2026 1 Mayıs’ına doğru ilerlediğimiz bugünlerde kendimize şu soruları sorarak başlayalım: Gençler, kadınlar, erkekler, çocuklar, işsizler ve iyi-kötü bir işi olanlar; topyekûn işçi sınıfının birer ferdi olarak neden 1 Mayıs’ta alanlara çıkıp itirazımızı yükseltmeliyiz? Bugün 1 Mayıs’ta alanlara çıkıp gür sesimizle haykırırsak hayatımızda ne değişir? Tersten; bunu yapmaz da evde yatarsak ne değişmez? Rahatsız olduğumuz bir sürü olayın girdabında sürüklenirken, tepkisiz bir şekilde oturmak çözüm getirir mi? Soruları daha da çoğaltabilirsiniz… Biz burada bırakıp devam edelim.
Kapitalizmin yıkılması ve yerine sosyalizmin kurulmasının gerekliliği, tarihsel bir gereklilik ve gerçeklik olarak bugün her zamankinden daha yakıcı biçimde hissediliyor. İçinden geçtiğimiz döneme kısa bir bakış bile bu yakıcılığı açıkça ortaya koymaya yeterlidir. Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşının derinleştiği, tarihsel sistem krizinin ve toplumsal çelişkilerin, çürümenin keskinleştiği böylesi bir süreçte, mücadelenin daha ileri taşınması ve kapitalizme karşı sınıf temelli bir perspektifle güçlü bir enternasyonalist mücadele hattının örülmesi hayati bir önem taşıyor. Kerterizi bu noktaya göre alınca, takvimde bir yaprak olmasının ötesinde, 1 Mayıs’ın önemi daha çıplak duruyor karşımızda.
Bu nedenle fabrikalarda, işyerlerinde, sendikalarda, kısacası hayatın her alanında mücadeleyi büyütmek, işçi sınıfının tarihsel kazanımlarına sahip çıkmak ve bu kazanımları daha ileri bir noktaya taşımak bugün ertelenemez bir görevdir. Tam da bu noktadan hareketle yaklaşan 1 Mayıs, işçi sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olarak çok daha büyük bir anlam kazanmaktadır. 1 Mayıs’ın tarihsel mirasına sahip çıkmak, onu sadece bir anma ya da bayram günü olarak değil, uluslararası mücadele günü olarak kavramak ve bunu gerçekten içselleştirmek elzemdir. Çünkü 1 Mayıs yalnızca çalışma saatlerinin düşürülmesi mücadelesinin bir simgesi değil, aynı zamanda kapitalizme karşı yürütülen tarihsel mücadelenin ve gerekli mücadeleyi verince kazanım elde edilebileceğinin de güçlü bir sembolüdür.
Öte yandan, 1 Mayıs’ın temel kazanımlarından biri olan 8 saatlik işgünü kazanımı bile tarihsel süreç içerisinde gerilemiş durumda. Uzun ve esnek çalışma saati dayatması, güvencesiz ve ağır çalışma koşulları altında ay sonunu getirmeye, hayatta kalmaya çalışıyoruz. Burjuvazi, emeğimizi daha fazla sömürmenin türlü yollarını arayıp bularak adeta sırtımızda kırbaç şaklatıyor. Bu katmerli sömürü karşısında hakkımızı savunmak, bizden alınanı geri istemek ve almak, ayaklarımıza pranga vuranlara karşı birleşerek mücadele etmek zorundayız. İşte tam da bu noktada 1 Mayıs, bu taleplerimizi en güçlü şekilde dile getirmeye başlamak için bir fırsattır. 1 Mayıs’la mücadeleye atılmak ve sonra her gün, her saat, her dakika mücadeleyi büyütmek; çünkü biz her salise sömürülüyoruz.
Bugün dünya kapitalist sistemi üstesinden gelemeyeceği tarihsel bir krizle boğuşuyor. Emperyalist güçler arasındaki gerilimlerin artması, savaşın “bir daha orada savaş olmaz” denilen Avrupa kıtasını da içine alarak genişlemesi ve bunun sonucu olarak dünya işçi sınıfının ağır bedeller ödemesi bu krizin en somut göstergelerindendir. Farklı bölgelerde yürüyen savaşlar nedeniyle her gün binlerce insan hayatını kaybetmekte, milyonlarca insan yerinden edilmektedir. Bu tablo karşısında 1 Mayıs, Emperyalist Paylaşım Savaşına, burjuvazinin müsebbibi olduğu krize, dünyamızın uçuruma sürüklenmesine karşı sesimizi bir kez daha gür bir şekilde yükseltmenin günüdür.
Kapitalizm, kendi sonu yaklaştıkça hem çürüyor hem de toplumun her zerresini çürütüyor. İnsan ilişkilerini, toplumsal değerleri aşındırıyor. İşsizlik, güvencesizlik, yoksulluk ve geleceksizlik özellikle gençler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini nefessiz bırakıyor. Durum özetle böyleyken, bu dayatılan yaşam koşullarına karşı itirazımızı yükseltmenin, sesimizi ortaklaştırmanın, yumruklarımızı birlikte aynı amaç için kaldırmanın en anlamlı günlerinden biridir 1 Mayıs.
Özetle kapitalizm, hayatlarımızı yaşanamaz hale getirirken dünyamızı da bir uçuruma sürüklemektedir. Bu sistemdeki çürümenin boyutları her geçen gün daha da görünür hale gelmektedir. Buna son vermenin yolu ise kapitalizme ve onu ayakta tutmaya çalışan egemenlere karşı örgütlü mücadeleyi büyütmekten geçmektedir. 1 Mayıs hem tarihsel anlamı hem de dünya işçi sınıfının acil ihtiyaçları ve talepleri açısından bu mücadelenin en önemli zeminlerinden biridir.
Bu nedenle 1 Mayıs’ta alanlarda, meydanlarda olalım. İşçi sınıfının saflarında, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla omuz omuza duralım. Birliğimizi, dayanışmamızı ve mücadele kararlılığımızı büyütelim. Eşit ve özgür bir dünya için hep birlikte 1 Mayıs’a! Aksini tercih edip atıl kalmayı seçmek demek, başta sorduğumuz soruları da hatırlayarak, çözümsüzlük içerisinde sürüklenip gitmek anlamına gelir.
Sözümüzü bir arkadaşımızın yazdığı ve “1 Mayıs’ta haykırmak istediğim öfkemi dizelere dökmeye çalıştım” dediği şiiriyle bitirelim. 1 Mayıs’ta alanlarda omuz omuza, yan yana durup haykırmak umuduyla, görüşmek üzere.
Neyi beklemeli?
Yetmezmiş gibi boynumuzun büküklüğü.
Neyi beklemeli?
Bıçak parçalamışken kemiklerimizi.
Neyi beklemeli daha?
Soluksuz kalmışken yüzlerimiz.
Kederden ve utançtan kuru bereketsiz toprak gibi çatlamışken yüzlerimiz
Neyi beklemeli daha canımın içi?
Neyi?
Yetmez mi ellerimize pranga,
Dilimize kelepçe vurulması?
Yetmez mi?
Çocuklarımızın gözünün içine bakamayışımız.
Artık yetmez mi?
İnim inim inleyişimiz,
Ve içilmesi kanlarımızın,
Her gün, her saat, her dakika,
Ve de bir ömür…
Yetmez mi?
Vampirlerin dişleri arasında can çekişmemiz.
Bitmedi mi
Damarlarımızdaki kan?
Silinmedi mi
Gözümüzdeki nur?
Çırılçıplak onurumuz…
Bitti kardeşim bitti!
Bitti canımın içi bitti!
Sen ister farkında ol ister olmadan geçip git bu dünyadan!
Bitti!
Ve artık zamanıdır haykırmanın: Artık yetti!
link: İstanbul’dan MT okuru bir grup işçi, Haydi Hep Birlikte 1 Mayıs’a!, 18 Nisan 2026, https://marksist.net/node/8751



