Ben egemenlerin tabiriyle “şehit öğretmen” çocuğuyum. Babam çok uzun yıllar önce vefat etti. İki yıl önce babamla ilgili bir evrak istemek için SGK’ya başvuru yaptığımda babamın “şehit” olmadığını, okulda aniden rahatsızlanıp vefat ettiğini söylediler. Fıkra gibi değil mi? Ama değil, gerçek. Birkaç ay çeşitli yazışmalar sonucu bana gelen evrakta “şehit olduğuna dair hiçbir belgeye ulaşılamadığı” yazıyordu. Şöyle söyleyeyim annem dönemin başbakanının elinden plaket bile almış. MEB’in şehit öğretmenler sayfasında babamın bilgileri var. Demek ki yıllar içinde egemenler olayları ve bilgileri işlerine geldiği gibi değiştirebiliyorlar. İşte, geldiğimiz durum bu…
Bunu anlatmamın sebebi şu; bugünlerde sahte diploma meselesi epey bir gündemimizde. Her gün yeni bir olay daha öğreniyoruz. Sahte TC kimlik numarası üretenler mi dersiniz, depremde hayatını kaybedenlerin üzerinden diplomalarını değiştirenler mi, cebinde üst düzey kişilerin e-imzalarının olduğu flash bellekler taşıyanlar mı, neler neler… Bunlar artık saklanamaz hale gelmişti, birikti ve patladı elbette. Tüm bu suçlar bir yerde gün yüzüne çıkacaktı zaten.
Etrafımdaki kişilerde “iktidar bundan böyle toparlanamaz” havası görüyorum. Ne yazık ki bu ülke neler gördü neler, ama yine de egemenler toparlandı ve eskisinden daha zalim oldu. Bense süreci başka bir açıdan yorumlayanlardanım. Mesela bu ifşalarla ne kadar sahteci yandaş olduğunu da görmüş olduk. Anketlerde iktidarın oyu %27’lere kadar düşüyordu çok yakın bir zamana kadar. Anketlerin gerçeği ne kadar yansıttığı bir yana, iktidar yandaşları tarafından da artık eskisi gibi desteklenmiyor. Bu sahtecilik meselesinin iyice büyümesine de biraz müsaade ediliyor sanki. Söz konusu o sahteci yandaşlara apaçık bir mesaj var: “Biz bu koltuklardan gidersek yargılanırsınız, her şeyinizi kaybedersiniz.” Gördüğüm kadarıyla mesaj yerine ulaşmış şimdiden. Bu nedenle bu ifşaların bir kısmı da yine iktidarın işine yarıyor. Böylece hem bir tehdit unsuru oluyor hem de iktidar sahtecilik yapanlarla yapmayanlar arasında yeni bir ayrım daha oluşturuyor. Tıpkı her fırsatta ırktan, mezhepten, oy verdiğimiz partilerden, seçtiğimiz belediye başkanlarından vs. dolayı bizi sunî ayırımlarla böldüğü gibi.
Faşizmin utanması olsaydı çoktan yıkılırdı ama yok. Bu şekilde de yıkılmaz zaten. Tüm bunlar iktidar eliyle yaratılan yozlaşmadan, ifrata kaçan devletlû olmanın avantajlarından yararlanma çabasından başka bir şey değil. Söz konusu ifşalardan ders çıkarmak mümkün evet, ama onlara umut bağlamak işçi sınıfının gündeminde olmamalı. Ben işçi sınıfının bunları doğru okuması gerektiğine inanıyorum. Biz alnının teriyle okullarını kazanmış, bin bir çabayla o okullara gitmiş, kimseye minneti olmayan işçi sınıfının bireyleriyiz ve kurtuluşumuz sadece bu çetelerin yargılanmasında değil. Kendi örgütlülüğümüzü güçlendirerek işçi sınıfını “hesaba katılır”, “sözü dinlenir” bir mertebeye getirmekle elde edeceğimiz güçtedir kurtuluşumuz. Bu inançla çalışmalı, sabırlı olmalı ve sadece sınıfımıza güvenmeliyiz.
link: İstanbul’dan bir MT okuru, Sahte Diploma, Sahteci Yandaşlar ve İşçi Sınıfı, 8 Ağustos 2025, https://marksist.net/node/8570
Hiroşima’dan 80 Yıl Sonra Nükleer Tehdit Devam Ediyor





