Yıl 1917. Dünya savaş cehenneminde cayır cayır yanıyordu. 1914 yılında başlayan savaş, Avrupa, Afrika, Ortadoğu, Asya-Pasifik ve Kafkasya gibi çeşitli bölgelerde halklara en derin acıları yaşatıyordu. Dünyanın tepesine çöreklenmiş bir avuç kral, padişah ve burjuva, dünyayı yeniden paylaşmak ve egemenliklerini diğer güçlere kabul ettirebilmek için bu savaşı başlatmışlardı. Bu zaman diliminde cephelere sürülenler işçiler, köylüler ve yoksul halk olmuş, asker edilen milyonlarca insan kendi çıkarına olmayan bu savaşta canını vermişti.
Savaş sadece cephelerde ölümlerden ibaret değildi. Cephe gerisinde üretim ve tarım yapacak insan kalmadığı için, şehirler yıkıldığı için hayat durmuş gibiydi. Zaten yoksulluk çeken işçilerin ve köylülerin eşleri, çocukları açlıkla baş başa kalmıştı. Cephelerde ölen eşler, oğullar, kardeşler, yaralanıp savaşamaz hale geldiği için geri gönderilen askerler, büyüyen açlık, uzayan savaş milliyetçi coşkuyu derinlere gömüyor, savaşın sorgulanmasını sağlıyor, öfkeyi arttırıyordu. Savaşın acısını yaşayanlar bu savaşın son bulmasını istiyorlardı. Fakat bunun nasıl olacağı konusunda bir fikirleri yoktu.
Savaş tüm Avrupa’yı, Rusya’yı altüst etmişti. Zorluklarla dolu bu dönemde Rusya’da uzun yıllardan beri işçi sınıfı içinde canla başla çalışan Bolşevikler, işçi sınıfına öncülük ederek tarihin akışını değiştirmeye hazırlanıyorlardı. Bu öyle basit bir iş değildi. Tüm bu zorluklar içerisinde nasıl bir yol izleneceğini netleştirmek, bu yolun doğru olduğuna işçi sınıfını ikna etmek gerekiyordu. Lenin liderliğindeki Bolşevikler baştan beri bu emperyalist paylaşım savaşının karşısında olmuş ve savaşı çıkartan taraflardan biri olan Rus egemenlerine karşı mücadeleye başlamışlardı.
Savaşta alınan yenilgiler ve ayaklanmaların etkisiyle 1917 Şubatında Çarlık rejimi yıkıldı. Kurulan burjuva meclis, savaşın devamından yana kararlar aldı. Fakat Bolşeviklerin verdiği tavizsiz mücadele ilerleyen aylarda sonuçlarını daha güçlü biçimde verirken, işçiler, askerler ve köylüler artık yüzünü Bolşeviklere dönmeye başlamıştı.
Lenin ne yapması gerektiğini biliyor ve bu yolda emin adımlarla yürüyordu ama en yakınındakiler bile onu anlamakta zorluk çekiyordu. İşçi sınıfı bir devrim yoluyla iktidarı eline almalı ve savaşa son verip tüm dünyaya barış çağrısı yapmalıydı. Nihai barış için tüm ülkelerdeki işçilerin kendi egemenlerine karşı ayaklanıp iktidarı almaları gerekiyordu ve tüm ülkelerin işçilerinin kaderi tüm dünyada bunun başarılmasına bağlıydı.
Ekim 1917’de gerçekleşen devrimle işçiler, askerler ve köylüler Bolşeviklerin öncülüğünde iktidarı ellerine aldılar. “Sovyet” denilen meclislerle kendi kendilerini yönetmeye başladılar. 1871 Paris Komününden sonra tarihte ikinci kez işçiler Rusya’da iktidarı ellerine almışlardı. Bu kez tarihten dersler çıkartmış ve sınıfına kılavuzluk edecek güçlü bir partileri vardı. İlk alınan karar savaştan çekilmek oldu. Tüm dünya işçilerine seslendiler, artık Rusya İmparatorluğu yoktu. Bu topraklarda işçiler iktidarı almış ve tüm dünya işçilerine barış elini uzatmışlardı. Cephelerdeki başka ülkelerin askerlerine şöyle sesleniyorlardı: “Sınıf kardeşlerimiz, birbirimizle değil bizi sömürenlerle savaşalım. Silahlarımızı siz kardeşlerimize değil, kendi egemenlerimize çevirdik biz. Siz de kendi egemenlerinize çevirin, bu savaş son bulsun.”
Rusya işçi sınıfı iktidarı alarak tüm dünyadaki ezilen sınıflar için devrim kapısını aralamıştır. Tüm dünya işçilerine hem bunun başarılabileceğini göstermiş hem de sınıf kardeşlerini bu kavgaya davet etmişlerdi. Artık dünya eskisi gibi olmayacaktı, nasırlı ellerin yumruğu tam da paylaşım savaşının ortasında egemenlerin tepesine inmişti. İşçi sınıfı iktidarının simgesi olan kızıl bayrağı siperlerde dalgalandırıp savaşın gidişatını değiştirdi.
Rusya’daki işçi devrimi tüm dünyada yankı buldu. Ezilenlerin yüreğinde bir kıvılcım olup yanmaya başladı. Savaşın sürdüğü yerlerde ve işgal edilen topraklarda ayaklanmalar yaşanmaya başladı. Bu durumdan korkuya kapılan egemenler devrimin kendi iktidarlarını yıkmasını engellemek için daha dünyayı tam paylaşamadan savaşı bitirmek zorunda kaldılar. İşçi iktidarı 1. Dünya Savaşının sonunu getirmiş oldu. Emperyalist işgal altındaki topraklardaki bağımsızlık mücadeleleri ise işçi iktidarından güç alarak sürmeye devam etti.
Ne yazık ki bu güçlü ayağa kalkış bir dünya devrimiyle taçlanamadı. Fakat elde ettiği kazanımlar tüm dünya işçilerine geleceğin dünyasını gösterdi. Başarısı burjuvaziye korku saldı ve Rusya’da işçilerin elde ettikleri bazı hakları işçilere vermek zorunda bıraktı. İşçilerin nasırlı ellerinin yumruğu tam zamanında inmişti ama son yumruğu bu olmayacaktı.
Yıl 2026. Kapitalizmin dünyadaki egemenliği devam ediyor ve topluma bolluk, bereket, zenginlik, özgürlük, yaşanası bir hayat değil bir cehennem sunuyor. Küçük bir azınlık zenginlik ve sefahat içinde yaşarken, toplumun çoğunluğu yoksulluk ve yoksunluk içinde. Dünyamız üçüncüsünü yaşadığı emperyalist paylaşım savaşının alevleri içinde yanıyor. Emperyalist-kapitalist güçler kendi çıkarları için savaşları körüklüyor, şehirleri bombalıyor, yakıyor, yıkıyor. Otoriter faşist liderler savaşı harladıkça harlıyorlar. Yaşadığı şehirler yerle bir edilen işçiler, emekçiler doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalıyorlar. Yani dünyamız kapitalistlerin elinde bir yok oluşa doğru sürükleniyor.
Barış ezilen sınıfların en önemli ve yakıcı ihtiyaçlarından biri olmaya devam ediyor. “Dünyaya Barış İşçilerle Gelecek” sloganı en önemli çağrılarımızdan biri olarak dilimizden düşmüyor. Ekim Devrimi ile işçiler nasıl dünya savaşının sonunu getirdilerse bugün de dünya işçi sınıfı olarak aynı yoldan yürümeliyiz. Emperyalist savaşın sonunu getirmeliyiz. Dünya meydanları bu savaşın son bulması için mücadele eden insanlarla doluyor. Her geçen gün öfke daha da büyüyor.
Ekim 1917’de işçiler Lenin liderliğindeki Bolşeviklerle beraber iktidarı alıp bize yolu gösterdiler. Bugün dünya işçi sınıfının ihtiyacı da tam da bu: dağınıklığını bitirip birleştirecek, kafa karışıklığına son verip hedefe kilitleyecek, işçi sınıfına umut verecek bir örgütlülüğün büyüyerek yol göstermesi! Ekim Devrimi sosyalizm mücadelesinde karşı karşıya kaldığımız soruların çözümünü bulmamızı sağlayan örneklerden biri olarak hafızamızda yer etmeli. İşçi sınıfı tarihinin en değerli sayfalarından bir olan Ekim Devrimi yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
link: Kocaeli’den MT okuru bir emekli işçi, Yıl 1917: Nasırlı Ellerin Burjuvaziye Yumruğu! , 7 Kasım 2026, https://marksist.net/node/8864
Rejimin Yemen Seferi



