Navigation

Tabletle Verip Vergiyle Alarak Eğitimdeki Hangi Sorun Çözülür?

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Şubat ayında 100 bin tablet dağıtılacağının müjdesini verdi. Ekim ayından bu yana da 500 bin tablet dağıtıldığını iddia etti. Benim okulumda en az 800 öğrenci EBA’ya giremediği halde sadece 40 tablet verildi. Tablet verilmeyen aileler defalarca bizi arayıp ekonomik olarak çok zor durumda olduklarını anlatıp neden tablet alamadıklarını, tablet alma kriterinin ne olduğunu öğrenmek istiyorlar. Tablet alanların isimlerinin açıklanmasını istiyorlar. Anladığım kadarıyla birçok aile yalnızca tablet almakla sorunun çözüleceğini sanıyor. İhtiyacı olan öğrencilerin tablet sorununun çözülmesi tabii ki gerekiyor ama maalesef sorun bu kadarıyla da bitmiyor. Sınıfımdan tablet alan 4 öğrenciden yalnızca ikisi EBA’ya girebiliyor. Birisi bir ayda ancak iki hafta derse girebiliyor. Aldıkları en ucuz internet paketi ancak o kadarına yetiyor. Diğer öğrencim ise hem internet paketleri erken bittiği için hem de evde öğrenci olan diğer kardeşleriyle sırayla derse girmek zorunda kaldığı için her derse giremiyor. Yani mesele sadece tablet dağıtmakla çözülmüyor. Yeterli internet paketi olmayınca öğrenciye tablet vermekle sorun çözülmüyor. Geçtiğimiz yıl uzaktan eğitime geçildiğinde yine hükümet tarafından öğrencilerin her türlü mağduriyetlerinin giderileceği, gerekirse 8 GB internet verileceği söylenmişti. Oysa öğrencilerimizden çok azı ilk birkaç ay böyle bir paket aldığını ama bu paketin zaten birkaç derse ancak yettiğini ifade ediyorlar.

Milli Eğitim Bakanlığı 1,5 milyon öğrencinin uzaktan eğitime ulaşamadığını söylüyor. Belli ki TÜİK’in sayılara takla attırma konusundaki sivri zekâsından MEB de fazla fazla yararlanıyor! Herhalde Mart ayından itibaren bir iki kere EBA sistemine girmiş olan öğrenciyi uzaktan eğitimden mahrum kalmadı diye hesaplıyorlar! Oysa Kasım ayında Eğitim-Sen’in verilerine göre uzaktan eğitime ulaşamayan öğrenci sayısı 4 milyonun üzerindeydi. Uzaktan eğitime ulaşan çocukların yüzde 60’ının da ebeveynlerinin cep telefonlarıyla ulaştığı belirtiliyordu.

Elektrik Mühendisleri Odasının (EMO) aralık ayında yaptığı toplantıdaki tespitler ise Türkiye’nin uzaktan eğitim sürecindeki durumunu son derece net bir şekilde ortaya koyuyor. EMO, Türkiye’de internet altyapısının gerek kapasite, gerekse hız açısından yetersiz olduğunu, çocukların büyük bölümünün de internet hizmetine ulaşamadığını açıklıyor. EMO’nun verilerine göre öğrencilerin maksimum yüzde 48,5’inin evinde sabit internet var. İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde eğitim alan 18 milyonu aşkın öğrenci, üniversitede ise 7 milyon civarında öğrenci bulunuyor. Çoğunun bilgisayarı hatta televizyonu bile yok. Özelikle 2-3 çocuklu evlerde cihaz sıkıntısı büyük sorun yaratıyor. Evlerdeki teknik sorunlar halledilse bile MEB’in altyapı ve sunucularının kapasitesi çok yetersiz. Kapasitesi 1 milyon kişiyle sınırlı olan bir EBA canlı ders portalı var. Buradaki kapasite ancak 2023’te 5 milyon kişiye çıkarılacakmış!

Eğitimde bu kadar çok sorun varken tablet dağıtılacağı müjdesinin hemen ardından gelen vergi zammına ne demeli? Özel İletişim Vergisi yüzde 7,5’ten yüzde 10’a çıkarıldı. 1999 Gölcük Depreminin ardından “geçici” olarak çıkarılıp 2003’te AKP hükümeti iktidarıyla kalıcı hale getirilen “deprem vergisi” şimdi de insanların canının derdine düştüğü bu dönemde yeniden zamlandı. AKP hükümeti geçmişte deprem konusunda fırsatçılık yaptığı gibi bugün de Özel İletişim Vergisine zam yaparak işçi sınıfının çocuklarının eğitimi üzerinden yine fırsatçılık yapıyor. Hem milyonlarca öğrencinin uzaktan eğitime mecbur kaldığı hem de insanların yasaklarla içeri tıkılıp daha fazla telefon ve internet kullandığı bir zamanda! Nasıl bir fırsatçılıktır bu? Zaten ailelerin faturalardan, zamlardan, hayat pahalılığından beli bükülüyor. Çocuklarının uzaktan eğitime yetişmeleri için borç harç telefon, tablet ve internet için para harcanırken bir de sırtlarına bu yük bindirildi.

MEB eğitimde ciddi kan kaybı yaşanırken sorunların üzerini büyük müjdeler diye lanse ettiği “yara bantlarıyla” kapatmaya çalışıyor. İnsanları aptal yerine koymaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyor. Ama bıraktık anneleri, babaları, artık çocuklar bile eğitim alanındaki yalanlarla inşa edilmiş içi boş politikaların farkına varıp her fırsatta teşhir ediyorlar. Uzaktan eğitimde daha derin sorunlar yaşadıkça, kendilerine vaat edilenler yapılmadıkça gençler yaşadıkları dünyadaki başka sorunları da daha fazla görmeye başlıyorlar. Onlar yaşadıkları sorunlarla daha hızlı büyüyüp olgunlaştıkça umutsuzluğa ve karamsarlığa düşmemeleri çok önemli. O yüzden bu rejimin kararttığı dünyalarına rağmen geleceğe umutla bakabilmeli, ait oldukları işçi sınıfı ile beraber değişim yaratabileceklerine, güzel günler yaşayacaklarına inanmalılar. Güzel günler görmek çocuklarımızın hakkı. Ama güzel günler ter akıtmadan, sorunlara karşı birlik olup mücadele etmeden yaratılamaz!