Navigation

Vedat Türkali’yi Kaybettik!

Yazıcı içinYazıcı içine-postayla göndere-postayla gönder
Büyük kavgasına olan tutkusuyla ve her daim berrak olan bilincinin ışığıyla yıllar boyunca pek çok devrimcinin üzerinde muazzam etkiler bırakan Türkiye’nin önde gelen komünist aydınlarından Vedat Türkali (Abdülkadir Pirhasan) 97 yaşında aramızdan ayrıldı. Uzun sayılabilecek bir ömrü, yaşamının her döneminde bir komüniste yakışacak eserler ve tutumlar ortaya koyarak sürdüren ve noktalayan Türkali, Türkiye komünist hareketinin en önemli değerlerinden biriydi.

Büyük kavgasına olan tutkusuyla ve her daim berrak olan bilincinin ışığıyla yıllar boyunca pek çok devrimcinin üzerinde muazzam etkiler bırakan Türkiye’nin önde gelen komünist aydınlarından Vedat Türkali (Abdülkadir Pirhasan) 97 yaşında aramızdan ayrıldı. Uzun sayılabilecek bir ömrü, yaşamının her döneminde bir komüniste yakışacak eserler ve tutumlar ortaya koyarak sürdüren ve noktalayan Türkali, Türkiye komünist hareketinin en önemli değerlerinden biriydi.

Türkali, Türkiye’de ve dünyada anti-komünist saldırganlığın ayyuka çıktığı en zorlu dönemlerin birinde mücadeleye katılmış ve Türkiye Komünist Partisi’ne yönelik 1951 tevfikatında tutuklanıp 9 yıl ceza almıştı. 7 yıl tutsak edildikten sonra şartlı olarak serbest bırakılmasının ardından, gazetelerde ve yayıncılık alanında çalıştı ve sinema sektörüne adım attı. Tanınan komünistlere karşı yürütülen amansız baskılar yüzünden sinema sektöründe çalışabilmek için bugün yaygın olarak bilinen Vedat Türkali adını o yıllarda kullanmaya başladı. “Karanlıkta Uyananlar”, “Güneşli Bataklık” gibi Türkiye’deki ilk önemli işçi mücadelesi filmlerinin senoryolarını o yazdı. Olağanüstü sansür koşullarına ve sinema sektöründeki egemen gerici anlayışa karşı büyük mücadeleler vererek bu filmlerin seyirciye ulaşmasını sağladı. Bu yıllarda “141. Basamak”, “Bu Ölü Kalkacak”, “Dallar Yeşil Olmalı” gibi önemli tiyatro oyunları da yazdı Türkali. TRT’den bile ödül alabilen bu oyunların da akıbeti sansürlerle boğuşmak oldu.

Vedat Türkali, 1960 askeri darbesinin öncesindeki toplumsal durum ve siyasal eylemler ekseninde küçük-burjuva aydının iç çelişkilerini anlattığı “Bir Gün Tek Başına” romanıyla edebiyat alanında da önemli eserler ortaya koymaya başladı. Sonrasında da çok sevilen ve okunan romanlar yazdı. Çok önemli tarihsel dersleri ve tanıklıkları içeren hususları ele alarak yazdığı “Tek Kişilik Ölüm” ve özellikle “Güven” romanları Türkiyeli komünistler için büyük kıymete sahip eserler oldu. Komünist harekette bürokrasinin oynadığı uğursuz roller ve mücadeleyi baltalayıcı tutumlar bu romanlarda birinci elden tanıklıkla teşhir edildi. Ancak Vedat Türkali komünist siyasette tanık olduğu bunca yanlışa ve hatta ihanete rağmen hiçbir zaman komünist ideallerinden vazgeçmedi. Aksine tutkulu bir biçimde devrimci değerleri savunmayı ve genç kuşaklara anlatmayı sürdürdü.

Türkali, ömrünün son dönemlerinde de, komünist kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak Türkiye’deki Kürt sorununda, açık bir biçimde ezilen Kürt halkının yanında yer alarak taraf oldu. Hem egemen sınıfla hem de sol görünümlü şovenistlerle kavgaya girişti. Bir komünistin ulusal sorunda göstermesi gereken tutumu büyük bir netlikle ortaya koydu. Ermeni halkına reva görülen büyük kıyımı da aynı açıklıkla anlattı, genç kuşaklara taşıdı.

Velhasıl Türkali, namuslu bir komünist aydın olarak bu toplumdaki pek çok kuşaktan sosyalist insanın yüreğinde, bilincinde önemli izler bırakarak yaşadığı hayatını, nefes aldığı her ana mücadeleye hizmet eden bir çabayı sığdırmış onurlu bir insan olarak noktaladı. Belki o, “haramilerin saltanatının yıkıldığı İstanbul’dan zafer şarkılarıyla geçişimize” tanık olamadı ama, yaşamı boyunca savunduğu değerlerin biçimlendirdiği eserleri, o büyük günlerde zafer şarkıları söyleyecek kuşaklara ilham vermeyi muhakkak sürdürecek.