Navigation

Kapitalizmin Tosladığı Duvarlar

Son dönemde Trump’un ABD-Meksika sınırına ördürmek istediği duvar hem ABD’de, hem de dünya kamuoyunda gündem olmuş durumda. Meksika sınırına duvar meselesi Trump’un 2016 başkanlık seçimlerinde dile getirdiği gerici vaatlerden biriydi. Trump’a göre duvar örülerek insan ve uyuşturucu kaçakçılığının önüne geçilecek ve yasadışı göçmen geçişleri önlenecek. Demokratların karşı çıktığı duvar örme tasarısı senatoda reddedilince kriz çıktı ve Trump federal hükümeti kapattı.

ABD egemen sınıfı içinde bir krize neden olan duvar meselesi Trump’ın çılgınlığı olarak ele alınmamalıdır. Meselenin kapitalizmin içine düştüğü tarihsel krizle derin bir bağı bulunmaktadır. Sözde “özgürlükler savunucusu” ABD şimdi sınırına duvar örüyor. Hatırlayacak olursak 2009 yılında Berlin Duvarının yıkılışının 20. yılı dolayısıyla burjuva liderler bir araya gelmiş, büyük bir şamatayla duvarın yıkılışı kutlanmıştı. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla açılan süreçte ABD, kendisinin lideri olduğu “özgür dünya”nın zaferini ilan ediyordu. Onlara göre, artık küreselleşen dünya, krizleri de savaşları da geride bırakmıştı![*]

Ne var ki bu yalanları dizginsizce savunan burjuva ideologlar çok geçmeden kapitalizmin kendi işleyişinin duvarlarına tosladılar. SSCB’nin çökmesi sonrası tüm dünyada dengeler değişmiş, ABD hegemonyasını korumak için uzun süreli bir savaşın startını vermişti. Günümüze kadar geçen zaman zarfında Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya bölgesel savaşlar ve iç çatışmalar yüzünden milyonlarca insan mülteci durumuna düştü, yüz binlercesi de daha gideceği yere varmadan yaşamını yitirdi. 1992 yılında başlayan Balkanlar’daki savaşta on binlerce insan katledildi. Balkanlar’da başlayan savaş 3. Emperyalist Paylaşım Savaşının ilk perdesiydi. Yani bugün Avrupa’yı ve ABD’yi bu kadar korkutan ve sınırlara duvar ördürme noktasına getiren süreç kapitalizmin derin krizidir.

SSCB’nin çözülmesinin ardından açılan yeni pazar alanları ve bilişim sektöründeki gelişmeler kapitalizme yeni bir soluk aldırmışsa da, bu süreç de uzun sürmemiş ve kapitalizm geçmişte içine düştüğü krizlerden farklı olarak tarihsel bir krizin içine girmiştir. Bugüne kadar kapitalizm içine düştüğü büyük krizleri savaşlar yoluyla, insanlığa büyük bedeller ödetme pahasına atlatmayı başardı. Ancak gelinen noktada kapitalizmin içine düştüğü tarihsel krizi bu gibi yollarla aşması mümkün değildir. Bir taraftan ABD ve AB diğer tarafta ise Rusya ve Çin’in başını çektiği emperyalist bloklar arasındaki hegemonya mücadelesi kısa sürede netleşeceğe benzemiyor. Diğer taraftan ise ekonomik kriz gittikçe derinleşiyor. Nitekim Trump’ın başlattığı ticaret savaşı da kapitalist ekonominin sıkışmışlığının bir ifadesidir. Trump ABD’nin ticari gücüne dayanarak başta Çin olmak üzere pek çok ülkeye ticari ambargo ve yüksek gümrük oranları ile savaş açmıştır. Yani bir zamanlar tüm gümrük duvarlarının indirilmesinin ateşli savunucusu ABD, şimdi gümrük duvarlarını da yükseltmektedir. Gelinen noktada geçmişte kapitalist ideologların şımarıkça ettikleri sözler ve estirdikleri ideolojik rüzgâr kapitalizmin tarihsel krizinin duvarlarına toslamış durumdadır.

İşsizlik, savaş, kriz; işte kapitalist sisteminiz

Trump, örülecek duvarla yasadışı göçün önüne geçeceğini söyleyerek kapitalizmden kaynaklı işsizlik ve yoksulluğu gözlerden gizlemeye çalışıyor. Bugün göç ve mülteci sorunu kapitalizmin yol açtığı en büyük sorunların başında geliyor. Orta Asya’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın her tarafında işsiz kalan kitleler iş bulma umuduyla daha gelişmiş ülkelere akıyor. Kapitalistler oluşan bu durumu farklı yönleriyle kullanmaya çalışıyorlar. Ancak kapitalizm için tehlike her gün biraz daha büyümektedir. Artan işsizliği kullanarak işçileri daha fazla çalıştırmak, göçmen işçileri düşman göstererek çelişkileri kitlelerin gözünden gizlemek kapitalistlerin temel politikalarından biri haline gelmiştir. Ne var ki on binlerce işsiz bir taraftan ABD’nin diğer taraftan AB’nin kapısına dayanmış durumdadır. Savaştan ve işsizlikten kaçan göçmen emekçiler AB’nin en büyük korkusu haline gelmiştir. Öyle ki Türkiye bu durumu kullanarak AB’den büyük tavizler koparabilmektedir.

Küresel ekonomik krizden Latin Amerikalı emekçiler de fazlasıyla nasiplerini almaktadırlar. ABD’nin arka bahçe olarak gördüğü Latin Amerika’nın emekçileri her geçen gün artan işsizlik ve yoksulluktan kurtuluş umuduyla Meksika üzerinden ABD sınırına dayanmaktadırlar.

İşsizlik kapitalizmin kaçıp kurtulamayacağı bir olgudur. Kapitalist ekonominin en iyi olduğu durumda dahi işsizlik tam olarak bitirilememiştir. Ekonomik kriz dönemlerinde ise işsizlik had safhaya ulaşmaktadır. ABD ve AB duvar örerek işsizliği ve yoksulluğu yok saymaya çalışıyorlar. İşsizlik dünyanın her yerinde arttığı gibi en gelişmiş ülkelerde de hızla artmaktadır. ABD ve diğer emperyalist ülkelerin kendi içinde de yoksulluk ve işsizlik hızla tırmanmaktadır. Neticede ABD’nin 5,7 milyar dolar gibi büyük bir para harcayarak örmeye çalıştığı duvar kapitalizmin çıkmazda olduğunun en büyük kanıtlarından biridir.

Bir taraftan ekonomik krizin derinleşmesi ve buna bağlı işsizlik ve yoksulluğun artması, diğer taraftan 3. Dünya Savaşının kızışması, emekçileri oradan oraya sürükleyen büyük göç dalgaları oluşturmaktadır. Önümüzdeki süreçte de milyonları bulan göç yeni göç dalgalarının ABD ve AB kapılarına dayanması kaçınılmazdır. Dolayısıyla bir zamanlar “özgürlüğün savunucusu” olarak Berlin Duvarı üzerinden sosyalizme saldıranların, şimdi duvarlar örerek sorunu çözmeye çalışmaları beyhudedir.

Neticede kapitalizm büyük bir çıkmazın içindedir. Burjuva ideologların 30 yıl önce ortaya attıkları büyük iddialar birer birer çürümüştür. Dünyaya demokrasi ve barış vadedenler dünyayı kan gölüne çevirirken, ABD de dahil olmak üzere pek çok ülkede burjuva demokrasisinin yerini otoriter yönetimler almaktadır. Bir türlü yama tutmayan kapitalist ekonomi işsizliği ve yoksulluğu her geçen gün daha da büyütmektedir. Buna mukabil çelişkiler derinleşmekte ve işçi emekçi kitlelerin öfkesi kabarmaktadır. Karalar çalınan Marksizm bir kez daha haklı çıkmıştır. Örülen duvarlar kapitalistleri kurtarmaya yetmeyecektir. Sömürü ve zulme karşı ayağa kalkan işçi sınıfı örülen duvarları birer birer yıkarak insanlığı gerçek özgürlüğe taşıyacaktır.


[*] Utku Kızılok, Berlin Duvarı’nın Yıkılmasından Kapitalizmin Tarihsel Krizine, marksist.com