Navigation

Cezaevlerinde Olağanüstü Hal

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Balyoz davasında daha önce yüzlerce yıl mahkûmiyet verdiği generalleri bir günde serbest bırakan AKP hükümeti, sıra Kürtlere, sosyalistlere, emekçilere geldiğinde ölüm döşeğindeki mahpusların sesine bile kulaklarını tıkamaktadır. Sonuçta bu düzende “hukukun üstünlüğü” sermayenin ayaklarının altındaki paspastan başka bir anlam taşımamaktadır.

Cezaevleri herhangi bir ülkenin sınıfsal çelişkilerinin ulaştığı düzeyin göstergelerinden birisidir. Siyasi nedenlerle hapsedilmiş kişilerin artan sayısı kadar adli suçlardan hapsedilmiş insanların her geçen gün artan sayısı da bu göstergenin bir parçasıdır. Kapitalist düzende hırsızlık, cinayet, tecavüz, gasp vb. suçlara itilen insanların sayısının önlenemeyen yükselişi adeta bir bataklığa dönüşüp çürüyen sistemin fotoğrafıdır. Türkiye son 10 yılda mahpus sayısındaki yüzde 157’lik artışla üst üste rekorlara imza atan ülkelerden biridir.

Adalet Bakanlığı cezaevlerinin tamamen dolduğunu belirtiyor. Türkiye’de 355 cezaevinde 164 bin hükümlü ve tutuklu bulunuyor. Kapasitesinin üzerinde bir doluluk oranına ulaşmış olan cezaevlerinde, tutuklu ve hükümlüler yerlerde yatıyor, yatakları nöbetleşe kullanıyorlar. Örneğin 18 kişilik koğuşta 25 kişi kalıyor. Bu durumu yeni cezaevlerinin yapımı için propaganda aracına dönüştüren AKP hükümeti, önümüzdeki dönemde yüzden fazla yeni cezaevinin açılmasına şimdiden girişmiş bulunuyor. Kendisi için saraylar, emekçiler için zindanlar inşa ediyor.

Zengin ve yoksul kutuplaşmasının iyice arttığı AKP iktidarı döneminde, yeni cezaevlerinin inşası ile sermaye düzeninin güvenliği garanti altına alınmak isteniyor. Söz konusu olan egemen sınıfların geleceği ise halka uygulanan şiddet, artan cezalar birer teferruata dönüşüyor. Çelişkileri bastıramayan egemenler, cezaevi sayısını arttırarak, cezaları ağırlaştırarak, burjuva mülkiyete yönelecek saldırıların önüne geçmeye çalışıyorlar. Çünkü biliyorlar ki, işsizliğin, açlığın, yoksulluğun arttığı bir Türkiye’de, burjuva yasaların “suç” olarak tanımladığı eylemlerin önüne geçmek olanaksızdır. Hakkını aramak için sesini yükseltmenin önüne engeller konulan bir ülkede elbette cezaevlerine yollanacak işçi ve emekçi sayısında artış yaşanacaktır. Polis devleti uygulamalarının yükseltildiği bir atmosferde, buna karşı direnen, düşüncelerini açıklayan, örgütlenen ve tepkisini gösteren insanların sayısında artış yaşanacaktır. Sendikalaşmanın önüne konulan engellere karşı hakkını arayan, grev ve direnişler örgütleyen işçiler içinde cezaevleriyle tanışacak olanlarda artış yaşanacaktır. Protesto eylemlerine katılan Kürt çocuklarını onlarca yıllık cezalara çarptıran bir düzende çocuk cezaevlerinde artış olacaktır. Farklı din ve mezheplere tahammül edemeyen, sermayenin yağmaladığı doğayı korumak isteyen herkesi yargılayan bir hükümet döneminde cezaevleri hiç olmadığı kadar yeni tipte “suçlu”larla dolup taşacaktır. Kısacası AKP hükümeti sermayeyi korumak için yeni duvarlar örüyor. Bu duvarların artmasıyla bir avuç milyarder belki bir süreliğine rahat edecek, fakat yüz binler haksız yere mahkûm edilmenin acısını asla unutmayacaklardır.

Son derece kötü koşullarda yaşamaya mahkûm edilmenin yanı sıra baskı ve şiddete de maruz bırakılan mahpusların isyanından korkan AKP hükümeti, 12 Eylül faşizminin cezaevlerinde gerçekleştirdiği insanlık dışı uygulamaları andıran yeni baskı yasalarını da devreye sokuyor. İç Güvenlik Paketinin görüşüldüğü günlerde Meclis gündemine getirilen son yasa tasarısı da bunun bir parçasını oluşturuyor. Bu tasarıya göre, bundan böyle tutuklu ve hükümlülere, “eğitimli” köpekler, kapalı alanda kullanımı yasak olan biber gazı, basınçlı su ve ateşli silahlarla müdahale edilebilecek! AKP hükümeti sokaklarda estirdiği polis terörünü hapishaneler üzerinde de uygulamaya sokuyor. Silah ve gaz kullanma yetkisiyle donatılmaya çalışılan 40 bini aşkın gardiyanla, köşe bucak her tarafa yerleştirilen kameralarla, mahkûmlar üzerinde tam bir devlet terörü uygulanıyor. Bu yolla mahkûmlar devlete biat etmeye ve her türlü haksızlığa karşı sessiz kalmaya zorlanıyor.

AKP hükümetinin korkusu o denli ayyuka çıkmıştır ki, dört duvar arasına tıktığı insanların dahi isyanından korkmaktadır. Bedenlerinden başka hiçbir saldırı aracı olmayan mahpuslara karşı silah kullanmayı, üzerlerine vahşi köpekleri salmayı, biber gazı ve basınçlı suyla saldırmayı planlamaktadır. Davutoğlu hızını alamayıp “sokağa izinsiz şekilde çıkana bir dakika bile müsamaha gösterilmeyecektir” diyerek, nasıl bir düzenin peşinden koştuğunu göstermiştir.

Son olarak Balyoz davasında daha önce yüzlerce yıl mahkûmiyet verdiği generalleri bir günde serbest bırakan AKP hükümeti, sıra Kürtlere, sosyalistlere, emekçilere geldiğinde ölüm döşeğindeki mahpusların sesine bile kulaklarını tıkamaktadır. Sonuçta bu düzende “hukukun üstünlüğü” sermayenin ayaklarının altındaki paspastan başka bir anlam taşımamaktadır.