Navigation

Okurlarımızdan: Ekim Devrimine Selam Olsun!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Okurlarımız, işçi mahallelerinden, fabrikalardan, işyerlerinden ve okullarından Ekim Devrimi'nin 100.yılını selamlıyorlar.

Lenin’e

Ankara’dan bir işçi

 
 işte orada 
 az ilerde, kürsüde
 alnı geniş, sakallı
 çenesi hafif öne çıkık
 çekik gözlü,
 yumruğu sıkılı
 kendinden emin duran
 paltosu kızıl kurdeleli
 gür sesiyle haykıran
 
 işte orada 
 Lenin
 iktidarı sovyetlere veriyor
 toprağı köylüye
 yarenleri çepeçevre sarmış etrafını
 gururlanıyorlar 
 ve meydan okuyorlar burjuvaziye
 
 parıldıyor işçinin gözünde umut
 dinliyorlar önderlerini
 coşuyorlar
 bu ne cüret, bu ne heyecan
 şaşkın dünya 
 şaşkın dünyanın bütün çakalları
 
 ve Nazım Usta’nın dizeleri geliyor aklıma
 atıfta bulunuyor önderimize
 “bahar geldi çocuklar 
 çıkın kırlara 
 çiçeklenin çocuklar çiçeklenin
 güneş bütün varlığıyla tezahür etti
 güneşlenin çocuklar güneşlenin”
 Şan olsun 100. yılında Ekim Devrimine!
 Şan olsun onun izinde yürüyenlere!
 
 

Ekim Devrimi!

MT okuru bir sağlık işçisi

 Kanlı bir pazardı tohumları serpildi
 İşçinin, emekçinin kanlarıyla sulandı 
 Kollar sıvandı, yumruklar da sıkıldı
 Koca bir devrim adımları atıldı.
 
 Kadını çocuğuyla zulme dur demek için
 Bir yürüyüş başladı ezilmiş halklar ile 
 Canlar dişe takıldı, direnişler başladı
 O nasırlı ellerde özgürlükler taşındı. 
 
 Ekmek, barış, özgürlük direnişin adıydı
 Lenin’in öncülüğü, yoldaşların gücüydü
 Karanlıklara doğdu sosyalizmin güneşi
 Aydınlattı halkları, kapitalizmi yıktı.
 
 Büyük bir umut oldu dünyadaki halklara 
 İnsanlığın kalbine ektiği tohumlarla 
 Devrim ateşi yakıp kavurdu zalimleri 
 Işık oldu bizlere yüz yıllık tarihiyle.
 
 

Biz Yolumuzda Yürüyeceğiz

Gazi Mahallesi’nden MT okuru lise öğrencileri


Dünyada pek çok sorun var ve bunların hiçbiri basit sorunlar değil. Bu sorunları tek bir sınıf çözebilir, o da devrimci işçi sınıfıdır. Bu sorunların kaynağı olan kapitalizmi yıkmazsak eğer; savaş, işsizlik, yoksulluk, açlık, sömürü ve kadına yönelik şiddet asla son bulmayacak. Biz adaletin, eşitliğin, huzurun ve barışın olduğu bir dünya istiyoruz. 100 sene önce Rusya’da böyle bir dünyayı inşa etmek için çok büyük bir adım atıldı. Lenin ve Bolşevik Parti önderliğinde işçiler Ekim Devrimini yaptı. Bizler devrimi bütün dünyada yapmalıyız. Bizler tarihten ders alırsak ve daha bilinçli olursak, kapitalizmi tüm dünyada yok edip sosyalizmi kurabiliriz. Tabii ki bunun için mücadele etmemiz gerekir. Aynı Rusya’da işçilerin kapitalizme boyun eğmeyip savaştıkları gibi!

Ekim Devrimi bize güçlü olduğumuzu hatırlatıyor. İşçilerin kadınıyla erkeğiyle neler yapabileceğini gösterdi. Tabii biz bu yoldayken karşımıza yine zorluklar çıkacak, bizi durdurmak isteyenler olacak. Bize inanmayanlar ve bizi dinlemeyenler çıkacak. Ama Marx’ın da dediği gibi; sen yolunda yürü, bırak ne derlerse desinler!


Yolumuzu Açanlara Selam Olsun

Ankara'dan MT okuru bir işçi

100. yılında Ekim Devrimini hatırlamak işçi sınıfı açısından her zamankinden daha çok önem kazanmaktadır. Sınıflı toplumlar tarihinin en büyük olaylarından biri olan Ekim Devrimi, 20. yüzyılın tarihini değiştirmiştir.

Ekim Devrimi biz işçilere de eşsiz deneyimlerle dolu bir miras bıraktı. Bolşeviklerin sıkılı bir yumruk gibi yaşamlarımıza girip yüreğimizin en kıymetli yerinde taht kurmaları bizi hem onurlandırıyor, hem de gururlandırıyor. Bu yolda nice kadın, erkek, genç, yaşlı insan yaşamını yitirdi, büyük acılar ve çileler çekti. Onların tarihsel mirasını şeref ve onurumuzla savunuyoruz.

21. yüzyılın devrimcileri olarak, bu nehirden beslenen ve bizlere pırıl pırıl suyu içiren devrimci Marksist önderlere de şükran borçluyuz. Elif Çağlı, Mehmet Sinan ve yoldaşlarının izinde ve kızıl bayrakları altında mücadele etmenin gururunu yaşıyoruz.

Selam olsun tarihin yiğitlerine...


Öğretmenimiz Ekim Devrimi

Marksist Tutumcu öğretmenler


Marksist Tutumcu öğretmenler olarak insanlık tarihinin en büyük öğretmenlerinden biri olan Ekim Devriminin dersine girdik. Bu sefer sıralarda oturan bizdik. Kürsüde konuya son derece hâkim olan öğretmenimiz, Ekim Devrimi, derse günümüzden başlayarak giriş yaptı ve aynen şöyle dedi:

Krizin her geçen gün derinleştiği, emperyalist savaş yüzünden kitleler halinde insanların katledildiği, dünyanın birçok bölgesinde açlık, hastalık, denizlerde imdat çığlıklarının yükseldiği, kitlelerin milliyetçi ve otoriter liderlerce faşizmin kıskacına çekilmeye çalışıldığı bir zamanda yaşamaktasınız.

Burjuva siyasetinin ikiyüzlü yapısı gereği, kapitalist düzende dostlar aniden düşman, düşmanlar birden bire dost olabiliyor. Bolluk yaşanması gereken bir çağda hemen hemen her gün sefalet görüntüleriyle karşılaşıyorsunuz. Topluma burjuva ahlâkın dayatıldığı bu zaman diliminde tecavüzler, ihanetler, sahte, ruhsuz ilişkiler hâkim…

Basiretsiz, kifayetsiz muhterislerin toplum yönetiminde önemli mevkilere geldiği; talan, rüşvet ve emek sömürüsüyle zenginleşen asalak patronların tüm zenginliklerinizi gasp ettiği; bilimin ve bilcümle üretim araçlarının savaş, kâr, para, iktidar ve her türlü gericilik için kullanıldığı çürümüş bir kapitalizmin emperyalist yozluğunda yaşamaktasınız.

Peki, bu duruma kim, kimler dur diyebilir? Kimler bu cendereden insanlığı kurtarabilir? Meselâ yaşanan bu insafsız kanlı savaşı hangi güç durdurabilir? İnsanlığı bu zalim egemenlerin elinden hangi yöntemle kimler alabilir? Tarihte var mıdır ki örneği? Vardır.

Herkes şahittir. İşçi sınıfı tarihi şahittir. Dost ve düşman şahittir. Ağır, çelik, kara toplarıyla Avrora şahittir.

Saltanatının sonsuza kadar süreceğini düşünen ve bunu hiç utanmadan söyleyen Çariçe Aleksandra Fyodorovna şahittir.

İşçileri 9 Ocak 1905’te çok güvendiği Çar’a yakarışa götüren ve işçilerin eline sözümona Çar babanın ikonlarını tutuşturan ve o Kanlı Pazar gününde Çar’ın kurşunlarından kaçarak kurtulan Papaz Gapon şahittir.

Karşısında toplanan Kürt ve Türk halklarının Erzincan Sovyeti Temsilcilerine işçi devriminin dünyadaki ve bölgedeki etkilerini anlattıktan sonra, “Türkler, Kürtler ve Ermeniler kardeştir. Bizi birbirimize kırdıranlar emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileridir. Biz çektiğimiz acıları unutuyoruz ve barışa elimizi uzatıyoruz. Bütün  Kürt, Ermeni ve Türk rençperleri ve ameleleri birleşerek kendi şuramızı kuralım. Bizim Sultanlara ihtiyacımız yoktur. Rus amelesi zalim Çar’ı devirerek kendi hükümetlerini kurdular, biz de birleşerek kendi hükümetimizi kuralım. Lenin ve ordusu bizi destekliyor” diye seslenen Ermeni temsilcisi Muradof Paşa şahittir.

1904 ve 1905 yıllarında Japon denizinde savaştan yana zerre kadar çıkarları olmayan ama militarist Meiji iktidarının ve zalim Rus Çarı’nın doymak bilmez hırslarının kurbanı olarak birbirini boğazlayan zavallı Japon ve Rus asker çocuklar şahittir.

1914’te patlak veren Birinci Dünya Savaşında ölen milyonlar şahittir.

1917 8 Martında Dünya Emekçi Kadınlar gününde, Petrograd sokaklarında, ellerinde kızıl bayraklarıyla “Ekmek”  diye başladıkları günden “Kahrolsun Otokrasi”yle çıkan Rus işçi sınıfının kadınları şahittir.

Şubat devriminde Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler burjuvaziye güvenip iktidarı teslim etmekteyken “Tüm İktidar Sovyetlere” diye bağıran Bolşevikler şahittir.

Ekim 1917’den sonra üretim araçlarına sahip olan işçiler şahittir.

Ekim 1917’den sonra topraklara el koyan köylüler şahittir.

Ekim 1917’den sonra kendi kaderleri için söz hakkı kazanan uluslar şahittir.

Ekim 1917’den sonra savaşı, o kahrolası savaşı artık sürdüremeyen zalim, egemen emperyalistler şahittir.

Ekim 1917’den sonra eşitlik ve kurtuluş yolunda dev adımlar atan kadınlar şahittir.

Ve o ki devrimin lideri, “bana bir devrimciler örgütü verin, Rusya’yı altüst ederim” diyen ve o örgütü bizzat inşa eden Lenin şahittir ki;

BU DÜNYADA

AYAKLAR

BAŞ OLDU!


Mücadelenin Halkası Olalım

Esenyurt’tan bir mağaza işçisi

“Bir sakallı varmış orda, başa geçmiş. Başa geçer geçmez de, savaş bitecek demiş. Ve savaş da bitmiş işte… Başka işler de görmüş o sakallı: ‘bundan böyle zengin de yok, fakir de…’ demiş. Herkes birmiş Rusya’da… Bütün tımar ve hasları alıp bölüştürmüş, saraylardan dışarı dehlemiş bütün prenslerle paşaları.” Benden Selam Söyle Anadolu’ya romanında, Anadolu’da savaşmaktan bitap düşmüş bir asker söylüyordu bunları sevinç içerisinde.

Bundan yüz yıl önce Rusya’da zalim despotik Çarlık yıkılmış ve ardından da sadece 8 ay içinde işçi sınıfı iktidarı almıştı. İşçi sınıfını Lenin önderliğinde iktidara taşıyan Bolşevikler, emperyalist savaştan çekilmiş, bu savaşın işçi sınıfının savaşı olmadığını tüm dünyaya ilan etmişlerdi.

Lenin’e göre “Devrimler olmaksızın sözde demokratik bir barış, darkafalı bir ütopyadan başka bir şey değildir…” Yine Lenin “Kapitalist sömürü ve cinayet dünyasının karşısına, proleter barış ve halkların birliği dünyasının yığınlarını çıkartınız” demişti.

Rusya’da işçi sınıfı için savaş sona ermiş, bu topraklarda yaşayan halklar kendi geleceğini tayin hakkını ellerine almıştı. Özel mülkiyet ortadan kaldırılmıştı, üretimi ne kadar yapacaklarına artık işçiler kurdukları sovvetlerde karar veriyordu. İşçi sınıfı tarihin akışını nasıl değiştirdiğini ortaya koymuştu.                                 

Egemen sınıflar telaş içindelerdi. Kızıl fırtına, dünyada zamanın ruhunu değiştirmişti ve egemenleri kendi iktidarlarının işçiler tarafından alaşağı edilme korkusu sarmıştı. Onlar kendi ülkelerinin işçilerini yıllardan beri kandırmış ve fakirlik, yokluk içinde yaşamalarını sağlamış, kendi savaşları için milyonlarca insanın ölmesine neden olmuşlardı.

Bugün de dünyamız 100 yıl öncesinden farklı değil. Hatta fazlası var eksiği yok. Burjuvazi kendi çıkarları temelinde insanlığı yok oluşa sürüklüyor ve işçi sınıfını kandırıyor. Ortadoğu’da savaş olanca hızıyla sürüyor, Asya-Pasifik’te sıcak savaşın başlamasına ramak kalmış durumda. Ortadoğu’daki savaştan kaçan binlerce insan yollarda denizlerde boğularak ölüyor. Açlık ve yoksulluk giderek artıyor, tüm dünyada ülkeler bütçelerini silahlanmaya ayırıyorlar, devletler birbirlerini nükleer silahlarla tehdit ediyorlar, Avrupa’nın göbeğinde bombalar patlıyor; çevre sorunu büyüyor, işsizlik artıyor, faşizm-ırkçılık tüm dünyada yükseliyor, otoriter rejimler yayılıyor.

Dünyayı kapitalist sistem bu hale getirmiştir. Ya bu sistemi tümden ortadan kaldıracağız ya da bu sistem dünyanın ve insanlığın yok oluşuna neden olacaktır. Biz işçi sınıfının öncüleri Ekim Devrimini, Lenin’i, Bolşevizmi çok iyi kavrayacağız. Gerekli dersleri tekrar tekrar çıkartıp işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin halkaları olacağız. İşte o zaman yeni Ekimler bu halkalar sayesinde tüm dünyayı saracak.

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!


Selam Olsun Yolumuza Işık Tutanlara!

İstanbul’dan MT okuru öğrenciler

“sen sen ol korkma karanlıktan

dik ışık çekirdeklerini

çünkü en berrak sular bile

en yağlı çamurlarla gelir”

“bil ki dünyayı sarsan sıçramalar

birikmiş şuurlarla gelir”

Atilla İlhan’ın da şiirinde anlattığı gibi, karşıtıyla yüklüdür her şey. Tartışılmaz zannedilen mükemmellikler, içinde saklar kusurları… Berrak sular bile yağlı çamurlardan kopup gelir. Yanlışlar ve doğrular, gerçekler ve yalanlar var eder birbirini. Ve elbet aydınlık da karanlığın içinden doğup çıkagelecektir, korkmayıp ışık çekirdeklerini ekenler var olduğu sürece!

İçinden geçtiğimiz süreci sadece bugünden bakarak değerlendiremeyiz. Eğer böyle bir yanlışı yaparsak hiçbir zaman aydınlığa çıkılacağına ihtimal verilmeyen kör bir karanlık görürüz. Evet, gerçekten de bugün dünyada kapitalizmin karanlığı hüküm sürüyor. Göz bebeklerimizi kanatan bir karanlık! Savaşlarda yerle bir olan kentler, göç yollarında kıyıya vuran çocuk bedenleri, açlık, sefalet, şiddet, baskı, nefret, karamsarlık, umutsuz kitleler, alabildiğine çürümüşlük… Ancak içinden geçtiğimiz bu karanlık süreç dünyada ilk kez yaşanmıyor. Tarih boyunca nice bitmez zannedilen karanlık süreçler olmuş ve hepsi de sonlanmıştır. Tıpkı Rusya’da 1917’de olduğu gibi…

Büyük baskılara rağmen başta Lenin olmak üzere Bolşeviklerin uzun yıllar boyunca yürüttüğü sabırlı çalışmalar, nihayet meyvesini vermişti. Rus işçi sınıfı 1917’de yani tam 100 yıl önce, Bolşeviklerin önderliğinde bir devrim gerçekleştirerek iktidarı ele geçirdi. Hem de savaşın, yoksulluğun, ölümün hüküm sürdüğü Çarlık Rusya’sında! Halklar hapishanesi olarak anılan Çarlık Rusya’sında! 100 yıl önce yakılan bu ateş sadece o günleri aydınlığa çıkarmakla kalmadı, bugün bizlere ışık tutmaya devam ediyor. Lenin önderliğindeki Bolşeviklerin sabırla ve inatla sürdürdükleri mücadele, zor dönemlerde aldıkları tutumlar bu gün bizlerin nasıl mücadele edeceği konusunda yol gösterici olmaya devam ediyor.

Bizler, tarih bilinci edinmeye çalışan gençleriz, Marksist Tutum okurlarıyız! İnanıyoruz ki karanlık aydınlığa dönecektir. Ancak günü kendiliğindenliğe terk etmek yok! Yüreğimizde ve bilincimizde kuşku ve korkuya yer yok! Koşulları ve ona uygun görevleri kavrayıp yerine getirirsek ışık çekirdeklerini ekebiliriz. Şairin dediği gibi, dünyayı sarsan büyük sıçramalar birikmiş şuurlarla gelir. Bizler de şanlı Ekim Devriminin tüm derslerini bilincimize nakşedip sınıfımızın içerisinde sabırla ve inatla mücadele etmeye devam edeceğiz. Geçmişin deneyimlerini pusula edinip, yüzyıllardır hayal edilen ve uğruna mücadele edilen o yaşanılası dünyayı var etmek için canla başla çalışacağız. Selam olsun bir asırlık ezgiye, selam olsun şanlı Ekim Devrimine! Ve yeni Ekimlere…


Ekim Devrimi Sınıf Devrimcilerine Yol Gösteriyor!

Kocaeli’den metal işçileri

Tarihte çok önemli ve belirleyici dönemeç noktaları vardır. İşte 1917 Ekim Devrimi de işçi sınıfının sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurma mücadelesinde böyle bir dönemeç noktasıdır ve çok önemli bir kazanımdır. Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. İşçi sınıfının can yakan sorunlarına devrimci tarzda çözümler getiren, Lenin önderliğinde Bolşevik Parti oldu. Böyle bir önderlikle tarihte ilk defa horlanan ve sömürülen kitleler siyasal iktidarı ele almış ve sömürüyü ortadan kaldırmaya girişmişti. İşçi sınıfı hem üreten hem de yöneten olmuştu.

Despotik Rus Çarlığı, ezilen ve sömürülen işçi-emekçi halka türlü türlü acılar yaşatmıştı. Açlık, yoksulluk ve emperyalist savaş kısırdöngüsü içinde kitleler bunalırken, egemen despotlar saraylarında sefahat içinde yaşıyorlardı. Sınıf devrimcileri olan Bolşevikler, en karanlık dönemlerde bile sınıfın devrimci gücüne inanarak bitmek bilmeyen bir sabır ve inatla işçi sınıfının can yakıcı sorunlarının çözümünü, devrime, kurtuluşa giden yolu göstermişti.

Kapitalizm çürüdü, miadını çoktan doldurdu. Bu çürümenin sonucunda ise kapitalizmin krizlerinin derinleştiği, emperyalist savaşın kızıştığı, milyonlarca insanın yerinden yurdundan göç ettirildiği, açlığın ve yoksulluğun arttığı karanlık bir dönemden geçiyoruz. Egemenler işçi-emekçi halkların örgütlü isyanından korktuğundan otoriter ve baskıcı burjuva yönetimleri işbaşına getiriyorlar. Baskı ve korku iklimi hâkim kılınmaya çalışılıyor. Ama korkunun ecele faydası yok! Kapitalizm insanlığa gelecek vaat etmiyor, vaat ettiği tek şey çürüme, açlık ve ölüm. Bu nedenle dünyanın çeşitli emperyalist ülkelerinde kapitalizme karşı öfke mayalanıyor.

Aradan bir asır geçmesine rağmen Ekim Devrimi bizlere ışık tutmaya devam ediyor. Kapitalizm kitlelere umutsuzluk, karamsarlık ve çıkışsızlık pompalıyor. Oysa umutsuzluğa yer yok, karamsarlığa yer yok! Lenin de inatla Marksist fikirlerin takipçisi olmuş ve sosyalist mücadeleyi sekteye uğratacak, yoldan saptıracak siyasal düşünce ve eğilimlere prim vermemiştir. Biz sınıf devrimcileri insanın insanı sömürmediği, sınırların ve sınıfların olmadığı, savaşların olmadığı, insanca yaşayabileceğimiz bir dünya istiyoruz. Böylesi bir dünya mümkün. Kapitalizmi alaşağı edecek kudret devrimci işçi sınıfının ellerinde yükselecektir. Kapitalizmin üzerine karabasan gibi çöken korkulu rüyası budur! Kapitalizm er ya da geç tarihin çöp sepetine gidecek.


Ekim Devrimini 100. Yılında Coşkuyla Selamlıyoruz

Esenyurt’tan bir grup kadın tekstil işçisi

Bizler tekstilde çalışan kadın işçiler olarak Ekim Devriminin 100. yılını coşkuyla selamlıyoruz. Bizler ancak bilinçli ve örgütlü işçiler olduktan sonra Ekim Devriminin önemini ve tarihini öğrendik. Bugün tek adam-tek parti rejiminin dayatıldığı, baskıların alabildiğine arttığı bir süreçten geçmekteyiz. Fakat tarih gösteriyor ki örgütlü işçiler asla karamsarlığa düşmezler. İşçiler 100 yıl önce Çarlığı yıkarak kendi iktidarlarını kurdular. Birinci Dünya Savaşında milyonlarca insan kapitalistlerin çıkarları uğruna öldü. Tüm olumsuzluklara rağmen işçiler mücadele etmekten geri durmadılar. Askerler savaşı bırakıp işçilerin yanında saf tuttular.

Kapitalistlere korku salan işçi devrimi savaşı durdurdu. Ekim Devrimini hayata geçiren Rus işçileri de bizim gibi işçilerdi. Aslında işçiler örgütlendiklerinde çok büyük bir güç oluyorlar. Ekim Devrimi bunun büyük bir örneğidir. İşçiler kendi tarihlerini yeni öğrenmeye başladığında, işçilerin yaptığı devrim hayal gibi geliyor. Biz de yeni öğrenmeye başladığımızda hayal gibi geliyordu. Fakat devrimci mücadeleyi hayatımızın her alanında hissetmeye başlayınca bu düşünceler kaybolup gidiyor. Biz işçiler umudumuzu günden güne yeşertmeliyiz. Ekim Devriminden aldığımız inançla, azimle, kararlılıkla mücadele ediyoruz.  Kapitalizmi tarihin çöp sepetine atacak olan işçi sınıfının örgütlü gücüdür. İyi ki devrimci mücadeleyle tanışmışız. Biz kadın işçiler mücadelede en önde olmalıyız. Çocuklarımıza onurlu bir yaşam bırakmak bizlerin boynunun borcudur. Kız çocuklarının daha özgür yaşayacağı ve erkek egemenliğinin olmadığı bir dünya bırakmak bizlerin elinde. Yaşasın Ekim Devrimi!


Ekim Devriminin Işığı Yolumuzu Aydınlatmaya Devam Ediyor!

Esenyurt’tan bir grup metal işçisi


1990’lı yıllarda sosyalizmin çöktüğü ve kapitalizmin zafer kazandığı ilan edildi. Artık savaşlar olmayacaktı. Dünyaya barış gelmişti. Ekonomik krizler olmayacaktı. İnsanların bütün temel sorunları çözülecekti. Kimse işsiz kalmayacak, herkesin barınacak bir yeri olacak, açlıktan kimse ölmeyecek, çıkarılan iklim yasaları vs. ile doğa korunacaktı… Kapitalizmin egemenlik kurmadığı, kapitalist ilişkilerin girmediği bir karış toprak kalmamıştı artık. Kapitalizm tam anlamıyla küresel bir sistem olmuştu ve güya insanlığın tüm sorunları çözülecekti. Burjuva ideologlar ve burjuva medya kitlelere bunları empoze ediyordu.

Ve yıl 2017. Şu an dünyaya baktığımızda gördüğümüz tablo hiç de anlatılanlara benzemiyor. Artık savaş olmayacak demişlerdi fakat her gün biraz daha büyüyen Ortadoğu eksenli emperyalist paylaşım savaşı binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın yaşadığı toprakları terk edip gelecek umuduyla göç yollarında ölüm-kalım mücadelesi vermesine yol açtı. Her gün binlerce insan bir parça yiyecek, bir yudum su bulamadığı için açlıktan ölüyor. Her geçen gün işsizler ordusuna binlerce insan katılıyor ve her gün sokakta yaşamaya mahkûm edilen insan sayısı artıyor. Milyonlarca insan açlığa, yoksulluğa mahkûm edilirken, çalışanların ücretleri düşürülüp çalışma saatleri uzatılırken, işçi-emekçilerin kazanılmış hakları dünyanın her yerinde saldırıya uğrarken, dünyayı yaşanmaz hale getirenler, sermaye sahipleri dolarlarına dolar katmaya, kârlarını artırmaya devam ediyorlar. Tüm insanlık artık refaha kavuşacak demişlerdi! Milyonlarca insanın gözünün içine baka baka yalan söylemişlerdi, yalan söylemeye de devam ediyorlar.

Kapitalizmin içine sürüklendiği sistem krizi tüm insanlığı yok oluşa sürüklerken, emperyalist hiyerarşideki hegemonya krizi savaşın daha da derinleşeceğini gösteriyor. Dünyada otoriter ve baskıcı rejimler iktidar olurken, insanlığı çürümüş kapitalist düzene mahkûm etmek istiyorlar. Burjuva ideologlar, yazarlar, siyasetçiler istedikleri kadar allayıp pullayıp kapitalizmin insanlık tarihinin en iyi sistemi olduğunu söylese de, insanlığın büyük bir çoğunluğu yaşadığı hayattan rahatsız ve bir şeylerin değişmesini istiyor. Kapitalizmin yarattığı toplumsal çelişkiler her gün biraz daha derinleşirken, toplumun büyük bir kısmında öfke de büyüyor. Özellikle genç işçi-emekçiler arasında kapitalist ideologların öldü dedikleri sosyalist, devrimci, Marksist fikirlere yönelim eskisine göre daha fazla artıyor. Dünyanın birçok yerinde kitleler sokaklara çıkıyor, saldırılar karşısında grevlerle, direnişlerle sistemin yarattığı olumsuzluklara karşı mücadele ediyor. Sistemin yaratmış olduğu krizin faturasını ödemeyeceğini haykırıyor.

Yüzyıl önce de sistem kriz içindeydi. Krizden çıkmak ve dünyayı yeniden paylaşmak için emperyalist devletler milyonlarca insanın ölmesine, milyonlarcasının sakat kalmasına neden olan bir paylaşım savaşına tutuşmuşlardı. 1914 yılında başlayan savaş, 1917 Ekim Devriminden sonra son bulmak zorunda kaldı. Zorunda kaldı çünkü burjuvaların, kapitalistlerin hiç beklemedikleri bir zamanda Rusya gibi Çarlıkla yönetilen geri bir ülkede işçiler kendi iktidarlarını kurmuşlardı. Kendi ülkelerinde de işçilerin ayaklanmasından ve iktidarı ele almasından korkan burjuvalar savaşa son vermek zorunda kaldılar. Öyle ya, ayaktakımı olarak gördükleri, köle gibi çalıştırdıkları işçiler nasıl iktidar olurdu? Evet, işçiler Lenin önderliğinde kurulan Bolşevik Partide örgütlenip sovyetlere dayanan kendi iktidarlarını kurdular. Sistemin yarattığı ve derinleştirdiği toplumsal çelişkilerin kitlelerde yarattığı hoşnutsuzluk devrime dönüştü. Bolşevikler tarafından doğru zamanda sabırla, azimle ve karalılıkla örgütlenen işçi-emekçi kitlelerin öfkesi, Rusya’da işçi sınıfının iktidarıyla sonuçlandı. İşçilerin iktidara gelmesiyle savaş durdurulmuş, ezilen halklara özgürlüğü verilmiş, egemen sınıfların kendi aralarında yaptıkları gizli antlaşmalar ifşa edilmiş, topraksız köylülere toprak dağıtılmış, işyeri komiteleri aracılığıyla işçiler hem üretmeye hem de yönetmeye başlamıştır. Üreten biziz, yöneten de biz olacağız diyerek kendi iktidar organlarını yaratmışlardır.

Bugün içinden geçtiğimiz dönemde toplumsal çelişkiler yüzyıl öncesine göre çok daha artmış durumda. Kapitalizm insanlığa iyi bir gelecek umudu vermiyor. Savaş, ölüm, açlık, yoksulluk, sefalet, baskılar, şiddet, işsizlik, umutsuzluk vs. dışında insanlara hiçbir şey vaat etmiyor. İnsanca bir yaşam için, insanlığın geleceği için tek çözüm kapitalist sistemin tüm kurumlarıyla birlikte yıkılıp tarihin çöp sepetine atılmasıdır. Nasıl mı? Dönüp tarihimize, geçmişimize bakarak, Ekim’den dersler çıkartarak, oradan almamız gereken deneyimleri alarak ve yolumuza devam ederek.

Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurma yolunda önemli deneyimlerle dolu olan Ekim Devrimi, işçi iktidarı, sosyalist ve komünist toplum mücadelesi için tarihsel bir kilometre taşıdır. Ve insanlığın geleceği için devrimci mücadele bir zorunluluktur. Geleceğin toplumu için mücadele edenler, kendi sınıf tarihinden ve deneyimlerinden yararlanarak yol almak istiyorsa, bugüne yüzyıl öncesinden ışığını ulaştıran Ekim Devrimine ve ona öncülük eden Bolşeviklerin mücadele deneyimlerine sahip çıkmalı, bu deneyimlerin ışığında yol almalı, kitleleri devrimci mücadeleye çekebilmelidir.  

Şanlı Ekim Devrimi 100. Yılında Işık Saçıyor

Kocaeli’den bir kadın metal işçisi

Tarihte hangi mücadele kolay ulaştı zafere? Bundan 100 yıl önce bütün zorluklara rağmen zafere ulaşan Ekim Devrimi, bugün hâlâ bizim yüreğimize umut, burjuvazinin yüreğine korku salıyor. Tarihte ilk defa işçiler örgütlenerek iktidarı ellerine aldılar. Yirminci yüzyılın başında tüm dünya savaşla sarsılıyordu. O savaşın ortasında kapitalistlerin yıkılmaz denilen kan ve zulüm iktidarının bir halkası zincirinden koparılmış, parçalanmıştı. Tarihin gidişatı değişmiş, işçi sınıfı gücünü göstermişti. Ekim Devrimi bizlere büyük bir miras bıraktı.

Ekim Devrimi insanlığa gösterdi ki yeni bir dünya kurmak mümkündür ve bunun temelleri mevcuttur. Önemli olan sınıf bilinçli işçilerin bu temelin üzerine sağlam bir bina örebilmesidir. İnsanın insanı sömürmediği bir dünyadır özlemimiz. Elbette ki işimiz çok kolay değil ama zaten hünerimiz de burada ortaya çıkmalıdır. Ne diyordu işçi sınıfının şairi Nazım Hikmet;

“Yapıcılar türkü söylüyor

Yapı türkü söyler gibi yapılmıyor ama

Bu iş biraz daha zor

Zor ama

Yapı yükseliyor, yükseliyor”

Ekim Devrimi insanlığın kurtuluşunun işçi sınıfının ellerinde olduğunu kanıtlamış şanlı bir zaferdir. Zamanın koşullarını düşünecek olursak bugünkü şartlara göre belki de daha zordu mücadele. Çünkü yaşanan her şey ilk kez tecrübe ediliyordu. Biz yeni kuşak işçiler o kıymetli deneyimleri derinden kavramaya çalışmalıyız. Bugün Üçüncü Dünya Savaşı yanı başımızda sürüyor, başımızdan geçecek felâketleri bizlere gösteriyor. Yeni Ekim Devrimlerinin mayalandığı süreçler de yine başlamış bulunuyor. Yani tarih bizi göreve çağırıyor. İnsanlığı, doğayı, dünyayı yok olmaktan kurtarmak, üreten, var eden biz işçilerin ellerindedir. Yeter ki geçmişimize sahip çıkıp onun ışığında ilerleyelim.

Ekim Devrimi 100. Yılında İşçi Sınıfına Umut Olmaya Devam Ediyor!

Kocaeli’den MT okuru bir işçi

Ekim devrimi bu yıl 100. yılını geride bırakıyor. Bundan 100 yıl önce işçi sınıfı neleri başarabildiğini dosta düşmana gösterdi. Bu devrim işçi sınıfının tarihteki en büyük zaferidir. Bolşeviklerin önderliğinde işçiler, sovyetlerde örgütlenerek iktidarı ellerine aldılar. Bu devrim biz işçiler için muazzam dersler içeriyor. O gün olduğu gibi bugün de işçi sınıfına ışık tutuyor.

Bugün kapitalizmin dizginsiz sömürü çarkları işçileri sefalete, açlığa ve iş cinayetlerine sürüklüyor. Uzayıp giden iş saatleri, emperyalist paylaşım savaşları, göçe maruz kalan milyonlarca mültecinin durumu kapitalizmin yarattığı sorunlardan sadece bazılarıdır. Bir yanda muazzam bir zenginlik birikirken bir yandan da yoksulluk alıp başını gitmiş durumda. Dünyanın dört bir yanında yükselen faşizm ve ırkçılık, her geçen gün artan savaş çığırtkanlığı, yaşanılası dünyamızı yaşanılmaz hale getirmiş durumda. Durum şimdilik iç karartıcı görünse de bu böyle devam edecek diye bir şey yok!

Nitekim bundan 100 yıl önce de durum bundan çok farklı değildi. Emperyalist savaş, ağır yaşam koşulları ve daha nice sorun o günlerde de vardı. Savaşı ve sömürüyü kabul etmeyen Rusya işçi sınıfı, Lenin ve Bolşevik Parti önderliğinde 1917 Ekiminde devrimi gerçekleştirerek savaşa ve sömürüye son vermişlerdi. Bu devrim bizler için bu yüzden büyük öneme sahiptir. Devrim özlemiyle mücadele edenlere, bu yolda ilerleyen biz işçi sınıfına yeni Ekim Devrimleri uzak değildir. Kapitalizme ve sömürüye karşı 2000’li yıllardan başlayıp günümüze kadar dünyanın farklı yerlerinde patlak veren isyanlar bunun göstergesidir. Dünyanın dört bir yanında kapitalizme ve sömürüye karşı hoşnutsuzluk giderek artıyor. Sömüren ve sömürülen sınıflar olduğu sürece de bu hoşnutsuzluk böyle devam edecek. Ama bu hoşnutsuzluk kendiliğinden insanlığın başındaki kapitalizm denen bu beladan kurtaramaz bizi. Ekim Devrimi ve ondan önceki sınıf mücadeleleri bize gösteriyor ki örgütlü olan ayakta kalır. Bu yüzden bundan 100 yıl önceki örgütlü işçilerin izlerini sürmeliyiz ve deneyimlerinden dersler çıkartıp yolumuza devam etmeliyiz. Selam olsun Ekim Devrimini yaratanlara! Selam olsun yeni Ekimleri yaratacaklara! Bu uğurda mücadeleyi örgütlemeye devam edelim. Yeni Ekimleri yaratmak için dünya işçi sınıfı mücadelesine bir tuğla da biz koyalım.


Ekim Devrimi 100 Yaşında

Gebze’den bir metal işçisi

İnsanlık tarihinde çok büyük değişimlerin yaşandığı dönemler olmuştur. Eski toplumsal yapılar yıkılmış, yerine yeni toplumsal sistemler gelmiştir. Her toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ezilenler, yoksullar ve işçi sınıfı için ise çok daha önemli olan bir dönem yaşanmıştır: Ekim Devrimi. Büyük Ekim Devrimi gelecek kuşaklar için önemli bir çağı başlattı. Bugün 100. yılını kutladığımız Ekim Devriminin mimarı olan Rusya işçi sınıfı, onlara önderlik eden Lenin ve Bolşevik Parti büyük bir saygıyı hak ediyorlar.

Rus çarlığının zorbalığı altında ezilen kitleler, fabrikalarda ağır şartlarda çalışan işçiler ve baskı altındaki sosyalistler Rus çarlığı şahsında dünya kapitalizmine çok ağır bir ders verdiler. İlk kez tarihte büyük değişikliğe yol açacak bir sınıfın, işçi sınıfının devrimci zaferi söz konusuydu. İşçi sınıfı artık tarih sahnesine güçlü bir giriş yapmıştı. Savaşı bitiren, üretimin gerçek sahibi olan işçi sınıfına yönetme imkânı sunan ve dünya işçilerine umut olan Ekim Devrimi, geleceğin sosyalizmle şekilleneceğini kanıtlamıştır.

Tarihte en büyük devrimi başlatan Rusya işçi sınıfı devrimi kolay yapmadı. 1917 yılına gelene kadar Rusya’da işçiler ve devrimci öncüler çok büyük zorlukları göğüslediler. Pek çok kez ayaklanma gerçekleştirdiler, büyük yenilgiler yaşadıkları gibi kazanımlar ve deneyimler de biriktirdiler. Koyu bir gericilik döneminin içinden geçen Rus işçileri kanlı I. Dünya Savaşının içinde kapitalizmi alaşağı etmeyi başardılar.

Bugün dünya çok daha kötü ve karanlık süreçlerin içine yuvarlanıyor. 3. Dünya Savaşı insanlığa yeniden büyük acılar yaşatıyor. Böyle bir zamanda kapitalistler en çok Marksizmden ve Lenin’den korkuyor. Bizlere gelene kadar insanlık büyük acılar yaşadı, yaşıyor. Rus işçileri de gericiliği yaşadı ama sınıfsız ve sömürüsüz dünya için umudunu hiç yitirmedi. Bizlere düşen görev Ekim Devriminden aldığımız ilhamla sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurmak için mücadele etmeyi sürdürmektir.


100 Yıl Önce Ayaklar Baş Oldu

Gebze’den bir kadın işçi

İnsanlığın kurtuluşunun bir gün gerçekleşeceğine inanan emekçi bir kadınım. Ekim Devriminin biz mücadeleci işçilere ne denli mühim bir miras bıraktığını, içinde yaşamaya mecbur bırakıldığımız çürümüş kapitalist bataklığa baktığımızda çok daha iyi anlıyoruz. 100 yıl önce, işçi sınıfının öncülüğünde insanlık yeni bir dünyanın ayak seslerini duydu. Olmaz denilen oldu, değişmez denilen değişti, ayaklar baş oldu. Bugün ise karanlığın içinde yüreğimizde taşıdığımız umudun yol göstericisi oldu.

Evet, bugün zor ve karanlık günlerden geçiyoruz. Emekçi kitleler yoksulluk yetmezmiş gibi savaşın kurbanı oluyorlar. Zihinler köreltiliyor, gerçekler karartılıyor, maruz kaldığımız yaşamın sorgulanması istenmiyor. Haksızlıklar çığ gibi büyüyor. Bir avuç asalağı bir fiskesiyle darmadağın edecek milyonlarca insan tek başına olduklarını düşünerek ses çıkarmıyor. Oysa tek başına olmadığımızın, güçlü olduğumuzun kanıtıdır Ekim Devrimi. Ekim Devrimi işçi sınıfının örgütlü gücüyle başka bir dünyanın hayal olmadığını göstermiştir bizlere. Kapitalist dünyanın şaşakaldığı, korkudan tir tir titrediği bu muhteşem kalkışma gelecekte yine tekrarlanacaktır elbet.  Yolumuz zorlu ve engebeli. Ama bu bizi yıldırmayacak, azimle ilerlemeye devam edeceğiz.