Navigation

Açlık Ordusu ABD’ye Doğru İlerliyor

Amerika kıtasında son yılların en büyük göçmen kafilesi daha iyi bir yaşam umuduyla yollarda. 13 Ekimde Honduras’ın San Pedro Sula şehrinden ABD’ye doğru yürüyüşe geçen göçmen konvoyu giderek kalabalıklaştı. Son durumda sayıları 7 binin üzerinde olduğu belirtilen göçmen kafilesi, ABD’deki ara seçimler öncesinde Donald Trump’ın seçim hesaplarının da malzemesi oldu. Başkanlık koltuğuna oturduğundan bu yana her fırsatta göçmenleri hedefine alan Trump ve yandaş medyası seçimlere kadar göçmen konvoyunu gündemden düşürmedi. Göçmenlere ateş püsküren Trump, göç akınını durdurmak için elindeki tüm olanakları seferber etmeye uğraştı.

Guatemala, Honduras ve El Salvadorlu binlerce göçmen, iş bulmak, yoksulluktan ve ülkelerinde yaşadıkları şiddetten kurtulmak için “ölüm koridoru” diye bilinen rotayı izleyerek ülkelerinden kaçıyor. ABD ya da Meksika’da daha iyi bir yaşama kavuşma umudu taşıyan göçmenler, her türlü riski göze alarak amaçlarına ulaşmak istiyorlar. “Hiç umudum yok, bilgisayar teknisyenliği eğitimi aldım ve hiçbir iş bulamadım” diyen Honduraslı 19 yaşındaki Mynor Chavez, yola devam etmeye kararlı olduğunu belirtiyor. Guatemala’dan Meksika’ya bir nehir geçerek kaçan Chavez, bu ülkenin güney sınırındaki devriyelere karşı koyan pek çok insandan biri.

Orta Amerika’dan gelen göç dalgasına katılım en çok Honduras’tan. Halkın üçte ikisinin yoksul olduğu, çetelerin şiddetine maruz kaldığı Honduras’ta, emekçiler aynı zamanda cunta yönetiminin siyasi baskılarından da kaçıyorlar. Honduras hükümeti yürüyüş başladığında “siyasete alet olmama” çağrısı yapmıştı. Honduras’ın başkenti San Pedro Sula, katliamlar başkenti olarak biliniyor. ABD’den Orta Amerika’ya sürülmüş çete üyeleri buralarda uyuşturucu kartelleriyle uyuşturucu ticaretini sürdürüyorlar. İş bulup çalışan insanlar çete üyelerinin gaspına ve şiddetine maruz kalıyorlar. 22 yaşındaki inşaat işçisi Joel Garcia geçtiğimiz yıl ABD’ye ulaşma girişimi sırasında Meksika’dan sürüldükten sonra bu göçmen konvoyuna katılmaya karar vermiş. Çetelerin aile üyelerinden bazılarını öldürdüğünü söyleyen Garcia, yeterince para kazanıp diyabet hastası olan annesine destek olmak istiyor. 500 kilometrelik bu yolculuğa evinden parmak arası terliğiyle çıkarak katılmış. Yolda birileri ona çorap vermiş. Honduras’taki 7 yaşındaki kızını bırakıp kocasıyla birlikte göçmenlere katılan 24 yaşındaki Maria Amparo Gutierrez Garcia da, haberlerde göçmen konvoyunu gördüğü anda katılmaya karar verdiğini söylüyor. Çünkü ülkesinde kalarak çocuklarına bir gelecek sağlama umudu tükenmiş Maria ve eşinin.

Göçmenler yollarda insan kaçakçılarının ve uyuşturucu çetelerinin hedefi olmamak ve daha güvenli bir şekilde hareket etmek için kafile oluşturuyorlar. Yalnız başına veya küçük gruplar halinde seyahat eden göçmenler için bu yolculuk yaşamlarına bile mal olacak riskler barındırıyor. Meksika’nın Veracruz eyaletindeki yetkililer, Eylül ayında, gizli mezarlara gömülmüş en az 174 kişinin ceset kalıntılarına ulaştıklarını ve bunların göçmenlere ait olabileceğini belirtmişlerdi. Veracruz, geçen yıl yüzlerce göçmenin akıbetinin belirsiz kaldığı ve fidye için insanların kaçırıldığı bir yer olarak biliniyor.

Yolculukları boyunca saatlerce güneş altında yürüyen göçmenler, aşırı yorgunluktan, sıcak havadan, susuzluktan kaynaklı sorunlar yaşıyorlar. Konakladıkları kamplarda içmek için temiz su bulamıyor, hijyen sorunları yaşıyorlar. Konvoyda çocuklar, hamile kadınlar ve engelliler de bulunuyor ve bunlar yolculuğun zorluklarından çok etkileniyorlar. Göçmenler yolculukları sırasında geçtikleri kasabalardan toplum gönüllülerinin dağıttıkları yiyecek, içecek ve çeşitli bağışlarla ayakta kalıyorlar. Göçmenlerden biri ABD’li gazetecilere “İnsanlar bize kalpten gelen bir nezaketle yiyecek veriyorlar, yalnızca başkanınız Donald Trump bizi sevmiyor” diyor.

Başlangıçta yaklaşık 1000 kişi civarında olan göçmen konvoyu, haberi yayıldıkça giderek kalabalıklaştı. Yürüyüş konvoyu ilerledikçe ve büyüdükçe Trump’ın tepkisi de sertleşti ve bu durumu “ulusal acil durum” olarak ilan etti. Göçmen konvoyunu durdurmak için Meksika sınırına 10-15 bin asker göndereceği tehdidinde bulundu. Ara seçimler öncesinde Trump, insanların “terör” korkusunu alevlendirmek için attığı birçok tweet’te, göçmenlerin korkunç haydutlar, çete üyeleri, saldırgan, güçlü savaşçılar olduklarını yazıp durdu. Herhangi bir kanıt gösterme zahmetine bile girmeden, göçmen kafilesinin siyasi bir motivasyonla hareket ettiğini ve aralarında “suçluların” ve “kimliği bilinmeyen Ortadoğuluların” olduğunu iddia etti. Yandaş medyasından da destek gecikmeden geldi. Cumhuriyetçilere yakınlığıyla bilinen Fox televizyonunda yayınlanan “Fox and Friends” programının sunucusu Pete Hegseth, daha da ileri giderek kafilenin içinde 100 kadar IŞİD’li olduğunu iddia etti.

Mülteci karşıtı söylemleri ve politikalarıyla bilinen Trump’ın seçim vaatlerinden biri “yasadışı göçü bitirmek”ti. Bu göç dalgasını durdurmak için her yolu deneyen Trump, Guatemala, Honduras ve El Salvador hükümetlerini insanların “yasadışı bir şekilde” ABD’ye gitmelerine izin vermekle suçlayıp bu ülkelere yapılan yardımların kesilebileceği tehdidinde bulundu. Göçün kaynağı olan Guatemala, Honduras ve El Salvador gibi ülkeleri, göçmen kafilelerini durdurmaları için para yardımlarını kesmekle tehdit etmeye başladı. 2016 yılında ABD, Guatemala’ya 131 milyon, Honduras’a 98 milyon, El Salvador’a da 68 milyon dolarlık mali destek vermişti. 2017’de %40’lık bir kesintiye giderek bu desteği Guatemala’da 69 milyon, Honduras’ta 66 milyon ve El Salvador’da 46 milyon dolara indirmişti. Şimdi bu meseleyi bahane ederek yardımları daha da indirmeyi amaçlıyor. ABD, 1980’lerde, bu ülkelerdeki iç savaşta üs olarak kullandığı Honduras başta olmak üzere oligarşiye ve orduya yüz binlerce insanı öldürmesi için tam destek vermişti. Uyuşturucu ticaretinin merkezleri haline gelen bu ülkelerde şiddet ve istikrarsızlığı daha da arttırdı.

Trump, Meksika polisi ve ordusunun, ABD’nin güney sınırına gelen göçmenleri durduramadığını belirterek, sınırdaki devriyeleri harekete geçirmişti. Trump’ın orduyu sınıra yollayacağı tehdidinden sonra ordunun bu talebi değerlendirdiği yetkililerce açıklanmıştı. Yetkililer, gönderilecek askerlerin kolluk gücü olarak görev yapmayacağını belirtmişti. Zira 1870’lere dayanan bir kanun, Kongre’den özel izin çıkmaması halinde ordunun doğal afetler, toplumsal hareketler ve enkaz kaldırma çalışmaları gibi özel durumlar dışında kolluk gücü görevinde bulunmasını yasaklıyor.

ABD’nin bu büyüklükteki orduyu göçmenleri durdurmak için seferber etmesi tartışmalara neden oldu. Zira bu, son yıllarda Afganistan’dan sonra yapılacak en büyük asker sevkiyatı olarak görülüyor. ABD’nin resmi rakamlara göre Afganistan’da 15 bin, Irak’ta 5 bin, Suriye’de ise 2 bin askeri bulunuyor.

Seçim için gözünü karartmış olan Trump, rakiplerini zayıflatmak amacıyla mülteci meselesini gündemden düşürmemişti. “Konvoylar Demokrat Partinin rezaletidir. Göç yasalarını değiştirmeliyiz. Hemen şimdi!” deyip, göçmen konvoyunun Demokrat Partililer tarafından örgütlendiğini, Demokratların mültecilere para dağıttığını iddia etmişti. Bir yandan da tehditlere devam edip Beyaz Sarayda düzenlediği bir basın toplantısında göçmenlerin askerlere taş atması durumunda askerlerin ateşle karşılık verebileceğini söylemişti. Bir grup göçmenin kendilerine saldıran Meksika polisine taş ve şişeyle karşılık vermesini bahane eden Trump, taşla silah arasında çok fazla fark olmadığını, kolluk güçlerine göçmenlerin atacağı taşın silah olarak görülüp, silahla karşılık verilmesi gerektiğini belirtmişti.

Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasının ardından, ABD’ye yasal yollardan girmemiş olan göçmenler için hayat daha da zorlaştı. Şanslı olanlar göçmenlere kapılarını açan kiliselerde barınıyor. Trump’ın koltuğa oturduktan 5 gün sonraki ilk icraatı, İç Güvenlik Bakanlığına 250 bin kayıtsız göçmeni bulma, tutuklama ve sınır dışı etme emri vermek olmuştu. Göç konvoylarının son dönemdeki büyümesinden sonra da ABD anayasasındaki göçmenleri yakından ilgilendiren 14. maddeyi kaldırmayı hedefliyor. Bu maddeye göre Amerika’da doğan her çocuk ABD vatandaşlığına geçme hakkı kazanıyor.

Orta Amerika ülkelerinden ABD’ye sığınmak isteyenlerin sayısı 2010 yılından bu yana hızla artmaya başladı. İlk göçmen kafileleri 2011 yılında oluşturuldu. Kafile halinde yol almak, polisin ve çetelerin saldırılarına karşı korunmak için güvence oldu. Bu sebeple her Paskalya’da bu yürüyüşler gelenekselleşerek katılan insan sayısı artmaya başladı. 2018 yılında ilk büyük göç kafilesi 25 Martta yürüyüşe geçti. 700 kişiyle başlayan yürüyüş 1200 civarında kişiye ulaştı. Pueblo Sin Fronteras (Sınır Tanımayan Halklar) sivil toplum örgütü tarafından başlatılan yürüyüş, 29 Nisanda Meksika Tijuana’da ABD sınırı yakınında Dostluk Parkında son bulmuştu.

Son olarak Ekim ayında yürüyüşe geçen göçmen konvoyunun ABD’ye doğru yolculuğu devam ediyor. Meksika’nın orta bölgelerine ulaşan göçmenler ABD’nin baskıları sonucunda zaman zaman zorluklarla karşılaşsalar da, Meksika’daki kimi kentlerde belediyeler tarafından misafir de ediliyorlar. Meksika hükümeti, göçmenlerin ABD’ye ulaşmalarını durdurmak için, sığınma başvurusu yapmaları halinde kendilerine çalışma izni verileceğini belirtmişti. Göçmenlerin bir kısmı Meksika’da kalmayı düşünüyor ama çoğunluğu ABD’ye varmak istiyor. Göçmenleri ABD topraklarına sokmamak için tüm imkânları seferber eden Trump, ara seçimlerden hemen sonra, ülkeye yasadışı yollarla giriş yapanların iltica başvurularının reddedilmesini öngören Başkanlık Bildirgesini de imzaladı. Tüm bu engellemelerden sonra göçmenlerin yürüyüşünün nasıl sonuçlanacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Göç yollarındaki açlık ordusu, yaşanmaz hale gelen ülkelerinden kaçıyor. İş, aş, başını sokacak bir ev, ailesi için güvence arıyor. Ama etrafına örülmüş çitleri, bariyerleri aşıp da vardığı yerde kapitalizmin acımasızlığına, açmazına tosluyor. Meksika sınırına yığılmış binler ya da Ortadoğu’dan Avrupa’ya akan milyonlar, geleceğe dair çarpıcı bir görüntü sunuyor. Kapitalizm inanılmaz, akıl almaz bir eşitsizlik yaratmış durumda. Bir tarafta Jack London’ın tabiriyle “uçurum insanları”, öte tarafta ise bir avuç azınlığın muazzam zenginliği… Bu eşitsizlik ülkeler arasında da söz konusudur. İşçi sınıfının sömürüsüyle elde edilen zenginlik bazı merkezlerde birikirken, adeta “uçurum insanları” haline gelmiş milyonlar, hayatta kalabilmek için, zenginliğin yoğunlaştığı merkezlere akmaktadırlar. Ne var ki onları, gittikleri bu ülkelerde de zenginlik değil yoksulluk, horlanma, aşağılanma beklemektedir. Kapitalizmin yarattığı bu açmazı ortadan kaldırmanın tek yolu, yerlisiyle, göçmeniyle, işçilerin iktidarı kendi ellerine alarak kapitalizmi yerle bir etmelerinden geçmektedir.