Navigation

Virüs Emekçiler İçin Çile, Kapitalistler İçin Nimet

2019 yılını geride bırakırken, kapitalist bir dünyada yaşadığımızı biliyor ve bizi önümüzdeki süreçte nelerin beklediğini elbette tahmin edebiliyorduk. 2019 yılında artan hak kayıplarına, tek adam rejiminin gittikçe artan baskılarına karşı emekçilerin tepkisi artmaya başlamıştı. Zaten egemenlerin iyi bildikleri ve önlem aldıkları konu da buydu. Bugün geldiğimiz noktada, artan ekonomik baskıları, işten çıkarmaları, geçim sıkıntısını, özgürlüklerin daha fazla kısıtlanmasını, sosyal haklarımızın elimizden alınmasını bile konuşamaz olduk. Çünkü egemenler başımıza koronayı musallat ettiler.

Kapitalizm tüm toplumsal sorunları derinleştirirken biz işçi ve emekçileri bir de virüs salgını ile vurmaya çalışıyor. Salgın nedeniyle işçi ve emekçiler bedel öderken işin kaymağını yiyenler yine patronlar sınıfı oluyor. Bu salgın, bizlere kapitalizm altında sağlık sisteminin niteliğini bir kez daha gösteriyor. Bir tarafta gecesini gündüzüne katarak risk altında çalışan ve sayısı yetersiz olan sağlık emekçileri ve hiçbir iş güvenliği önlemi alınmayan işyerlerine gidip gelmek zorunda olan işçiler, diğer tarafta ise doktorları ayaklarına gelen tuzukuru zenginler ve emekçileri korkutmak için ölü sayıları açıklayıp duran, “evlerinizden çıkmayın” diyen ama tek bir mantıklı önlem almayan burjuva devlet. Bir tarafta gerektiğinde kendilerini karantinaya alıp aylarca doktorlar ordusu ile yaşayabilecek zenginler, diğer tarafta en kötü çalışmalarda ekmek parasını kazanmak zorunda olan yoksullar var. Stressiz, yediği önünde yemediği arkasında, doktora ve her türlü sağlık hizmetine ulaşımda sınırı olmayanlar, emekçilere “evinizde kalın” diyorlar.

Peki, biz işçi ve emekçiler, işe gitmeden, para kazanmadan, kiramızı ödeyemeden kaç ay karantinada kalabiliriz? Zaten ekonomik kriz ortamı işçi sınıfının büyük bir çoğunluğunu işsizliğe, sefalet ücretlerine ve geçim problemine mahkûm etmişken bizler ne kadar kendimizi karantinada tutabiliriz? İktidar sahipleri her zaman olduğu gibi bir yandan üst perdeden konuşurken diğer yandan kendilerini topluma “düşünceli ve fedakâr” göstermeye bayılıyorlar. Bu virüs vesilesiyle kriz, gözaltılar, yürümekte olan savaş ve verilen kayıplar, yitirilen canlar, kısacası kapitalizmin tüm çürümüşlüğü örtülenmeye çalışılıyor.

Daha salgının açıklanmasının üzerinden iki hafta geçmişken birçok ildeki HDP’li belediyelere kayyumlar atandı bile. Yüzlerce işyeri virüs salgınını bahane ederek işçileri ücretsiz izinlere çıkardı. Ücretli izin verilen, zorunlu yıllık izinleri kullandırılan işçilerin ise bu izinleri dolduktan sonra ücretsiz izinlere gönderileceği ya da işten çıkarılacağı sır değil. Topluma kapitalizmin içinden geçtiği bu kriz dönemindeki uygulamalar bile güzelce “virüs salgını” kılıfında dayatıldı. Gittikçe çürüyen ve kendi ürettiği krizlerde debelenen kapitalizm için bu virüs salgını neredeyse bir cankurtaran vazifesi gördü. Bu süreçte bile hükümet aleyhinde konuşan, eleştiri yapan insanlar “halkı kin ve düşmanlığa sevk eden” ve başka dertleri olan “düzen bozucular” olarak mimlenmeye devam ediyor. Sosyal medya üzerinde de bunun yansımalarını görmek mümkün.

İşçi sınıfının örgütlülüğü güçlü olmadığı sürece patronlar sınıfı kendi fikirlerini topluma rahatça kabul ettirebiliyor. Kendi yayınlarımızdan değil de burjuva basından süreci takip etmeye çalıştığımızda patronlar sınıfının ağına düşmemiz işten bile değil. İşçi sınıfı bu badireleri yaşamamıza sebep olan kapitalizme karşı örgütlenmelidir. Yaşanılası, müreffeh, sağlık hizmetinin parasız, kolay ulaşılabilir ve kaliteli olduğu bir dünya ancak işçi sınıfının örgütlü mücadelesi ile kurulabilir. Bu dünya kurulduğunda, ne savaşlar yaşanacak, ne de olası salgınlar ve afetler işçi ve emekçileri bu denli sarsabilecektir. Hedefimiz işçi sınıfının örgütlülüğünü yükseltip, kapitalizm bataklığını kurutmak olmalıdır. Ancak bu şekilde tüm felâketlerin önü alınabilir ve gerçekten yaşanılası bir dünya kurulabilir.