Navigation

Çiftçiler Neden İntihar Ediyor?

“The True Cost” filmini izledikten sonra Hindistan’da 16 yılda intihar eden çiftçilerin sayısı aklımdan bir türlü çıkmadı. 16 yılda 250 binden fazla çiftçi! Bu rakam yaşamak yerine ölmeyi tercih eden insan sayısı! Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, savaşlar veya hastalıklar yüzünden çok kısa süreler içinde yüz binlerce insan ölüyor, öldürülüyor. Ve ne yazık ki, ne kadar inkâr etsek de buna alışıyoruz, alıştırılıyoruz... Ama yine de 250 binden fazla insanın kendini öldürmesi akıl alır şey değil!

Hindistan intiharların çok yaşandığı bir ülke. Yalnızca tek tek bireylerin değil, ailenin birlikte intihar ettiği ile ilgili haberler çok sık karşımıza çıkıyor.

Peki, çiftçilerin intiharları ne zaman ve ne sebeple başladı?

1997 yılına kadar Hindistan’da çiftçiler, ektikleri ürünlerin tohumlarını kullanarak üretim yapıyorlardı. 1998 yılında Dünya Bankası Hindistan’ı uluslararası şirketlere açınca, tarımda “tohum saklama” uygulaması da ortadan kalkmaya başladı. Tohum tedarik işi çok uluslu şirketlerin kontrolüne geçmeye başladı. Bunlardan Cargill, Monsanto ve Syngenta gibi şirketler Hindistan’a girerek ekonomiyi hızla değiştirmeye başladılar. Tohum sektörünü kökünden değiştirerek, çiftçilerin saklanabilen tohumlarını, suni gübre ve böcek ilacı gerektiren ve saklanamayan yüksek fiyatlı şirket tohumlarıyla değiştirdiler. Tohumların kilosu yıldan yıla artmaya başladı. Örneğin intiharların çok fazla yaşandığı bölgelerden biri olan Vidarbha’da 1991 yılında yerli cins tohumun kilosu 7 ile 9 rupi arasında iken 2002 yılında 450 gramlık bir poşet şirket tohumuna 350 rupi verilir oldu. 2004’te ise aynı miktardaki tohum poşetini Monsanto şirketi 1650-1800 rupi arasında pazarlamaya başladı. İntiharların artmasıyla hükümet bu fiyatları ancak 900-1000 rupi civarına indirebildi.

Şirketler çiftçileri geleneksel ürünler yerine pamuk, kahve, yer fıstığı, şeker pancarı ya da vanilya üretmeye zorladı. Çiftçilerin kiraladıkları tarlalarında beş parasız kaldıkları dönemlerde hiç olmazsa evde aş yapabilecekleri tahıl, pirinç ve benzeri ürünler yetiştirmelerine izin verilmedi. Çiftçiler tohum için yüksek maliyetler ödemek zorunda kalınca hayatları altüst olmaya başladı. Bir anda açlıkla karşı karşıya gelen aileler hayatta kalabilmek için gündelik eşyaları da dâhil evde ne varsa satmaya başladılar. Hatta bir kısmı organlarını bile satmaya başladı. Gençler eğitim masraflarından dolayı okula gidemez hale geldiler. Tohumu astronomik fiyatlarla, ancak borçlanarak alan çiftçiler ürünü de uygun bir fiyata satamayınca kredi borçlarını ödeyemez oldular. Dayanacak gücü kalmayan ve ailesini geçindiremeyen çiftçiler tarım ilacı içerek yaşamlarına son vermeye başladılar.

Resmi kayıtlarda intihar gerekçeleri çoğunlukla “dayanılmaz karın ağrısı ile intihar” olarak kaydediliyor. Çiftçilerin sorunlarına çözüm bulunmadığı, insanlara tarımdan başka iş olanağı yaratılmadığı için iş bulamayan milyonlarca insan borç sarmalı içinde intihardan başka “kurtuluş” bulamıyor. Çiftçiler intihar ettikçe, medya intiharları aile kavgalarına, artan hava sıcaklıklarına ve küresel ısınmanın sonuçlarına bağlayarak meselenin vahim boyutlarının üstünü kapatıyor. İntihar eden çiftçilerin geride bıraktıkları mektuplar ise kuraklık, sel ve hava sıcaklıkları değil, eyalet yöneticilerinin, egemenlerin suçlu olduğunu anlatıyor.

Dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer alan Hindistan’da çiftçi intiharları devam ediyor. Çünkü sermayenin egemenliği anlamına gelen kapitalizm insan ihtiyaçlarını ve insan yaşamını yok sayarak var olmaya devam ediyor. Sermaye sınıfı bu büyümenin bedelini işçi ve emekçilere ödetmeye devam ediyor. Ne yazık ki tek başına olduğunu düşündüğü için sorunlarını çözeceğine, hayatı değiştireceğine inanmayan yüz binlerce insan, çocuklarını aynı koşullara teslim ederek kendi canına kıymaya devam ediyor. Ve ne yazık ki, yüz binlerce insan direnmeden, mücadele etmeden bu kötü koşulları değiştirmeden ölüp gidiyor! Bu kadar insanın yaşamına son vermek yerine mücadele etmeye karar verdiğini düşünsenize! Kuşkusuz, insanlık tarihinde defalarca olduğu gibi, gün gelecek ezilenler, sömürülenler harekete geçecektir.

... önceki yazı
Yiyin Efendiler Yiyin!