Navigation

Kapitalizmin Köleleştirdiği İşçi Çocukları

Reebok insan hakları ödülünü kazandığında, konuşma yapmak için Amerika’ya gider İkbal. Pakistan’daki çocukların gördüğü eziyeti Amerika ve Avrupa’daki öğrencilere anlatarak, onlara isterlerse bu konuda bir değişim olmasını sağlayabileceklerini gösterir. 1995’te mücadelesine devam etmek için Pakistan’a döner. Ne yazık ki dostları arttıkça düşmanları da artmaya başlar ve ölüm tehditleri alır. 16 Nisan günü ailesini ziyarete gittiği köyünde kuzenleriyle bisikletle gezerken halı mafyası tarafından tutulan bir katil tarafından üzerine ateş açılarak öldürülür.

“Ne yazık ki çalıştığım yerin sahibi, çocukları köle gibi çalıştırmalarını Amerika’nın istediğini söylemişti bize. Amerikalıların bizim ürettiğimiz halı, kilim ve havluları ucuza almak istediğini söylemişti. Ve köle işçiliğin sürmesini istediklerini. Sizden, çocukların köle olarak çalıştırılmasına son vermenizi istiyorum, çünkü çocuklar kalem kullanmalı, işçilerin kullandığı aletleri değil.” (İkbal Masih)

İkbal 1982 yılında Pakistan’ın dışındaki küçük bir köy olan Muridke’de doğar. Babaları aileyi terk ettiğinde annesi evlere temizliğe giderek bir süre ailenin geçimini sağlar. Ancak bir süre sonra anne aileyi geçindiremez hale gelir. Bunun üzerine 4 yaşındaki İkbal’i, çalışması için, bir halı fabrikası sahibine 600 rupi (12 dolar) karşılığında rehin bırakır.

Pakistan dünyada en çok çocuk işçi çalıştıran ülkelerden biridir. Kölelikten hiçbir farkı olmayan “peşgi” sisteminde (bir çeşit tefecilik borcu), halı mafyası önce çaresiz aileyi bitmez bir borç batağına sürüklüyor ve daha sonra her yıl artan faizler borcun ödenmesini engelliyordu. İkbal ve daha pek çok çaresiz çocuk, kaçamasınlar diye zincirlendikleri bir halı tezgâhında günde 12 saatten fazla çalıştırılıyordu. Çalıştıkları oda, dokudukları halının kalitesi düşmesin diye aşırı sıcak ve havasızdı. İkbal çevresinde kendisi gibi konuşmaya bile korkan 30 çocukla bir tutsak olarak 6 sene yaşamıştı. Çocukların hemen hepsine, mümkün olabildiğince gelişmemiş halde kalmaları için sadece hayatta kalmalarına yetecek kadar su ve yemek verilirdi. Çünkü en pahalı halıları ancak o küçücük parmaklar dokuyabiliyordu. Cezaların çok ağır olduğu bu kölelik sistemine daha 4 yaşındayken giren İkbal, 6 yaşına bastığında isyan etmeye ve çocukların bakıcılarına kök söktürmeye başladı. Kötü beslenme şartları ve iki büklüm vaziyette saatlerce oturmak zorunda kalması nedeniyle İkbal bir türlü gelişemiyordu. 10 yaşındayken hâlâ 5 yaşında bir çocuğun kilosuna ve boyuna sahipti. Omurgası yamulmuştu ve ömrünün sonuna kadar böbrek sorunlarıyla mücadele edecekti.

Altı yıl boyunca tutsak bir halde yaşam mücadelesi veren İkbal, bir gün kasabada Köle Emeği Özgürlük Cephesi (Bonded Labour Liberation Front - BLLF) adlı bir grubun toplantısı olduğunu duyar. Büyük bir risk alarak o gün sonunda bir şekilde diğer çocukların da yardımıyla ve onlara geri döneceğine dair söz vererek BLLF’nin toplantısına gitmek üzere yeraltındaki köhne fabrikadan kaçar. Orada 10 yaşındaki İkbal, Pakistan devleti tarafından “peşgi”nin yasadışı ilan edildiğini öğrenir. Bu örgütün de yardımıyla İkbal, onu köle olarak çalıştıran patronunun elinden kurtulması için gerekli evrakları hazırlar. Fabrikaya geri dönüp evrakları verdiğinde patron öfkesinden kendini kaybetse de hiçbir şey yapamaz ve İkbal diğer çocukları da peşine takarak ilk gününde kendisiyle beraber 34 çocuğu özgürlüğüne kavuşturur. İkbal sadece Pakistan’da değil tüm dünyadaki her bir çocuk özgür olmadıkça durmamaya kararlıdır ve mücadelesi sonucunda yüzlerce çocuğu kurtarır.

Reebok insan hakları ödülünü kazandığında, konuşma yapmak için Amerika’ya gider İkbal. Pakistan’daki çocukların gördüğü eziyeti Amerika ve Avrupa’daki öğrencilere anlatarak, onlara isterlerse bu konuda bir değişim olmasını sağlayabileceklerini gösterir. 1995’te mücadelesine devam etmek için Pakistan’a döner. Ne yazık ki dostları arttıkça düşmanları da artmaya başlar ve ölüm tehditleri alır. 16 Nisan günü ailesini ziyarete gittiği köyünde kuzenleriyle bisikletle gezerken halı mafyası tarafından tutulan bir katil tarafından üzerine ateş açılarak öldürülür.

Teknoloji ve üretici güçler gelişiyor ama İkballerimizin kaderi değişmiyor. Kapitalizm işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle yıkılmadıkça çocuklar sermayenin pençesinden kurtulamayacaktır. Bugün dünya genelinde 300 milyon çocuk çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Özellikle Asya, Afrika ve Güney Amerika’da çocuk işçiler insanlık dışı koşullarda yoğun olarak çalıştırılmakta ve her türlü istismara maruz kalmaktadır. Bu ülkelerdeki çocuk işçilik rakamlarıysa şöyle: Asya-Pasifik ülkelerinde 5-14 yaş grubunda çalışan işçi sayısı 127 milyon. Aynı yaş grubunda Güney Sahra ülkelerinde 48 milyon, Latin Amerika ve Karayipler’de 17,4 milyon, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde 13,6 milyon, doğu Avrupa ülkelerinde 2,4 milyon çocuk işçi çalışmaktadır. Çocuk emeği kullanımı daha ziyade az gelişmiş ülkelerin sorunu olsa da yalnızca bu ülkelere özgü bir olgu değildir. Gelişmiş ülkelerde de 2,5 milyondan fazla çocuk işçi, kapitalistlerin sömrüsüne maruz kalmaktadır. AB üyesi İtalya’da resmi rakamlara göre 14 yaşından küçük çalışan çocuk sayısı 300-500 bin arasında değişmektedir. Yine “özgürlükler ülkesi” ABD’de Ulusal Sağlık ve Güvenlik Kurumu’nun yayınladığı bir rapora göre her yıl 18 yaşından küçük en az 64 bin çocuğun mesleki yaralanma dolayısıyla tedavi altına alındığı belirtilmektedir. Türkiye’de de 1 milyona yakın çocuk, çok düşük ücretlerle ve ağır iş koşullarında çalıştırılmaktadır.

Milyonlarca çocuğun üstelik de ağır koşullarda çalışmak zorunda kalmasının nedeni kapitalist kâr düzenidir. Emekçi çocuklarını, çocukluklarını alıp götüren bu sömürü çarkının elinden kurtaracak olan, devrimci mücadeleyi yükseltecek işçi sınıfı olabilir ancak. Çocukları ve bütün insanlığı özgürlüğe ve mutluluğa kavuşturmak için mücadeleyi büyütelim.