Özellikle son süreçte, en tepeden aşağıya doğru her türlü narko-mafyatik ilişkilerin ayyuka çıkmasına ve artan derin çürümeye şahit oluyoruz… Büyük yalanlarla iktidar koltuğuna kurulan faşist rejim, hâlâ aynı teranelerle devam etmektedir.
Faşist demagoji ile rejimin amacı, toplumun içinde yapay ayrımları derinleştirmek, gerektiğinde vurucu bir güç haline dönüştürebileceği bir kitle yaratmaktır. Bu doğrultuda, birçok yandaş vakıf aracılığıyla devletin kasasından ciddi miktarlarda paralar iç edilmektedir. Muhalif belediyelere saldırmak, en ufak eleştiride bulunan aydınlara, yazarlara ya da sıradan insanlara “Silivri’nin soğuk” olduğunu hatırlatmak neredeyse normalleşmiştir. Rejimin her bir kurumundaki çürüme günden güne katmerleşerek artmakta, üst düzey devlet görevlilerinin kirli işleri ve ilişkileri basına düşmektedir. Artan uyuşturucu trafiği, mafyatik ilişkiler, devletin kurumlarını yağmalama gırla gitmektedir. Lafa gelince “ırmağının akışına ölürüz” diyenler, fiiliyatta dağına, taşına, uçan kuşuna akıl almayacak düzeyde zarar vermektedir. Çeşitli uluslararası tekeller aracılığıyla yüzlerce maden şirketi korkunç bir talan yürütmekte, doğa alabildiğine kirletilmektedir. İnsanlığı derin bir felâkete sürükleyen sistemin efendileri, zerre kadar utanmadan karşımıza çıkıp bir de topluma ahlâk dersi vermeye kalkmaktadır.
Tarikatlarla derin ilişkisi olduğu bilinen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ramazan dolayısıyla okullarda “Ramazan etkinliği yapacağız” demişti. Ve tam hızla bu programlar başladı; daha doğru düzgün okuma yazma bilmeyen çocuklara varıncaya kadar etkinlik adı altında, yaratılmak istenen düzenin propagandası yapıldı. Hedefleri çok netti; bir taşla birkaç kuş vurmak, muhalefeti köşeye sıkıştırıp gayri meşru göstermek. Daha küçük yaşta çocuklara ve gençlere cemaatlerinin propagandasını yapmak. Yapay gündemler yaratarak gerçeklerin üzerini örtmek, yapay ayrımlar üzerinden kutuplaşmayı, nefreti körüklemek. “Yüzde 99’u Müslüman bir ülke” söylemiyle bu ülkenin gerçeklerini inkâr etmek, yok saymak.
Biz işçiler bin bir renkli çiçek tarlası gibiyiz. Tüm farklı renklerimize rağmen, sabahın erken saatlerinde yollara düşüyor, tıkış tıkış araçlarda yolculuk yapıp kendimizi tezgâh başlarında buluyoruz. Birlikte düğünlerimize, cenazelerimize gidiyor, zor durumdaki mesai arkadaşlarımıza aramızda dayanışma topluyoruz. Başına bir iş gelen, iş kazası geçiren arkadaşımıza ilk biz koşuyoruz. Ya da o güne kadar hiç tanımadığımız sağlık çalışanı arkadaşlarımız koşuyor imdadımıza. Şimdi tepeden biri çıkıyor ve yüzlerce yıllık değerlerimizi, dayanışmamızı yok sayıyor. Karanlığın efendileri sırf kendi kokuşmuş düzenleri devam etsin diye insanlığın ortak mücadele deneyimlerini yok sayıyor. Yine bunlar, kimi lümpen tipleri de popüler hale getirerek, yarattıkları enkazı şirin göstermek için sanatçı vb. kılığında topluma pazarlıyorlar. Bizler iyi biliyoruz ki, rejimin sözcülerinin kendi çıkarlarından başka kimseyi düşündükleri yoktur. Güya o çok düşündükleri gençlerin geleceklerini nasıl zehir ettikleri ortada: işsizlik, geleceksizlik, sisteme bağlı psikolojik sorunlar ve genç nüfustaki artan intihar vakaları. Özellikle artan hayat pahalılığı karşısında, o çok düşündükleri gençlerin analarına, babalarına, dedelerine neyi reva gördüklerini anlamak gerekir: açlık sınırının çok altında bir asgari ücret, nefes almaya bile yetmeyecek 22 bin liralık bir emekli maaşı, uzayan iş saatleri… Hakkını aradığı için, itiraz ettiği için işten atılan büyükleri, geleceği çalınan abileri, ablaları…
Bu ikiyüzlü kapitalistlerin her bir adımında paçalarından pislik dökülüyor. Biz sorunlarımıza çözüm ararken çeşitli araçlar, yol ve yöntemler kullanarak, yapay gündemler yaratanlar yine bunlar değil mi? Asgari ücrete üç kuruş zammı bile çok görürken, yandaşlarının milyon dolarlık borçlarını silen, milyon dolarlık ihaleleri doğa katliamcılarına veren bunlar değil mi? Alın teriyle kazandığımız ücretlerimizi vergi adı altında haraca bağlayan bunlar değil mi? Staj adı altında gencecik kızlarımızı, oğullarımızı boğaz tokluğuna patronlara peşkeş çeken bunlar değil mi? Şimdi bunca şeye rağmen bunlar mı bizim geleceğimiz olan çocuklarımıza güvenli bir hayat verecek? Şairin de dediği gibi;
Onlar engerekler ve çıyanlardır,
Onlar aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır,
Tanı bunları, tanı da büyü.
link: İstanbul/Esenyurt’tan bir metal işçisi, Onların Yapay Gündemleri ve Bizim Gerçeklerimiz, 23 Mart 2026, https://marksist.net/node/8733



