Navigation

Sorun Dış Güçler mi, Tek Adam mı?

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Son günlerde doların önlenemez yükselişinin faturasını “tek adam” yine dış güçlere kesti. 16 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ülkede ekonomi ne zaman kötüye gitse, ne zaman siyasal krizler yaşansa hemen dış güçlerden, faiz lobisinden bahsetmeye başlıyor.

Son günlerde doların önlenemez yükselişinin faturasını “tek adam” yine dış güçlere kesti. 16 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ülkede ekonomi ne zaman kötüye gitse, ne zaman siyasal krizler yaşansa hemen dış güçlerden, faiz lobisinden bahsetmeye başlıyor. Neredeyse tamamı AKP sermayesinin eline geçmiş medya organları 24 saat boyunca aynı dili kullanıp kitlelere gerçeklerden bahsetmek yerine AKP iktidarının, tepedeki tek adamın talimatları doğrultusunda yalan söylüyorlar. Tek eğlencesi veya lüksü televizyon olan işçi ve emekçilerin büyük bir kısmı, seyrettiklerinden, konuşulanlardan etkileniyor ve inanıyorlar.

“Eyy Avrupa” naraları atan, “gölge etme başka ihsan istemeyiz, bizim kimseye ihtiyacımız yok” gibi sözlerle böbürlenen iktidar, doların artışı üzerine geçen ay soluğu sermayenin merkezlerinden İngiltere’de almıştı. Londra’da sözde öğle yemeği formatında, mali sermaye fonlarının temsilcileri ile gizli bir toplantı yapıldı. Erdoğan’ın burada bu fonların temsilcilerine iktisat dersi vermeye kalkması büyük şaşkınlık yarattı. 24 Haziran seçimlerini kazanırsa ekonomiye daha çok müdahale edeceğini, hatta faizleri daha da aşağı çekeceğini söylemesi toplantıda soğuk duş etkisi yarattı. Daha sonra Bloomberg Tv’de yayınlanan programda vurgulu bir biçimde bu iddiasını savundu. Programın sunucusu herhalde bir dil sürçmesi diye düşünmüş olacak ki “Yani kazanılacak seçimden sonra Merkez Bankası ve para politikasında Başkanın etkisi daha mı fazla olacak” diye sordu ve Erdoğan da evet dedi. Finans kapital temsilcileri, Londra’daki toplantı sonrası yaptıkları açıklamalarda Erdoğan’ın anlattıkları karşısında şok olduklarını söylüyorlar. Böyle kırılgan bir dönemde Erdoğan’ın dünya piyasaları ile savaşa girmesi karşısında hayrete düştüklerini belirtiyorlar. Yöneticilerden birisi “içeride istediğiniz kadar iç düşman bulabilirsiniz ama finans piyasaları ile kavga isterseniz kaybedersiniz” hatırlatmasını yapmış. Diğer bir yönetici durumu kısa bir değerlendirmeyle özetlemiş: “Erdoğan bir kitle partisi lideri, bize de kitleye konuşuyormuş gibi konuştu ama biz sadece dinledik.”

Ancak uluslararası sermeye gruplarının temsilcilerinin kızması üzerine, aynı akşam yaptığı açıklamada “Türkiye Serbest Piyasa Ekonomisinin tüm kurallarına ve kurumlarını uygulayan bir ülke. Bugün olduğu gibi yeni yönetim sisteminde de para politikalarında küresel yönetişim ilkelerine bağlı kalacağız” dedi. Bir anlamda sözlerinden çark etmiş oldu. Erdoğan bir çuval inciri berbat etmiş olacak ki, Mayıs ayı sonu Ekonomi Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı yanlarına Erdoğan’ı almadan tekrar Londra’ya gittiler ve “güven tazelemeye” çalıştılar. Büyük bir ihtimalle dışarıda “ne istediniz de yapmadık” derken, içeride “dış güçler Reisi yemek” istiyor demagojisi ile oy toplamaya çalışacaklar. Ancak yalancı medya bunları haber yapmadı. Sanki her şey yolunda gitmiş gibi gazetelerinde “100 milyar dolar kredi kapıda, yatırımcılar sunduğumuz projelerden çok etkilendi” haberlerini verdi.

AKP iktidara geldiğinde Türkiye’nin borcu 100 milyar dolardı. Şu anda devletin ve devlet garantisi altındaki özel sektörün toplam borcu 450 milyar dolar.  Devlet bütçesi kimlere tahsis edildi? Başta mega projelerin gözdesi Cengiz, Kolin, Kalyon, Limak olmak üzere yandaş sermaye guruplarına. Ne yapmış bu şirketler? Yol, AVM, köprü, rezidans, toplu konut ve Erdoğan’ın sarayını. Kredi olarak alınan borçlar taşa toprağa gömülmüş kısacası. Bunu da vatandaşa ekonomik büyüme yalanı ile anlattılar yıllarca.

Mega projelerin gözdesi yandaş şirketler aldıkları devlet ihaleleri ile dünyada zirvedeler. 2002 yılında Kamu İhale Kanununda yapılan değişikliğin ardından neredeyse bütün kamu ihalelerini bu şirketler almış. AKP’nin yandaş şirketleri, Dünya Bankasının açıkladığı listede 1990-2017 yılları arasında tüm dünyada devletten en çok ihale alan firmalar arasında ilk sıraya yerleştiler. Limak, Cengiz ve Kolin şirketlerinin aldıkları ihalenin toplamı 150 milyar dolara yaklaştı. Dünya Bankasının listesinde yer alan Fransız Suez enerji şirketi, dünyanın 5 kıtasında iş yapıyor, 5 kıtada yaptığı işlerin toplamı 60 milyar dolar, buna karşılık Limak inşaatın yalnız Türkiye’de kamu ihalesi olarak alıp yaptığı iş 50 milyar dolar. Bu örnek AKP’nin yandaş şirketlerinin Türkiye’deki kamu ihalelerinden beslendikleri gerçeğini ortaya koyuyor.

Peki, Erdoğan’ın Londra’daki toplantıda öyle konuşmasının nedeni sadece yüksek egosu mu? Tabii ki bu etkenlerden birisi. Ancak esas etken AKP iktidarı ile semirmiş sermaye guruplarının faizlerin yükselmesi ile yıkıma uğraması endişesidir. Faiz artışının konut satışlarını azaltıp bu gurupları iflasa sürüklemesinden, AKP’nin dayandığı borç çarkını felce uğratmasından korkuluyor. AKP ekonomiyi sürekli borç kanallarını açık tutarak ayakta tutmaya çalışıyor. İşçilerin, emekçilerin gelirleri erise de kredi kartları, tüketici kredileri, konut kredileri ile ekonomi bir şekilde ayakta durdu. Faiz artışı emekçilerin Türkiye’nin ekonomik durumunu daha çıplak gözle görmesini sağlayacak. Sadece Erdoğan’ın seçim kararı almasından bugüne işçilerin gelirleri yüzde on yedi erimiş durumda. “Ekonomimiz iyi gidiyor, büyüyoruz” savları koca bir yalan. Eti, samanı, pirinci, bulguru hatta yediğimiz meyvenin, sebzenin tohumunu bile dışarıdan ithal ediyoruz. Neredeyse tamamen dışa bağımlı bir ülke olmuşuz. “Ben lafa değil icraata bakarım” diyorlardı, evet, iş yapıyorlar ama kendi yandaş sermayelerini semirtmek için…

İşçilerin, emekçilerin uluslararası parametreleri veya dünya ekonomisini bir iktisatçı gibi değerlendirmelerini bekleyemeyiz. İşçilerin anladıkları ekonomi, ellerine aybaşında geçen üç kuruşla ay sonunu getirmeye çalışmaları. Sonuçta oy verdikleri iktidara iyi niyetle ve saflıkla inanıyorlar. Yandaş gazeteler ve televizyonlar, iktidarla beraber insanları kandırıyorlar. Bizlere burada düşen görev AKP iktidarını işçilere anlayacakları şekilde teşhir etmektir. Yıllardan beri işçi ve emekçileri nasıl kandırdığını, kendi sermaye sınıfı haricinde kimseye faydasının olmadığını sürekli örneklendirmeliyiz. Evet, birileri büyüyor ama biz işçiler daha çok yoksullaşıyoruz. Aldığımız ücretler açlık sınırının altında, günü kurtarmak için geleceğimizi bankalara ipotek etmiş durumdayız.

AKP karşıtı kitlelerde nefret artmış, AKP’ye oy vermiş emekçilerde hoşnutsuzluk su yüzüne çıkmış durumda. Karşıtlık ve hoşnutsuzluk toplumda “bu sefer TAMAM” motivasyonu yaratmış, oluşan hava Erdoğan’ı ve AKP’yi tedirgin etmiştir. Maltepe’de düzenlenen 1 Mayıs mitingine katılan yüz binlerce işçi savaşa, ekonomik krize, OHAL’e, sömürülmeye ve insan yerine konulmamaya karşı öfkelerini ve taleplerini haykırmışlar, 1 Mayıs alanları işçilerle beraber toplumun AKP karşıtı kesimlerinin “artık yeter” dediği ortak bir platforma dönüşmüştür.

Bizim görevimiz, tek adam rejimine karşı işçilerin HAYIR’ını büyütmektir. Gelişen olumlu havanın mücadele hattımızı büyütecek bir hal almasını sağlayıp örgütlü mücadelemizi genişletmektir.