İpekböceği, tırtıl evresinin sonunda vücudundaki özel bezlerden sıvı bir protein salgılayarak kozasını örmeye başlar. Bu sıvı havayla temas ettiğinde katılaşarak ince, dayanıklı bir ipliğe dönüşür. İpekböceği kendi vücudunun etrafını katman katman sarar ve bir süre sonra kozanın içinde görünmez hale gelir. Sarma işlemi tamamen bittikten sonra ipek böceği başkalaşım evresine geçer. 2-3 hafta sonra ipekböceği kelebeğe dönüşür. Eğer kendi doğal haline bırakılırsa ipekböceği değişim evresini tamamlar ve ağzından salgıladığı özel bir enzimle ipek ipliklerini eritir, kozasını delip dışarı çıkar. İpekböceğinin dönüşümünü tamamlayıp kelebek olarak kozasından çıkması için bu evreyi kendi mücadelesi ile tamamlaması gerekir. Dışarıdan bir müdahale görmeden, ne vaktinden önce ne de sonra, tam zamanı geldiğinde kelebeğin kendi mücadelesi ile! İpekböceği verdiği mücadelenin sonucunda kelebeğe dönüşür ve kozasından çıktıktan sonra yumurtlamaya başlar. Mücadele doğanın kendini güçlendirme, yeniden var etme yöntemidir. Zorluklar, mücadeleler doğadaki canlıların kendini güçlendirmesini ve hayata tutunmasını sağlar.
Ezilen sınıfların mücadelesi de buna benzer. Ezilen sınıflar ezenlere karşı sürekli bir mücadele içindedir. Ama verilen mücadelenin kazanımla sonuçlanması için doğru zamanda doğru yöntemlerin uygulanması ve harekete yön verilmesi gerekir. Ne vaktinden önce ne de vaktinden sonra, doğru zamanda ve doğru yöntemle yön verilen mücadele, günün sonunda kazanım getirir. Rusya’da 1900-1903 yılları arasındaki ekonomik bunalım emekçilerin yaşam koşullarını daha da zorlaştırmıştı. Bu dönemde 3 bin civarında işyeri kapatılmış, 100 binden fazla işçi işten çıkarılmıştı, çalışan işçilerin ise ücretleri düşürülmüştü. Tüm bu koşullar karşısında emekçilerin artan öfkesi sonucu grevler başlamıştı. 1904 yılında Rusya ve Japonya arasında yürüyen savaş sonrasında Çarlık hükümeti yenildi. Çarlık hükümeti Japonya ile kendisi için çok ağır sonuçları olan bir anlaşma yapmak zorunda kaldı. Savaştaki yenilgi, ağır kayıplar halkın hoşnutsuzluğunu, Çarlık hükümetine karşı duyduğu öfkeyi arttırdı. Sokaklarda kitlesel yürüyüşler düzenleniyor ve ekonomik taleplerin yerini siyasal talepler alıyordu. 9 Ocak 1905 sabahı işçiler çocukları, eşleri, yaşlı anne ve babaları ile birlikte Çarlık sarayına doğru yürüyüşe geçtiler. Papaz Gapon önderliğinde saraya yürüyen işçiler ellerinde kilise bayraklarını ve Çarın resmini taşıyorlardı. İçerisinde taleplerinin yer aldığı dilekçeyi Çara vermek üzere saraya yürüyorlardı. İşçi sınıfının taleplerini daha da ileriye çekmek için Bolşevikler de işçilerle birlikte yürüyordu. Bolşevikler Çara verilecek dilekçenin talepleri arasına basın özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğü, yasalar önünde eşitlik gibi o dönem için ileri ve siyasi talepler eklettiler.
Çar kendisinden yardım isteyen savunmasız emekçilerin üzerine ateş açtı. Binden fazla insan öldürüldü, iki binden fazlası yaralandı. 9 Ocak, Rusya işçi sınıfının tarihinde Kanlı Pazar olarak yer etti. Bu kanlı saldırının ülke genelinde yarattığı öfke çok büyük oldu. Bütün ülkede grevler, eylemler patlak vermeye başladı. Kanlı Pazar’dan sonraki bir ay içinde ülke genelinde grevlerin sayısı son on yılda Rusya’da yaşanan grevlerin toplam sayısından daha da fazlaydı. Köylüler toprak sahiplerine karşı ayaklanıyor, toprak sahiplerinin malikânelerini ateşe veriyor ve toprakları aralarında paylaşıyorlardı. Ayağa kalkmış olan işçi ve köylülerin bu haklı öfkesi karşısında saltanatının sona ermesinden korkan Çar bir bildiri yayınlayarak işçi ve köylülere özgürlük vaat ediyordu. Çar ayağa kalkmış olan emekçilerden ne kadar korktuğunu annesine yazdığı mektubunda şu sözlerle anlatıyordu. “Hatırlayacaksınız kuşkusuz Ocak ayı günlerini. Çok yoksul ve zavallılardı, öyle değiller miydi? Ama bunlar, şimdi olup bitenler hiç onlara benzemiyor. Beni hasta ediyorlar. Bakanlarım zamanında ve tez karar alacakları yerde, ürkmüş tavuklar gibi nazırlar kuruluna gidiyorlar ve ortaklaşa bir karar almaksızın tavuklar gibi gürültü patırtı ediyorlar. İnsan yaz ortasındaki gök gürlemesi ve fırtınanın korkusunu duyuyor sanki… Boyun eğmekten ve kim ne istiyorsa vermekten başka çıkar yol kalmamıştı… İdare cihazımız görünür bir başıboşluk içindeyken, kendimizi bir devrimin içinde bulduk. En büyük tehlike devlet cihazının bu başıboşluğunda…” Devrimci durum yaşanırken Çar durumu kontrol altına almak ve emekçilerin mücadelesinin daha da yükselip saltanatını devirmesini engellemek için halkın kimi taleplerine boyun eğmek zorunda kaldı.
1905 yılında devrim başlamışken Bolşeviklerin sınıf içindeki gücü maalesef ki yetersizdi. Sosyalist hareketin dağınıklığı ve öncü bir parti etrafında birleşemediği koşullarda harekete istenilen doğrultuda yön verilemedi. İşçi ve köylülerin eylemlerinin geri çekilmeye başlamasıyla birlikte Çarlık rejiminin vaat ettiği görece özgürlük dönemi de sona erdi. Sürgünler, tutuklamalar ve hapis cezaları başladı. Bu dönemde RSDİP ağır kayıplar verdi. Gericilik dönemine dayanamayan ikircikli aydın ve küçük-burjuva unsurlar partiyi terk etti. Mücadele doğanın kendini güçlendirme yöntemidir, işte Bolşevikler de bu gericilik yıllarında zorlu koşullar karşısında yılmak yerine verilen mücadeleden dersler çıkararak ve güçlenerek emin adımlarla parti örgütünü güçlendirdiler. İşçi sınıfı içerisinde örgütlenerek mevzilerini sağlamlaştırdılar. Fırtınanın kopacağı ve devrimci durumların yaşanacağı günlere ipek böceğinin ilmek ilmek kozasını ördüğü gibi ilmek ilmek mücadeleyi örerek, partiyi sağlamlaştırarak hazırlandılar. Lenin 1906-1917 arasındaki mültecilik yıllarında tüm zorluklara ve işçi sınıfının üzerine çöken baskılara rağmen bir an olsun işçi sınıfına ve onun nihai kurtuluşuna olan ümidini yitirmedi. 1905 devriminden çıkardığı derslerle Bolşevik Partinin iradesini çelikleştirdi.
1914 yılına gelindiğinde egemenler kendi çıkarları için dünya halklarını birbirine kırdıran emperyalist dünya savaşını başlattılar. İşçiler, köylüler, askerler Çarlık hükümetine karşı büyük bir öfke duyuyorlardı ve savaşa karşı mücadele eden sosyalistlerin safına geçiyorlardı. 1916 yılında bir milyondan fazla işçinin katıldığı 1500 grev olmuştu. Köylü ayaklanmaları, toprak işgalleri artıyordu. Savaşın sebep olduğu ağır yoksulluk ve yıkım karşısında emekçilerin öfkesi günden güne artıyordu. Milyonlarca işçi, emekçi savaşta öldürülmüş ve sakat kalmıştı. Diğer taraftan tüm kaynakların savaşa aktarılması nedeniyle kıtlık yaşanmaya başlanmıştı. Bolşevikler fabrikalarda, cephelerde örgütlü bir şekilde bu savaşın işçi sınıfının savaşı olmadığını ve emperyalist savaşa karşı işçi sınıfının silahlarını kendi gibi emekçilere değil de kendi burjuvalarına yöneltmeleri gerektiğini propaganda ediyorlardı. Emekçiler bu yıkım tablosu karşısında yüzlerini daha çok Bolşeviklere dönmeye başlamıştı. Lenin önderliğindeki Bolşevik Parti, burjuvazinin, Menşeviklerin, küçük-burjuva sosyalistlerin işçi sınıfının devrimine engel olup kitlelerin bilincini bulandırmasına izin vermedi. 1917’de tüm koşullar olgunlaştığında Lenin ve Bolşevik Parti öncülüğünde işçi sınıfı Ekim Devrimi ile iktidarı eline aldı. İpekböceğinin günü geldiğinde kozasını delip kelebek olarak çıkması gibi Rusya işçi sınıfı da Bolşevik Parti önderliğinde ne vaktinden önce ne de vaktinden sonra, doğru bir zamanlamayla hareket ederek şanlı Ekim Devrimini gerçekleştirdi. Devrimci iktidar, savaştan çekilme kararıyla Rus işçi sınıfının yaşadığı derin acılara son verdi. Artık Rusya’da işçiler kendileri üretiyor, kendileri yönetiyordu.
Bugün de pek çok ülkede emekçilerin isyanları sürüyor. Öğrenciler, gençler geleceksizliğe karşı haftalardır Fransa’da, İspanya’da, İtalya’da, Belçika’da ve daha birçok ülkede burjuva hükümetleri protesto ediyorlar. İşçi sınıfı dünyanın birçok ülkesinde kemer sıkma politikalarına, konut sorununa, artan hayat pahalılığına, yoksulluğa karşı meydanlara iniyor, eylemler, grevler yapıyor. Emperyalist savaşa ve savaşın neden olduğu yıkıma karşı işçi sınıfı dünya meydanlarında tepkisini, sesini yükseltiyor. İşçi sınıfının tüm bu sorunlarının bir an önce son bulması, dünyaya barışın, eşitliğin, demokrasinin gelmesinin yolu bugünden işçi sınıfının hareketine vakti geldiğinde doğru yönü tayin edecek devrimci partinin yaratılmasıdır. Ancak o zaman vakti geldiğinde, koşullar olgunlaştığında işçi sınıfı doğru önderlik sayesinde bu düzeni yıkıp geçecektir.
link: Çayırova’dan bir kadın metal işçisi, Mücadele Doğanın Kendini Güçlendirme Yöntemidir, 4 Kasım 2026, https://marksist.net/node/8860



