Navigation

İstanbul Üniversitesi’nde Formasyon ve Yaz Okulu Eylemleri

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder

İstanbul üniversitesinde 2. yarıyılın bitmesine 3 hafta kala, formasyon ve yaz okulu uygulamasında öğrencileri olumsuz etkileyecek değişiklikler yapılmak istenmesi üzerine iki ayrı kampanya örgütlendi. İlki, formasyonun uygulamada olduğu biçimiyle kalmasını hedefliyor; ikincisi, yaz okulunun paralılaştırılmasına karşı bir kampanya.

Birkaç yıl öncesine kadar üniversitelerin herhangi bir bölümünde okuyan tüm öğrencilere formasyon hakkı tanınıyordu. Böylece mezun olup da sonrasında branşı ile ilgili bir işe başlama şansına sahip olamayanlar öğretmenlik yapabilme haklarını kullanabiliyorlardı. Formasyon uygulamasının eğitim fakülteleri haricindeki bölümlerden kaldırılmasıyla öğrencilerin mezuniyet sonrasında iş bulabilme olanakları iyice zorlaştı. Formasyon hakkının kaldırıldığı süreçte, üniversitelerin genelinde buna karşı ciddiye alınabilecek tepkiler ortaya konulamamıştı. Yalnızca İstanbul üniversitesinde yapılan eylemlerin etkisiyle, formasyon, 100 kişilik kontenjanla “tezsiz yüksek lisans” adıyla eğitim fakültesi dışındaki alanlarda öğrenim gören öğrencilere verilmeye devam edildi. Ancak LES sınavına giriş zorunluluğu da beraberinde getirilmişti. LES’ten geçebilmek için 45 taban puanına ulaşmak gerekiyor. İstanbul üniversitesindeki bu uygulamadan yararlanmak isteyen farklı okullardan mezun öğrenciler de, bu sınavda başarılı olmaları durumunda formasyon alabiliyorlar.

Bu yıl okul yönetimince yapılacak düzenlemede 45 olan taban puanının 50’ye çıkarılacağı, 100 olan kontenjan sayısının 50’ye düşürüleceği ve yabancı dil eğitimi verilmediği halde İngilizce bilme zorunluluğunun getirileceği duyuruldu. Buna tepki gösteren öğrenciler Edebiyat Fakültesinde imza kampanyası başlattılar. Bu kampanya çerçevesinde ilk hafta 2 binin üzerinde imza toplandı, Cuma günü ise verimsiz geçen bir açık toplantı yapıldı. Formasyon eylemi sonrasında toplantının yapılacağı amfiyi, bundan sonra ne yapacaklarını tartışmak üzere dolduran yüze yakın öğrenci, politik gruplardan öğrencilerin özensiz ve aceleci tutumları nedeniyle toplantının sonuna kalmadan büyük oranda salonu terk etti. Bu da sonraki eylemlere katılımı olumsuz etkiledi. 2. hafta boyunca her gün Fen ve Edebiyat Fakültelerinde okuyan öğrenciler, fakülte katları, kantin ve yemekhaneyi davul, düdük, alkış ve sloganlar eşliğinde dolaşarak eylemler yaptılar. 3. hafta, toplanan imzalar, Beyazıt Merkez Kampüsünün önünde yapılan basın açıklamasının ardından toplu halde rektörlüğe gidilerek teslim edildi.

öğrencilerin rektörlük binasının önünde toplanmasından sonra Rektör yardımcısı öğrencilerin yanına gelerek değişiklikleri geri çektiklerini söyledi ve eylemin bitirilmesini istedi. Rektör yardımcısının ifade ettiğine göre 50 olarak belirlenen kontenjan sayısı 90’a çıkarıldı ve yabancı dil bilme zorunluluğu, farklı okullardan gelen öğrencilerle İ.ü. öğrencilerinin rekabet edebilmeleri için kaldırıldı. önümüzdeki yıl kontenjan sayısı da arttırılacakmış. Bunları söylemesinin ardından öğrencilerle Rektör yardımcısı arasında eğitimin ticarileştirilmesi ve öğrencilerin birer müşteri konumuna düşürülmek istenmesi üzerine kısa süreli bir tartışma yaşandı. Tartışmayı geçiştiren Rektör yardımcısı, öğrencilerin iyiliğini düşündüklerini söyleyerek binanın içine yöneldi. Böylece eylem sonlandırılmış oldu. 100 olan kontenjan sayısı 90’a düşürülmüş oldu. Yine de kimi politik öğrenciler bile bu durumu bir kazanım olarak değerlendirdiler.

Ertesi gün, 18 Mayıs çarşamba günü, bu defa yaz okulu uygulamasında yapılan değişiklikleri protesto etmek ve toplanan 5 bin civarındaki imzayı teslim etmek üzere Rektörlük binasının önüne gelindi.

Yaz okulu uygulaması da diğer üniversitelerden farklı olarak, uygulamaya sokulduğu tarihten itibaren İ.ü.’de parasız yapılıyor. Yaz okulu uygulamasından önce, öğrenciler başarısız oldukları derslerden yıl sonunda yapılan bütünleme sınavlarına giriyorlardı. Bütünleme sınavlarına son verilerek, üniversitelerin birçoğunda yaz okulu uygulamasına geçildi. Diğer üniversitelerde yaz okulu eğitimi paralı ve pahalı iken, İ.ü.’de öğrenciler yine o dönem gerçekleştirdikleri eylemler sayesinde bu haktan parasız yararlanabiliyorlardı. Yaz okuluna gelen öğrencilerin büyük oranda başarısız olduklarını bahane eden Rektörlük, paralı yaz okulu uygulamasına geçerek, hem yaz okuluna gelen öğrencilerin sayısını düşürmek hem de bu işten kâr etmenin yolunu açmak istiyor. Her geçen yıl eski haklarını daha da yitiren öğrenciler parasız yaz okulu hakkını kaybetmemek amacıyla, formasyon eylemleriyle beraber parasız yaz okulu hakkını korumak için de eylemler yapıyorlar. Yaz okulu uygulamasının değiştirilmek istenmesine karşı olan yaklaşık 400 öğrenci, çarşamba günü rektörlüğün önünde toplandı. Ancak bu defa Rektör yardımcısı, okulun öGB şefi aracılığıyla, öğrencilerin yanına gelmeyeceğini, imzaların teslim edilmesi için de öğrencilerin arasından 3 temsilcinin gönderilmesini istedi. öğrencilerse, 5 bin kişinin 3 kişi tarafından temsil edilemeyeceğini ifade ederek, rektör yardımcısıyla görüşmeyi reddettiler. Kitle, güneşin altında yaklaşık 2 saat boyunca sloganlar ve halaylar eşliğinde protestosunu sürdürdükten sonra haftaya Salı aynı taleplerle ve daha kalabalık halde durulacağı sözü verilerek dağıldı.

Bir yandan yaz okulu eylemi devam ederken öbür yandan AİHM’nin öcalan’ın yeniden yargılanması kararı üzerine azan faşistler, yeni bir saldırı dalgası başlatarak devrimci öğrencilerin ve eylemlere katılan öğrencilerin üzerine saldırıyorlar. Eminönü’nde, öğrenci Kültür Merkezi’nin önünde ve Ana Kampüs çıkışında toplam 5 öğrenci bıçak ve satırlarla yaralandı. 2002’de yapılan formasyon eylemlerine katılan öğrencileri yıldırmak için, faşistler benzeri şekilde eyleme katılan öğrencilerin üzerine salınmıştı. Faşistlerin saldırılarına karşı temkinli olan öğrenciler okuldan topluca çıkıyorlar.

Yapılan eylemlere katılan öğrenciler, hakların ancak mücadele edilerek kazanılabileceğini kavradıkları ölçüde, yaşamı daha yaşanılır kılmanın yolunun da büyük bir azim ve kararlılık sergilemekten geçmesi gerektiğini kavrayabileceklerdir. Ancak genelde, mevcut rahatsızlıklara karşı tepkisel olarak harekete geçmek ve eylemlere katılmak bir anlam ifade etse de tek başına oldukça yetersizdir. Böyle durumlarda eylemler bir kazanım sağlanamadan sonlandırılıyorlar. Mücadelenin sürekli karakteri unutuluyor, bu da elde olanın daha da küçülmesine yol açıyor. Bunu yapabilmek kararlılığı ve mücadele bilincini gerektirir. Ve bilinç edinilmeden mücadele daha ileriye taşınamaz, hatta mevcut haklar da korunamaz. Mevcut hakları koruyacak ve korumakla kalmayıp daha da geliştirecek bir bilince, ancak örgütlü mücadele içerisinde ve Marksizmin rehberliğinde ulaşılabilir.

örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey!

Haklarımızı savaşırsak korur, savaşırsak geliştirebiliriz!

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!