Navigation

Medyada Nefret Söylemi ve Ayrımcı Dil

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

19 Ocak 2007’de, gazetesi Agos’un önünde öldürüldü Hrant Dink. Daha sonra onun adıyla kurulan vakıf tarafından 2009 yılından bu yana her yıl düzenli olarak “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi” başlığıyla bir rapor yayınlanıyor. Bu çalışma kapsamında ulusal ve yerel basın taranarak ayrımcı, ötekileştiren, hedef gösteren metinler tespit ediliyor. 41 ulusal gazete, 500’ün üzerinde yerel gazete, 3 bine yakın metin ve binlerce köşe yazısı taranıyor. Yapılan bu çalışmada nefret söylemleri, kullanılan ayrımcı dil, hedef göstermeler titiz bir çalışmayla tespit ediliyor. Bu çerçevede yayınlanan “Medyada Nefret Söylemi ve Ayrımcı Söylem 2017” raporuyla bir kez daha burjuva medyanın rolü teşhir edildi.

Ulusal, etnik ve dini anlamda en çok ayrımcılığa, nefret söylemine uğrayan kesimlere bakıldığında ilk sıralarda Yahudiler, Suriyeliler, Ermeniler, Yunanlar, Hıristiyanlar, Rumlar, Budistler, Kürtler gelmektedir. Metinlerde 79 farklı grup hakkında 6 bin 782 adet nefret söylemi içeriği tespit edilmiş. Bu tür içeriklere sahip ilk sıralarda yer alan yayınlardan birkaçı ise şöyle: Yeni Akit, Milli Gazete, Yeni Mesaj, Yeni Çağ, Önce Vatan, Yeni Şafak…

Nefret söylemi ve yalanların daha çok Suriyeli mülteciler ve Yahudiler hakkında olduğunu görmekteyiz. “Suriyeliler geldi, kiralar 3 kat arttı”, “Mersin’de Suriyeliler işyeri açtı, 3 ayda bin 250 esnaf kepenk kapattı”, “Suriyeli üniversite öğrencisi olmak varmış”, “Suriyeliler gitsin, huzur kalmadı” gibi temalarla binlerce yalan ve ayrımcılık yeniden üretilmektedir. Yazılı ve görsel araçlarla korkular, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, “titizlikle” körükleniyor.

Dikkat çeken hususlardan bir diğeriyse “gâvur” meselesidir. Halk arasında bir hakaret olarak kullanılmakta, Müslüman olmayanın her türlü kötülüğü yapabileceği ifade edilmektedir. TDK’de tanımlar şöyle: “Dinsiz kimse. Müslüman olmayan kimse. Merhametsiz, acımasız.” Herhangi biri buradan rahatlıkla şöyle bir sonuç çıkarabilir: “Gâvur, Müslüman olmayan biridir. Müslüman olmayanlar dinsizdir, dolayısıyla acımasıdır ve merhametsizdir.” Sonuç itibariyle buradan baktığımızda medyada kullanılan “içimizdeki gâvurlar”, “gâvur Batı”, “gâvur İzmir” gibi hakaret içeren söylemlerin ısrarla neden kullanıldığı yerli yerine oturmaktadır.

“Yahudi işgalciler Mescid-i Aksa’ya girdi”,  “Trump’ın ipleri Yahudilerin Elinde”,   “Yunan’a gözdağı”, “Suriyeli ve Iraklı gaspçılar kıskıvrak” gibi başlıklarla türlü “haberlerin” servis edildiğini görüyoruz. Kuşkusuz bilinçli bir şekilde ön plana çıkarılan bu başlıklarla, okuyucunun hırsızlığı, şiddeti doğrudan bir milletle özdeşleştirmesi istenmektedir. İsrail devletinin yaptığı katliamları, yıllardır Filistin halkına reva gördüğü bunca zulmü sanki tüm Yahudi emekçiler destekliyormuşçasına vermek en hafif tabiriyle aşağılık bir davranıştır. Ya da iki ülkenin egemenleri arasında bir gerginlik yaşandığında, sanki biz emekçiler de kendi egemenlerimize alkış tutuyormuşuz yanılsaması oluşturulmakta ve manşetler bu çerçevede verilmektedir. Devletini elinde bulunduran egemenler, sermayedarlar ve diğer tarafta emekçiler “millet” paydasında birleştirilmektedir. Fakat gerek Yahudiler özelinde gerekse de tüm uluslara baktığımızda bizim gördüğümüz tek bir şey var: “İki ayrı sınıf!”

Medyayı tekelinde bulunduran sermaye sınıfı, emekçileri milliyetçilikte zehirleyip kafalarını bulandırmak için elinden geleni yapıyor. Bazen bunu çok kaba bir şekilde karşımıza çıkarmakta bazen ise daha sinsi başlıklar atarak hedef saptırmaktadır. “Suriyeliler geldi, işsizlik arttı” ya da “Suriyeliler 20 yaşındaki çocuğu bıçaklayarak öldürdü” türü başlıklar tüm Suriyeli mültecilerin suçlu oldukları izlenimini yaratmak için kullanılmaktadır. İşçilerin, emekçilerin içinde debelendikleri sorunların kaynağının “yabancılar” olduğu algısı yaratılmaya, farklı ulusların işçi ve emekçileri birbirine düşman edilmeye çalışılmaktadır. Oysa bizler hangi ırktan, milletten, mezhepten, dinden olursak olalım, koca bir sınıfın, işçi sınıfının bir parçasıyız. Bir çınar ağacı gibi olan sınıfımız, zenginlikleri ve en güzel meyveleri farklı farklı dallarıyla doğaya sunuyor, kökleriyle toprağın derinliklerine inip orada hayata sıkı sıkıya bağlanıyor. Bizleri birleştiren şey dünyayı yaratan ellerimizdir. Bu eller kenetlendiğinde her türlü ayrımcılığı ortadan kaldıracak ve hep beraber yeryüzünde kardeşlik türküsü dillendirilecektir.