işçi önderini idama mahkûm etti. 3’ünün cezası hapis cezasına çevrildi, 4’ü idam edildi.


Burjuvazinin tüm saldırılarına rağmen işçi sınıfı, Avustralyalı ve Amerikalı sınıf kardeşlerinin yaktığı ateşi harlandırarak büyütmeye devam edecekti. 1889’da ise II. Enternasyonal 1 Mayıs’ı işçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günü, uluslararası gösteri günü olarak kabul etti.


Dünyanın her yanında işçiler, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta alanlara akarken, Türkiye’de işçiler ilk kitlesel 1 Mayıs’ı 1976’da DİSK öncülüğünde Taksim Meydanı’nda kutladı.


1977’de ise yaklaşık 500 bin işçinin katıldığı çok daha coşkulu ve kitlesel bir miting yapıldı. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasının sonlarına doğru alanda silah sesleri duyuldu. Burjuvazi, tıpkı 1886’da Amerika’da ve işçi sınıfı her ayağa kalktığında yaptığı gibi uğursuz rolünü oynuyordu.


Kanlı ‘77 1 Mayıs’ında, Türkiye’de yükselen sınıf hareketinin gidişatından korkan Türk burjuvazisinin giriştiği katliam sonucunda 37 sınıf kardeşimiz ölmüş, onlarcası yaralanmıştı. Burjuvazi işçi sınıfının sesini boğmaya çalışmıştı, ancak açlık ve yoksulluk altında inleyen işçi kitlelerinin haykırışlarının yeniden yükselmesini engelleyemeyecekti. Bu sömürü düzeni var oldukça, işçi sınıfı kavgasını vermeye devam edecekti.


“Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir.” 1 Mayıs,  proletaryanın onun amansız düşmanına, burjuvaziye karşı verdiği savaşın bir tohumudur. İşçi sınıfı, bu tohumu yeşertecek, kapitalizmi kökünden söküp atacak ve yerine sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya kuracak. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın Sosyalizm!