Navigation

Eğitimde Hayaller ve Gerçekler

Kapitalizm her şeyi olduğu gibi eğitim sistemini de kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirir. Burjuvazi maksimum kâr elde edeceği alanlarda gelişimlerin önünü açabilecek vasıflı insanlara ihtiyaç duyar. Kendi çarkında öğüteceği bu insanları toplumda iyi bir yer edineceği, iyi bir hayatının olacağı konusunda hayaller pompalayarak televizyonlarıyla, medyasıyla, okullarıyla ve bu konuda “uzman” kişileriyle inandırır. Burjuva eğitim sisteminin tornasından geçen pek çok genç de bu hayallere kapılır.

Kapitalizm her şeyi olduğu gibi eğitim sistemini de kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirir. Burjuvazi maksimum kâr elde edeceği alanlarda gelişimlerin önünü açabilecek vasıflı insanlara ihtiyaç duyar. Kendi çarkında öğüteceği bu insanları toplumda iyi bir yer edineceği, iyi bir hayatının olacağı konusunda hayaller pompalayarak televizyonlarıyla, medyasıyla, okullarıyla ve bu konuda “uzman” kişileriyle inandırır. Burjuva eğitim sisteminin tornasından geçen pek çok genç de bu hayallere kapılır. Çok çalışarak iyi bir üniversite kazanacağını, üniversiteyi bitirdiğinde iyi bir işe girebileceğini hayal eder. Ancak bu hayallere bir de gerçeklerin aynasında bakmak gerekir.

Türkiye’de her yıl yüz binlerce genç bir meslek edinmek, toplumda bir yer edinmek ve hayatını idame ettirebilecek koşulları oluşturabilmek için üniversite sınavına girmektedir. Geçtiğimiz Temmuz ayında üniversite sınav sonuçları açıklanmış, geçtiğimiz günlerde ise yerleştirme sonuçları açıklanarak bu yılın sınav maratonu tamamlanmıştır. Yaklaşık 2 milyon 200 bin kişi ÖSYS’ye başvurmuş, LYS yerleştirme sonuçlarına göre 422.946’sı lisans, 273.342’si ön lisans olmak üzere toplam 696.288 öğrenci üniversiteli olmuştur. Sınava girip de kazanamayanlar da ya bir daha sınava girme kararı almış ya da iş aramaya başlamıştır.

Sınava başvuran bu gençlerin pek çoğu, hastalarına ilgi gösteren iyi bir doktor, yeni buluşlar yapan bir bilim insanı, öğrencilerine ilgi gösteren bir öğretmen, adaletin peşinden koşan bir hukukçu, iyi bir bankacı, iyi bir iktisatçı, iyi bir mühendis olma hayalleri taşıyarak bu sınava girerler. Çok çalışarak iyi üniversitelerin bu alanlardaki bölümlerini kazanabileceklerini umut ederler. Burjuvaların çocukları için bunları elde edebilmenin güçlü imkânları zaten oluşmuştur. Onlar, daha küçücük yaşlarında çocuklarını dil eğitimine başlatarak, sanatta, sporda ve daha pek çok alanda geliştirirler. Tüm okul hayatı boyunca da özel dersler aldırarak üniversite sınavına girecek yaşa getirirler.

Fakat toplumun geneli için, yani işçi-emekçi çocukları için, bu imkânların binde biri bile geçerli değildir. Tıka basa dolu sınıflarda, çoğu zaman öğretmensiz boş geçen derslerle lise hayatını bitirir. Çoğu için takviye kurslara gitmek mümkün değilken, “şanslı” olanlar, anne-babalarının bin bir zorlukla gönderdiği kurslara son sınıfta giderek açıklarını kapatmaya çalışır. İşte size burjuva eğitim sisteminde “eşitlik”! Anayasa herkesin eğitim hakkı olduğunu söyler ama eşit koşullarda olan bir eğitimden bahsetmez. Yani parası olan iyi okullarda okur, parası olmayan okuyamaz! Bugün bazı istisnaları ayrı tutarsak daha iyi eğitilenler, iyi üniversitelere daha rahat gitmektedir. Yani burjuvaların çocukları için daha kolay olan işçilerin çocukları için daha zordur. Son yıllarda Türkiye’de yüksek puanlı, iyi üniversitelerin neredeyse çoğunun kapıları artık işçi-emekçi çocuklarına kapalıdır.

Sınav dönemindeki eşitsizlik üniversite boyunca, hatta bitirdikten sonra da devam eder. Rahat koşullarda okuyan zenginlerin çocukları okul bittiğinde iş dünyasında hemen yerini alabilir. Yurtdışına çıkar, anne-babaları iş kurar ya da ailelerinin şirketlerinde işe başlarlar. Keyifleri ne isterse! Ama işçi çocukları için durum öyle mi? Onlar kıt kanaat geçen okul hayatının ardından mezun olup işsizler ordusuna katılırlar. Kimileri için aylarca hatta yıllarca süren bir süreç başlar. Şansı olup iş bulanlar ise uzun çalışma saatlerine, düşük ücretlere maruz kalır. Doktorlar, ki yine de iş bulma açısından şanslıdırlar, hasta bakmaktan kafalarını kaldıramazlar. Öğretmenler atamaları bekler ve piyango vurup atandıklarında kalabalık sınıflara, sorunlarla dolu bir eğitim sisteminin içine dalarlar. Fen fakültesi mezunları için çalışacak alanlar yok denecek kadar azdır. İktisat, işletme mezunları kendi alanlarında iş bulamayıp düşük ücretlerle ne iş olursa yapmaya razı olurlar. Pek çok bölüm mezunu kendi alanlarında iş bulamaz, asgari ücretle bir markette, bir atölyede, bir mağazada, bir fabrikada iş bulur. Aslında çoğu, asgari ücret düzeyinde ücretle iş bulmayı ya da işsiz kalmayı okuduğu süre boyunca ertelemiş olur. Yani koskoca hayaller kapitalizmin duvarlarına çarpar! Hayaller Paris’tir ama gerçekler?

Bugün Türkiye’de işsizlik oranları artmakta, genç işsizlerin oranı ise gittikçe yükselmektedir. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü’nün (DİSK-AR) Haziran 2017 İşsizlik ve İstihdam Raporu’nda açıkladığı genç işsizlik oranı yüzde 21,4’e yükselmiştir. Yüksek öğrenimli işsiz sayısı ise bir yılda 226 bin artmıştır. Bu oranlara okuyan üniversiteli öğrencilerin katılmadığını düşünürsek, gerçek işsizlik oranlarının ne kadar yüksek olduğunu anlayabiliriz.

Üniversite bitirmek neyi değiştirir?

Kapitalizmin girdabında yaşam mücadelesi veren işçiler ve çocukları için okumak neyi ifade eder? Üniversite bitirmek neyi değiştirir onların hayatlarında? Doktor olmak, mühendis olmak, öğretmen olmak, avukat olmak, iyi statü sahibi olmak ya da tüm bunları olamamak?

Sermaye kâr elde etmek için üretimin içine işçileri alır ve yoğun sömürüye tâbi tutar. Bu işçilerin doktor olması, fabrikada işçi olması, ustabaşı olması, mühendis olması, kadın olması, erkek olması kapitalistlerin umurunda olmaz. İşçilerin hayalleri de onları hiç ilgilendirmez. Çünkü sistem nezdinde sömürülecek ve artı-değer yaratacak birer işçidir karşılarındaki, o kadar. Bu artı-değer kaynağını, düşük ücretlere, uzun saatler çalıştırmak isterler. Bu kadar basit! Yani burjuvazi olaya kendi penceresinden bakar. O halde biz emek gücünü satarak geçinenler yani işçiler bu meseleye nasıl bakmalıyız?

Elbette kendi sınıfımızın penceresinden! İster bir üniversite bitirelim ister bitirmeyelim kendi sınıf çıkarlarımız doğrultusunda bakmalıyız. Yani kapitalistlerin kendi çıkarları için pompaladığı hayallerin karşısına işçi sınıfının hayallerini koymalıyız. İşçi sınıfının çıkarlarını gözeten, bunun için mücadele eden işçiler olmalıyız. Toplumu dönüştürecek, yeni bir toplum hayalini kurabilen ve bunun için canla başla çalışan örgütlü işçiler olmalıyız.