Navigation

Anadolu’dan Sosyalist Bir Kadın: Naciye Hanım

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

Türkiye’de resmi ideoloji, kadın haklarını egemenlerin ihsanıymış gibi gösteregelmiştir. Oysaki bu topraklarda da kadınlar hakları için mücadeleye girişmiş ve devleti, kadın hakları konusunda adım atmaya zorlamışlardır. Osmanlı’da da kadınlar açısından pek çok kazanımın önünü açan mücadelelerin içinde yer alan kadınlar olduğu gibi, işçi sınıfının kadınlarını, yalnızca erkek egemenliğine değil kapitalist sömürüye karşı da işçi sınıfının talepleriyle, işçi sınıfının mücadele yöntemleriyle birleştirip mücadeleye sevk etmeye çalışan, hayatını sosyalizm mücadelesine adayan kadınlar vardı. 21 yaşında mücadeleye atılan, kendisi gibi emekçi kadınları sosyalizm mücadelesine kazanmak için çalışan Naciye Hanım da bu kadınlardan biriydi.

Naciye Hanım, Türkiye Komünist Partisinin kurulması ve komünizmin yaşadığımız topraklarda yayılması için kavga veren Mustafa Suphi’nin tarafında yer alır. Türkiye Komünist Gençler Birliği üyesi olarak 10 Eylül 1920’de Bakü’de Türkiye Komünist Partisinin kuruluş kongresine katılır. Ayrıca Türkiye Komünist Partisi delegesi olarak 1920’de Bakü’de düzenlenen Komünist Enternasyonal’in Doğu Halkları kongresine katılır ve Doğulu kadınların yürüttüğü mücadele ve kadınların talepleri üzerine bir konuşma yapar. 

“Doğu’da yükselmeye başlayan kadın hareketine, kadının toplumsal hayattaki rolünün narin bir bitkinin ya da kibar bir oyuncak bebeğinki kadar olmasından memnun olan ahmak feministlerin gözünden bakılmamalıdır. Bu hareket, dünya genelinde cereyan eden devrimci hareketin önemli ve kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmelidir. Birçok insanın zannettiği gibi Doğulu kadınlar, sadece sokaklarda çadra (türban) giymeden dolaşma hakkı için mücadele etmiyor. Yüksek ahlâki değerlere sahip Doğulu kadınlar için çadra, en az öneme haiz meseledir...

“Doğulu komünist kadınların vermesi gereken savaşım daha da zordur, çünkü tüm bunlara ek olarak onlar erkek milletinin baskısına karşı da mücadele etmek zorundadır. Eğer siz Doğulu erkekler, geçmişte olduğu gibi gelecekte de kadınların kaderlerine karşı kayıtsız kalırsanız, beraberce yaşadığımız ülkemiz, bizimle beraber yok olacaktır. Bunun tek alternatifi, tüm ezilenlerle birlikte kanlı bir ölüm-kalım mücadelesi başlatmak ve haklarımızı güç kullanarak kazanmaktır.

“Eşit haklara sahip olduğumuzu kabul eden komünistler ellerini bize uzattılar, biz kadınlar da onların en sadık yoldaşları olduğumuzu ispatlayacağız. İzlenecek yolu olmayan karanlıkta sendelediğimiz ya da derin uçurumların kıyısında durduğumuz doğrudur, fakat korkumuz yok, çünkü biz biliyoruz ki her insan gündoğumunu görmek için karanlığın içinden geçmek zorundadır.”[*]

Naciye Hanım’ın dilinden dökülen sözcüklerde devrimci mücadeleye duyduğu inancı ve kararlılığı görüyoruz. Kadınların kurtuluşu mücadelesini işçi sınıfının kurtuluşuna bağlamış ve bu uğurda korkusuzca mücadele yürütmüştür. Genç yaşına rağmen toplumun kadına dayattığı role karşı durmuş, cesurca hayatı ve kendisini değiştirme iradesi göstermiş, Mustafa Suphi ve yoldaşlarıyla birlikte Anadolu’da sosyalist bir toplumun kurulması için sorumluluk üstlenmiştir. Mustafa Suphi ve yoldaşları büyük ideallerle Anadolu’daki devrime ve savaşa müdahale etmek için Bakü’den yola koyulur. Naciye Hanım’ın ağabeyinin (Hilmi oğlu Arap İsmail Hakkı) de içinde olduğu Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı Kemalist önderliğin türlü tertiplerine maruz bırakılıp Karadeniz’in karanlık sularında boğdurulurlar. Onbeşlerin katledilmesi devrim sürecine inen ağır bir darbedir. Ancak sosyalist bir dünya ideali uğruna canlarını veren bu büyük devrimciler, geride komünist bir gelenek bıraktılar. Bu geleneğe sahip çıkan Cemile Nuşirvanova, Rahime Selimova ve Naciye Hanım, 1921 yılında Ankara’da Anadolu’daki ilk 8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü kutlamasını gerçekleştirdiler.

Tüm bu kadın ve erkek devrimcilerin mücadeleleri egemenlerin türlü oyunlarıyla kesintiye uğramış olsa da geride paha biçilemez bir deneyim bıraktılar. En zorlu zamanlarda dahi umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmayıp, mücadeleyi ilerletmek için çalıştılar. Bugün de biz emekçi kadınlar olarak “karanlıktan gündoğumuna yürümek için” umutla mücadele edelim.



[*] Sharon Smith, Kadınlar ve Sosyalizm, Yordam Yay., 2. bsk, s.149